Görsel: Abdelkader Cheref, resmî bilgilere duyulan güvensizlik göz önüne alındığında birçok kişinin son yangınların devletin başarısızlıklarından mı yoksa yetkililerin iddia ettiği gibi kasıtlı kundaklamalardan mı kaynaklandığını anlaşılır biçimde sorguladığını yazıyor. [GETTY]

Geçen hafta Cezayir’in kuzeyini kasıp kavuran, durmaksızın art arda çıkan ve hızla yayılan orman yangınları çok sayıda insanın ölümüne, onlarca kişinin yaralanmasına ve binlerce kişinin yerinden edilmesine yol açarken geniş ormanlık alanları ve tarım arazilerini harap etti.

Felaket boyutundaki yangınlar, Mağrip bölgesini etkisi altına alan yoğun ve uzun süreli sıcak hava dalgası sırasında çıktı. Sıcaklıkların tehlikeli seviyelere ulaşması, alevlerin hızla yayılması için son derece elverişli koşullar yarattı.

Yangınlar, 26-30 Ağustos tarihleri arasında birçok dağlık ve kıyı vilayetini etkisi altına aldı; en ağır yıkım Jijel, Tizi-Ouzou ve kıyı bölgesi Béjaïa’da yoğunlaştı.

Yetkililer, bu yıl temmuz ayında ülke genelinde yaklaşık 2.000 yangın kaydetti. Son dönemde yaşanan yıkımın boyutları, Béjaïa çevresindeki orman yangınlarının 30’dan fazla kişiyi öldürdüğü, yüzlerce evle birlikte binlerce hektarlık araziyi yok ettiği Temmuz 2023’ü hatırlatıyor.

Ordu birliklerinin desteklediği Sivil Savunma ekipleri, bu hafta doğudaki vilayetlerde 154 orman yangınıyla mücadele etmeyi sürdürüyor; geniş ormanlık alanlar kül olmuş durumda.

Şiddetli rüzgârların körüklediği ve hızla yayılan orman yangını, yerleşim bölgelerine doğru süratle ilerleyerek onlarca aileyi tahliyeye zorladı ve yangından ağır etkilenen bölgelerde yolların tamamen kapatılmasına yol açtı.

İçişleri Bakanlığı, krizin başladığı ağustos ayı sonlarında yayımladığı ilk açıklamalardan birinde Jijel’de 12 kişinin öldüğünü bildirdi. Hükümet bu sırada üç günlük ulusal yas ilan etti.

Gerçeklere güven yok

Tam anlamıyla Stalinist bir geleneği sürdüren ve sıkı devlet denetimi altında faaliyet gösteren özel ve kamuya ait medya kuruluşları, hükümet bakanlarının sahadaki varlığına ve devlet kurumlarının mağdurlara yardım etme çabalarına dikkat çekerken yalnızca 12 kişinin öldüğünü bildirmeye devam etti.

Ancak ölü sayısının daha yüksek olduğu düşünülüyor.

Örneğin Associated Press, Ouled Riyah dağ köyünde aynı aileden 12 kişinin öldüğünü ve üç kişinin hâlâ kayıp olduğunu bildirdi. Teğmen Djabri Said, AP’ye şunları söyledi: “Sivil Savunmada 40 yıldır çalışıyorum. Daha önce yangınlarla mücadele ettik ancak böylesine büyük bir insani, çevresel ve maddi felaketle ilk kez karşılaşıyoruz. Yüzlerce kişi öldü.”

Bağımsız haber kuruluşları, şiddeti bakımından benzeri görülmemiş olarak tanımlanan orman yangınlarında 200’den fazla kişinin öldüğünü tahmin ediyor.

Bir belediye veri tabanı, yangınlarda hayatını kaybeden 70’ten fazla kişiyi kayda geçirerek doğru bir resmî ölü sayısının bulunmadığı ortamda felaketin boyutlarına nadiren rastlanan bir bakış sunuyor. Kurtarma ve iyileştirme çalışmaları sürerken yerel kayıtların hükümet verilerindeki boşlukları doldurduğu açıkça görülüyor.

Nitekim daha geçen ay bir yetimhanede çıkan ölümcül yangın 11 kişinin hayatına mal olduğunda yetkililer, zamanlarını trajedinin gerçek nedenlerini ve sorumlularını gizli tutmaya çalışarak geçirdi. Çoğu çocuk olan insanların öldüğü bu korkunç olayın ayrıntılarını sosyal medyada paylaşmak sıradan insanlara kaldı.

Resmî bilgilere duyulan güvensizlik göz önüne alındığında birçok kişi, son yangınların devletin başarısızlıklarından mı yoksa yetkililerin iddia ettiği gibi kasıtlı kundaklamalardan mı kaynaklandığını anlaşılır biçimde sorguluyor.

Bağımsız gazeteciler ve muhalefet temsilcileri de kurumsal ihmalin ve sistematik planlama yetersizliğinin krizi ağırlaştırdığını öne sürerek giderek daha fazla kamu görevlilerini suçluyor.

Sorumluluktan kaçmak

Yetkililer yıllardır devlete ait, faal durumdaki bir Canadair yangın söndürme uçağı filosuna yatırım yapmaktan kaçınarak bunun yerine kısa süreli uçak kiralamalarından ve yabancı ülkelerden yardım taleplerinden oluşan parçalı bir stratejiye bel bağladı.

Tartışmalı Batı Sahra bölgesi nedeniyle İspanya’yla yaşanan diplomatik anlaşmazlığın ardından karar alıcılar, İspanyol bir üreticiden yedi yangın söndürme uçağı satın alınmasına ilişkin anlaşmayı iptal etti.

Küresel iklim kuruluşlarına göre Mağrip’in her on yılda yaklaşık 0,43°C’lik hızla, giderek daha çabuk ısındığı inkâr edilemez. Sıcaklıklardaki bu hızlı yükseliş, küresel emisyonların yükünü Cezayir’in omuzlarına bindirerek ülkenin iklim karşısındaki kırılganlığını daha da ağırlaştırdı.

Bu durum, Abdülmecid Tebbun’un temel savı ve hükümetinin ihmallerinden kaynaklanan sorumluluğu başka yöne çekmek için kullandığı söylemsel bir araç oldu.

Tebbun; Fransa, İtalya ve İspanya’nın da aralarında bulunduğu Akdeniz ülkelerini etkisi altına alan sıcak hava dalgasına işaret ederek iklim değişikliğinin giderek daha kurak koşullara katkıda bulunduğunu savundu.

Bu kesinlikle doğru olsa da söyleminde yer vermediği gerçek; haritalandırılmamış ormanlık araziler, çağdışı yönetim anlayışı ve birbirinden kopuk bürokratik yapıların zehirli bir bileşiminin de en kötü sonuçların önlenmesine yönelik çabaları baltaladığıdır.

Rejimin başarısızlığının apaçık ortada olduğu bellidir.

Yanlış öncelikler

Önceliklerin başka alanlarda olduğu da açıkça görülüyor. Örneğin Cezayir, bölgesel güvenlik riskleriyle orantısız büyüklükte kapsamlı bir askerî yığınak yapmayı sürdürüyor. Dünyanın en büyük beşinci silah alıcısı ve Afrika’nın en büyük silah ithalatçısı olması da bu durumu daha da pekiştiriyor.

Bu harcama çılgınlığının merkezinde ordunun ülke tarihinde oynadığı başat rol bulunuyor. Rejimin ayakta kalma kaygısı da bu yığınağı açıklamaya yardımcı oluyor ve savunma harcamalarının ülke içindeki en önemli önceliklerden biri olmasını sağlıyor.

Elbette bu durum; yaygın kamu yolsuzluğu, sistematik vergi kaçakçılığı, zimmete para geçirme, rüşvet ve ciddi genç işsizliği krizi gibi acil sosyoekonomik sorunlar pahasına gerçekleşiyor. Ülke aynı zamanda hızla yükselen enflasyon ve yetersiz kritik altyapıyla mücadele ediyor.

Bununla birlikte Cezayir hükümetinin afetlere hazırlık düzeyine yönelik kamuoyu incelemesi giderek artıyor. Cumhurbaşkanı, yangından etkilenen ailelere tazminat ödenmesini ve hasar gören evlerle temel hizmetlerin yeniden işler hâle getirilmesini emretmiş olsa da kundakçıların suçlanmasına ve daha sert yargısal işlemlerle tehdit edilmesine büyük ağırlık veriliyor. Tebbun, yangınları çıkarmaktan hüküm giyenler için idam cezasının yeniden yürürlüğe konulmasını isteyecek kadar ileri gitti.

Yetkililer, uzun vadeli ekolojik yönetim sorunlarını ele almak yerine sert kolluk tedbirlerine öncelik veriyor. Ancak hükümet, sorumluluğun başka yöne çekildiğini dile getiren ve Cezayir halkıyla topraklarını koruma konusundaki sistematik devlet başarısızlıklarını suçlayan kamuoyu bilincinin boyutunu ya hafife alıyor ya da görmezden geliyor.

 

Kaynak: The New Arab