Görsel: Yoav Litvin’in aktardığına göre İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir, Filistinli mahkûmları gözetmek amacıyla Ketziot Cezaevi’nin etrafının Nil timsahlarıyla (Crocodylus niloticus) dolu bir hendekle çevrilmesini önerdi. [GETTY]

7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail hükümeti bir rahatlama hissi yaşadı. Artık Filistinlileri insan olarak önemsiyormuş gibi davranmasına gerek kalmadığına ve onları yok etme ve mülksüzleştirme politikasını açıkça sürdürebileceğine inanıyordu. Bunlar iki faktöre dayanıyordu: ABD’nin emperyal desteği ve ona tâbi Batılı hükümetler tarafından güvence altına alınan uluslararası cezasızlık ile onlarca yıldır beslenen ve toplumun geneline yayılan İsrail içindeki soykırımcı coşku.

Mülksüzleştirmeye verilen destek; yönetici sınıfın iç ve dış gruplar arasında ayrışmayı körüklemesine, korku yaymasına ve propaganda yapmasına, bunun yanı sıra saldırganlığın ödüllendirilmesine dayanır. Bu ödüller arasında toprak ve diğer kaynaklar gibi maddi kazanımlar, daha yüksek toplumsal statü ve oluşturulan dış gruba yönelik saldırganlıkta cezasızlık bulunmaktadır. Korku ve ödülün bu şekilde manipüle edilmesi, toplumları soykırımı normal, hatta haklı bir şey olarak kabul etmeye şartlandırır; çünkü nörolojik olarak çalmaya programlanmış hâle getirilmişlerdir.

Bu dinamiğin en son örneği, İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’in Filistinli mahkûmları gözetmek amacıyla Ketziot Cezaevi’nin çevresini Nil timsahlarıyla (Crocodylus niloticus) dolu bir hendekle çevirmeyi önermesiyle ortaya çıktı.

Kim bilir, belki timsahlar da yeni gelen yerleşimcilere sunulana benzer bir sosyal haklar paketiyle cezbedilir. Ne de olsa her ikisi de Siyonist sınır hattının güvenliğini sağlamaya yardımcı olmak üzere görevlendiriliyor.

Sürüngen beynine hitap

Nil timsahları son derece güçlü çenelere sahip, fırsatçı etoburlardır; boyları 6,1 metreye (20 feet) kadar ulaşabilir ve ağırlıkları 450 kilogramı (1.000 pound) aşabilir. Genellikle su kenarlarında avlarını pusuya düşürür, ardından büyük hayvanları — insanlar da dâhil — etkisiz hâle getirmek için “ölüm dönüşü” gerçekleştirirler. Timsahlar yiyeceklerini çiğneyemedikleri için bu dönüş, kemikleri kırmak, eti parçalamak ve talihsiz kurbanı yutulabilecek büyüklükte lokmalara ayırmak için kullandıkları temel mekanik yöntemdir.

Ben Gvir’in Donald Trump’ın başarısız “Alligator Alcatraz” projesini taklit eden önerisi, trajik biçimde hiciv olmaktan çok uzaktır. Nitekim Ulusal Güvenlik Bakanlığı, yapımı devam eden hendeklerin inşası için yaklaşık 7 milyon dolarlık bütçe ayırmıştır. Buna sürüngenlerin uzun vadeli bakım ve gözetimine yönelik planlar da dâhildir.

Ancak plan şimdilik askıya alındı; bunun sebebi, bir “ölüm dönüşü” de dâhil olmak üzere böylesine barbarca cezalandırma yöntemlerine maruz kalabilecek Filistinlilere yönelik kaygılar değil, hayvanların refahına ilişkin endişelerdir.

Timsah önerisi, tahakküm ve insanlıktan çıkarma sistemlerinin toplumları, özellikle de iç grup hiyerarşisinin alt basamaklarında bulunanları, yönetici sınıfın mülksüzleştirme faaliyetlerine hizmet ederken zulümden haz elde edecek şekilde nasıl şartlandırdığına dair çarpıcı bir pencere sunuyor.

7 Ekim’den bu yana uygulanan birçok İsrail politikası gibi bu öneri de tahakküm, korku, aşağılama, intikam ve schadenfreude (başkasının acısından haz duyma) gibi beynin duygusal/limbik sistemi ve onunla bağlantılı sinirsel yollarla — halk arasında “sürüngen beyni” olarak adlandırılan yapıyla — ilişkilendirilen en ilkel dürtüleri ödüllendirmek üzere tasarlanmış bir siyasi gösteri işlevi görüyor.

Siyonist yönetici sınıflar Gazze, Lübnan ve Suriye’de toprak ve kaynak gaspına girişirken Ben Gvir, aşağı gördükleri insanları aşağılamanın ve istismar etmenin kendilerine psikolojik bir tatmin sağladığı kesimlere hitap ederek onların üstünlük duygusunu pekiştiriyor.

Timsahların görevlendirilmesi aynı zamanda oy toplamaya yönelik siyasi bir gösteri, zulmü bir erdem olarak kutlamaya şartlandırılmış İsrail kamuoyu için bir dopamin sağlama sistemi işlevi görüyor. Bu soykırımcı ortamın içinde Ben Gvir zirvede hüküm sürüyor ve gözünü sıkı sıkıya başbakanlık makamına dikmiş hâlde İsrail’in siyasi hiyerarşisinde yükseliyor.

Richard H. Smith’in The Joy of Pain: Schadenfreude and the Dark Side of Human Nature adlı eserinde ayrıntılı biçimde ortaya koyduğu üzere, failler arasında tekrar tekrar görülen bir tema, birçoğunun geçmişte kendilerinin de kötü muameleye maruz kalmış olması ve bunun karşılığını vermek için fırsat kollamalarıdır. Ancak İsrail toplumunda bu durum toplumun geneline yayılmaktadır; insanlar, Siyonizm ile Yahudiliğin birbirine eşitlenmesiyle pekiştirilen bir mağduriyet zihniyetini benimsemeye teşvik edilmektedir. Bu zihniyet, Holokost’tan Siyonist baskı ve sömürgeciliğe karşı Filistin direnişinin bağlamından koparılmasına kadar dünya Yahudilerinin tarihsel deneyimlerinden beslenmektedir.

 

Gerçekten de schadenfreude, yani başkasının acısından haz duyma, yönetici sınıfın toprak ve diğer kaynakları gasp etmesine hizmet eden saldırganlığın ucuz bir ödülü işlevi görmektedir. Bu durum, özellikle 7 Ekim’den bu yana İsrail askerlerinin sergilediği utanmaz ve neşeli sadizmde açıkça görülmektedir. Emperyal ve ülke içindeki cezasızlık ortamı, bu davranışların hesabının sorulmayacağını vaat ederek bunlara izin vermekte, hatta teşvik etmektedir.

Bağlanmış ve gözleri kapatılmış Filistinli sivillerin, yanlarında gülümseyen İsrail askerleriyle birlikte çekilmiş fotoğrafları, flört uygulamaları da dâhil olmak üzere bir tür sosyal itibar aracı olarak dahi kullanılmıştır.

İnsanlıktan çıkarma ve iyileşme

Martinikli psikiyatrist, yazar ve devrimci düşünür Frantz Fanon, sömürgeciliğin hem ezileni hem de ezen kişiyi nasıl insanlıktan çıkardığını analiz etmiş; ezenin insanlıktan çıkmasının, ezilene uyguladığı aşağılama ve istismar yoluyla kendisini gösterdiğini ortaya koymuştur.

Yerli toplumun yok edilmesine katılmak, ezenin insanlıktan çıkmasının en açık örneğidir. Bu süreç, ezilenlerin fiziksel varlığını yok ederken, ezenin de onu insan yapan şeyi, yani ırksal, cinsiyete dayalı ve sonradan inşa edilmiş diğer ayrımların ötesinde empati kurabilme yeteneğini terk etmesi yoluyla kendi insanlığını aşındırır.

Timsah meselesi, İsrailli Siyonist toplumun gasp uğruna insanlığından ne ölçüde vazgeçtiğini ve yönetici sınıfının kendi açgözlülüğüne hizmet etmek amacıyla empatiyi bastırırken korku ve ödüle dayalı ilkel “sürüngen” sinirsel süreçlere nasıl hitap ettiğini göstermektedir.

Yaklaşık üç yıldır devam eden Siyonist saldırı, Filistin halkına yönelik her türlü empati izini durmaksızın yok etmiş; onun yerine giderek artan bir insanlıktan çıkarma anlayışını, Filistinlilerin kültürüne, tarihine ve varlığına yönelik tiksintiyi ve onların acılarından duyulan hazzı yerleştirmiştir. Geriye kalan, ırkçılığın, sömürgeci gaspın ve kapitalist bireyciliğin bir kimliğin temel unsurları olarak yüceltildiği, ahlaki yozlaşma ve zulme doğru sonu gelmeyen bir düşüştür. Bu yapıdan çıkış ise ağır toplumsal ve fiziksel cezalandırma tehditleriyle aktif biçimde engellenmektedir.

Tahakküm sistemleri tam da buna dayanır: İnsanları, şartlandırılmış olan şeyin “doğal” olduğuna ve dolayısıyla değiştirilemeyeceğine, aksi takdirde sonuçlarına katlanacaklarına ikna etmek. Oysa şartlandırılarak öğrenilen şeyler unutulabilir; tahakküme göre şekillendirilmiş olan yapı da tahakkümü ayakta tutan toplumsal hiyerarşilerin yeniden yapılandırılması yoluyla empatiye, dayanışmaya ve ortak direnişe doğru yeniden şekillendirilebilir.

Tarihçi Ilan Pappé ile birlikte yakında yayımlanacak olan Wired to Steal: Zionism and the Shaping of the Western Mind (Çalmak Üzere Programlanmış: Siyonizm ve Batılı Zihnin Şekillendirilmesi) adlı kitabımın temel savı tam olarak budur: Siyonizm de dâhil olmak üzere tahakküm sistemlerinin insanları başkalarının mülksüzleştirilmesine katılmaya, hatta bundan haz ve ödül duygusu elde etmeye şartlandırdığı davranışsal ve nörolojik mekanizmaların incelenmesi ve aynı zamanda bu şartlandırmanın nasıl tersine çevrilebileceğinin ortaya konulması.