Görsel: İspanya İç Savaşı sırasında hazırlanmış Franco yanlısı bir propaganda afişi.
Kaynak: Album

1936 yılında başlayan İspanya İç Savaşı, sadece İspanya'nın kaderini değiştiren bir olay değildi. Pek çok tarihçiye göre bu savaş, birkaç yıl sonra patlak verecek olan İkinci Dünya Savaşı'nın adeta bir provasıydı.

Sovyet yazar İlya Ehrenburg bu gerçeği şu sözlerle anlatır:

"Bazı insanlar için hayat 22 Haziran 1941'de, bazıları için 3 Eylül 1939'da, diğerleri için ise 18 Temmuz 1936'da ikiye ayrıldı."

1941, Nazi Almanyası'nın Sovyetler Birliği'ni işgal ettiği gündür. 1939 ise İngiltere ve Fransa'nın Almanya'ya savaş ilan ederek İkinci Dünya Savaşı'na resmen girdiği tarihtir. Ehrenburg ise bunlardan da önce, 18 Temmuz 1936'yı işaret eder. Çünkü ona göre Avrupa'da faşizme karşı savaş aslında İspanya İç Savaşı ile başlamıştı.

Avrupa'nın ilk büyük hesaplaşması

1936'da General Francisco Franco, demokratik yollarla seçilmiş İspanya Cumhuriyeti hükümetine karşı askerî darbe başlattı. Böylece yaklaşık üç yıl sürecek olan kanlı iç savaş başladı.

Bu savaşta yaklaşık yarım milyon insan hayatını kaybetti. Ancak savaşın önemi sadece ölü sayısıyla sınırlı değildi. Çünkü Almanya ve İtalya Franco'yu desteklerken, dünyanın birçok ülkesinden gelen gönüllüler Cumhuriyet hükümetinin yanında savaştı.

Bu gönüllüler "Uluslararası Tugaylar" adı verilen birliklerde toplandı. Aralarında İngilizler, Fransızlar, Amerikalılar, Almanlar, Polonyalılar ve daha birçok milletten insanlar vardı. Çoğu asker bile değildi. Öğretmenler, işçiler, doktorlar ve öğrenciler eski silahlarla faşizme karşı savaşmaya gelmişti.

İngiltere'den gelen ilk gönüllüler arasında Londra'nın East End semtinde yaşayan Yahudi terziler de bulunuyordu. Onlar aslında bisiklet gezisi için İspanya'ya gitmişti. Ancak savaş başlayınca geri dönmeyip cephede savaşmayı tercih ettiler.

Yahudiler neden bu savaşta ön plandaydı?

Uluslararası Tugaylarda Yahudilerin nüfuslarına oranla oldukça fazla yer almasının önemli sebepleri vardı.

1930'lu yıllarda Avrupa'nın birçok ülkesinde antisemitizm, yani Yahudi düşmanlığı hızla yükseliyordu. Birçok Yahudi, kendi ülkelerinde bu ayrımcılığa karşı en kararlı mücadeleyi Komünist Partilerin verdiğine inanıyordu. Bu nedenle İspanya'daki savaşı sadece İspanya'nın değil, kendi geleceklerinin de mücadelesi olarak görüyorlardı.

Buna rağmen hem Sovyetler Birliği'nin yönlendirdiği Komintern tarafından hem de bazı Yahudi cemaat liderleri tarafından eleştirildiler. Çünkü birçok kişi bu savaşın Yahudileri "devrimci" veya "yıkıcı" olarak göstereceğinden endişe ediyordu.

Franco'nun dünyaya bakışı

İspanya tarihinin en önemli araştırmacılarından Paul Preston'a göre Franco'nun düşünce dünyasının merkezinde büyük bir komplo inancı vardı.

Franco, Yahudilerin, masonların ve Bolşeviklerin birlikte hareket ederek Hristiyan medeniyetini yıkmaya çalıştığına inanıyordu. Ona göre İspanya İç Savaşı sadece siyasi bir mücadele değil, aynı zamanda dinî bir savaştı.

Bugün tarihçiler bu iddiaların hiçbir gerçek temele dayanmadığını kabul etmektedir. Buna rağmen bu komplo teorileri, 1930'lu yıllarda Avrupa'nın birçok aşırı sağ hareketi tarafından yaygın biçimde kullanılıyordu.

İlginç olan ise o yıllarda İspanya'da yaşayan Yahudi sayısının altı binden bile az olmasıydı. Üstelik bunların önemli bir kısmı Almanya'dan kaçan Yahudi mültecilerdi.

Antisemitizm nasıl yayıldı?

1930'larda İspanya'daki milliyetçi sağ partiler, Cumhuriyet hükümetini itibarsızlaştırmak için sürekli Yahudi ve mason komplolarından söz ediyordu.

Hitler'in Kavgam adlı kitabı İspanyolcaya çevrildi. Sahte olduğu yıllar sonra kesinleşen Siyon Bilgelerinin Protokolleri adlı antisemitik propaganda metni de geniş kitlelere ulaştırıldı.

Katolik Kilisesi'nin önemli bir bölümü de Franco'yu destekledi. İç savaş sırasında İspanyol piskoposlarının büyük çoğunluğu Franco lehine açıklamalar yaptı ve savaşı Hristiyanlığın savunulması olarak tanımladı.

Franco ve Reconquista

Franco, kendi mücadelesini Orta Çağ'daki Reconquista hareketiyle özdeşleştiriyordu.

Reconquista, Müslümanların yüzyıllar boyunca yönettiği Endülüs'ün Hristiyan krallıklar tarafından yeniden ele geçirilmesi sürecine verilen isimdir. 1492'de Granada'nın düşmesiyle bu süreç tamamlanmış, aynı yıl Yahudiler de İspanya'dan sürgün edilmişti.

Franco, kendi rejimini bu tarihî mirasın devamı olarak sunuyor; "Yeni İspanya"nın Katolik, milliyetçi ve tek kimlikli bir devlet olması gerektiğini savunuyordu.

İkinci Dünya Savaşı sırasında Franco

İspanya resmen İkinci Dünya Savaşı'na katılmadı. Ancak Franco yönetimi Nazi Almanyası'na büyük ölçüde yakın durdu.

Yahudi mültecilerin önemli bir kısmının İspanya'ya girişine izin verilmedi. Alman filozof Walter Benjamin, Fransa'dan kaçıp İspanya'ya geçemeyeceğini anlayınca intihar etti.

Bununla birlikte bazı İspanyol diplomatlar, Madrid'den gelen emirleri dinlemeyerek binlerce Yahudinin hayatını kurtardı. Bu kişiler bugün "Uluslararası Dürüstler" arasında anılmaktadır.

Savaş bittikten sonra ne oldu?

1945'te Nazi Almanyası yenildi. Ancak Franco iktidarda kalmayı başardı.

Bunun en önemli nedeni Soğuk Savaş'ın başlamasıydı. ABD ve Batı Avrupa ülkeleri artık Sovyetler Birliği'ni en büyük tehdit olarak görüyordu. Bu nedenle antikomünist bir yönetim olan Franco rejimiyle iş birliği yapmayı tercih ettiler.

1950'li yıllarda ABD, İspanya'da askerî üsler kurdu ve Franco yönetimi uluslararası sistemin bir parçası hâline geldi.

Ancak Paul Preston'ın aktardığına göre Franco, ölümüne kadar Yahudiler ve masonlar hakkındaki komplo teorilerine inanmaya devam etti. Holokost'un boyutunu küçümsedi ve savaş sonrasında da antisemitik yazılar kaleme aldı.

Kilise içinde değişim

Savaş yıllarında bazı Katolik din adamları Yahudilerin kurtarılması için büyük çaba gösterdi. Bunlardan biri Angelo Roncalli idi.

Roncalli daha sonra Papa XXIII. Ioannes oldu ve Katolik Kilisesi'nin Yahudilere bakışını kökten değiştiren reformlara öncülük etti. 1965 yılında yayımlanan Nostra Aetate belgesiyle Katolik Kilisesi, yüzyıllardır süregelen birçok antisemitik yaklaşımı resmen reddetti.

Sonuç

İspanya İç Savaşı, yalnızca İspanyollar arasında yaşanmış bir iktidar mücadelesi değildi. Bu savaş, faşizm ile demokrasi, otoriterlik ile özgürlük ve nefret ideolojileri ile çoğulcu toplum anlayışı arasındaki ilk büyük Avrupa çatışmasıydı. Aynı zamanda İkinci Dünya Savaşı'nda yaşanacak birçok gelişmenin de habercisi oldu. Franco'nun iktidarı, Avrupa'da faşist düşüncenin en uzun ömürlü örneklerinden biri olarak 1975 yılına kadar varlığını sürdürdü. Bu nedenle İspanya İç Savaşı'nı anlamak, yalnızca İspanya'nın değil, 20. yüzyıl Avrupa tarihinin tamamını anlamak açısından büyük önem taşımaktadır.