Fotoğraf 1: 16 Temmuz 2026'da Johannesburg'un Alexandra ilçesinde düzenlenen göçmen karşıtı protesto yürüyüşü.
Güney Afrika'da göçmen karşıtı ve yabancı düşmanı (Afrofobik) protesto hareketi, kampanyanın ekonomi ve ülkenin Afrika kıtasındaki itibarı üzerindeki olumsuz etkilerine rağmen, ülkedeki tüm belgesiz göçmenler ayrılıncaya kadar yürüyüşlerini sürdüreceklerini açıkladı.
March and March (Yürü ve Yürü) Hareketi, belgesiz göçmenlerin ülkeyi terk etmesi için 30 Haziran tarihini son gün olarak ilan etmişti. Ancak uygulamada, şiddet yanlısı sivil grupların hedefi esas olarak, yasal statülerine bakılmaksızın, işçi sınıfından Afrikalı göçmenler oldu.
Buna karşılık, resmî geri dönüş rakamlarına göre 160 binden fazla kişi, kendi hükümetlerinin desteğiyle ülkelerine döndü. Bunun dışında çok sayıda kişi kendi imkânlarıyla geri döndü; bazıları yalnızca eşlerini ve çocuklarını gönderdi, bazıları ise Güney Afrika içinde daha güvenli bölgelere taşındı.
Kendisini bir sivil toplum hareketi olarak tanımlayan March and March, 4 Kasım'da yapılacak yerel seçimler öncesinde eylemlerinin temposunu artırmayı planlıyor. İktidardaki Afrika Ulusal Kongresi (ANC) partisinin zayıfladığı bir dönemde, hareket göç meselesini seçim kampanyasının temel gündem maddesi hâline getirmeyi hedeflediği için bu seçimler bir dönüm noktası olabilir.
Hareketin sözcüsü Sandile Dube, The New Humanitarian'a yaptığı açıklamada şöyle dedi:
"Varlığımızı güçlü bir şekilde hissettireceğiz. Biz bu ülkeyi düzeltiyoruz ve ancak Güney Afrika'daki her iş Güney Afrikalı biri tarafından doldurulduğunda durabiliriz."
Ancak bu yaklaşım, Güney Afrika ekonomisinde yaklaşık 3 milyon göçmenin ne kadar önemli bir yer tuttuğunu göz ardı ediyor. Resmî verilere göre göçmenler ülke nüfusunun yüzde 4'ünden daha azını oluşturuyor. Belgesiz göçmenlerin sayısı konusunda ise ortak kabul gören bir rakam bulunmuyor.
Soweto'nun Diepkloof bölgesinde yaşayan Maggie Mpharana, yaklaşık on yıl önce garajını Somalili tüccar Harun Gebrelasse'ye kiraladı. Gebrelasse burayı mahallede spaza shop olarak bilinen küçük bir bakkala dönüştürdü.
Gebrelasse her ay yaklaşık 180 dolar kira ödüyor ve okulda olmadığı zamanlarda Mpharana'nın ergenlik çağındaki oğlunu yanında çalıştırıyordu.
Ancak haziran ayında göçmen karşıtı gruplar, geçerli vizesi ve iş yeri ruhsatı bulunmasına rağmen Gebrelasse'yi dövdü ve dükkânını yağmaladı. İki gün sonra tekrar geldiler ve çıkan bir tartışmanın ardından dükkânı ateşe verdiler.
Mpharana ise yaşananlara şu sözlerle tepki gösterdi:
"Bunun ülkeyi nasıl düzelttiğini anlamıyorum."

otoğraf 2: 30 Haziran 2026'da, otobüslerle ülkelerine dönmeye hazırlanmak üzere Malavi Konsolosluğu binasının önünde toplanan belgesiz Malavili göçmenler.
Güney Afrika’da göçmenlerin tutunma mücadelesi
Spaza dükkânları, Güney Afrika’nın şehir mahallelerinin dokusuna işlemiş durumda. Neredeyse her sokak başında bulunuyorlar, günün her saatinde açık kalıyorlar, temel ev ihtiyaçlarını küçük ve uygun fiyatlı miktarlarda satıyorlar ve en önemlisi, düzenli müşterilerine veresiye imkânı sağlıyorlar. Bu ekonomi bütünüyle siyahların mülkiyetinde bulunuyor ve çoğu şehir mahallesinden uzun bir otobüs yolculuğu uzaklığındaki büyük alışveriş merkezleri ile resmî perakende alanlarından ayrı bir yapı oluşturuyor.
Ülkedeki tahminen 150 bin ila 200 bin spaza dükkânının yaklaşık 3 milyon kişiye istihdam sağladığı ve Güney Afrika’nın gayrisafi yurtiçi hasılasına yüzde 5’in biraz üzerinde katkıda bulunduğu hesaplanıyor. Aynı zamanda üreticileri, toptancıları ve nakliyecileri birbirine bağlayan bir değer zincirinin parçası olarak paranın yerel ekonomi içinde dolaşmasını sağlıyorlar.
Bu dükkânların sahiplerinin büyük çoğunluğu Somalili veya Etiyopyalı. Bunlardan biri olan Bayene, 2011 yılında Güney Etiyopya’dan kara yoluyla, zorlu ve tehlikeli bir göç rotasını aşarak Güney Afrika’ya geldi ve sığınma başvurusunda bulundu.
Yolculuğunu finanse eden bir akrabasının spaza dükkânında çalışmaya başladı. 2015 yılında Soweto’da kendi dükkânını açabilecek duruma geldi. Bu, dünyanın pek çok yerinde görülen ilk kuşak göçmenlerin tipik hikâyesiydi: çok çalışma ve fedakârlık. Ancak şimdi işini bırakıp bırakmama konusunda kararsız.
“Ev sahibim beni çıkarmak istemiyor, beni koruyor. Ama bazı ev sahipleri kendilerini kurtarmak için boyun eğdi.”
Bayene, diğer dükkân sahipleriyle birlikte özel güvenlik şirketleriyle koruma sağlamak üzere görüşmeler yürütüyor. Ancak pek çok esnaf dükkânını kapatmayı tercih etti ya da kapatılmaya zorlandığını söylüyor. Bayene’ye göre March and March hareketinin son taktiği, yabancı kiracılarını evden çıkarmazlarsa mülklerinin ateşe verileceği yönünde ev sahiplerini tehdit etmek.
Bayene, The New Humanitarian’a şöyle dedi:
“Ev sahibim beni çıkarmak istemiyor, beni koruyor. Ama bazı ev sahipleri kendilerini kurtarmak için boyun eğdi.”
March and March sözcüsü Dube ise hareketin şiddeti tasvip etmediğini savunmakla birlikte, “Güney Afrikalılar artık bir arka odayı ya da evi yasa dışı bir yabancıya kiralamanın suç olduğunu öğrendi” dedi.
Yalnızca adını veren Shuab, Soweto’da bölgedeki yüzlerce spaza dükkânına mal tedarik eden beş toptancı işletmesinden birini yöneten Somalili bir göçmen.
“Son üç aydır işler düşüyordu; şu anda çok daha kötü. Hatta kaçıp giden bazı dükkân sahiplerinin mallarını ben depoluyorum.”
Shuab, 2010 yılında Güney Afrika’ya mülteci olarak geldi. Birbirine sıkı bağlarla bağlı Somali toplumunun desteği sayesinde 2018’de ilk dükkânını açabildi. Ancak bu dükkân, 2021’deki siyasi olaylar sırasında yakılıp yağmalandı.
İki yıl sonra kendi toptan satış işletmesini açmayı başardı. Bugün 2 bin metrekarelik deposu, hızla satılan ev ihtiyaç ürünleriyle dolu. On çalışanından altısı Güney Afrikalı. Shuab’a göre bu çalışanlar, işletme kapanmak zorunda kalırsa işlerini kaybetmekten endişe ediyor.
Shuab, March and March hareketini geçmişteki Afrofobik şiddet dalgalarından farklı görüyor.
“Bu organize bir şey ama arkasında kimin olduğunu bilmiyoruz.”
Geçmişte protestocular dükkânları yağmalar, ardından hayat kısa sürede normale dönerdi.
“Ama bunlarla pazarlık yapamıyorsunuz. Yasal ya da yasa dışı olmanız fark etmiyor. Güney Afrikalı değilseniz size dükkânınızı kapatmanızı söylüyorlar.”
March and March, Güney Afrika’da uzun süredir tekrarlanan yanlış bir anlatıyı yansıtıyor. Bu söylem sosyal medyada, radyo programlarında, televizyon haberlerinde ve minibüs taksilerdeki gündelik konuşmalarda sürekli karşımıza çıkıyor: Diğer Afrika ülkelerinden gelenler suç getiriyor, pislik ve çöküşe yol açıyor, vergi ödemiyor ve sosyal hizmetleri tüketiyor. Bu iddiaların hiçbir ciddi kanıta dayanmaması ise pek önemsenmiyor.
“Bu, düzeni yeniden tesis etmekle ilgili”
Geçen ay Johannesburg Belediyesi, şehir merkezindeki ihmalin simgelerinden biri hâline gelen bölgede bulunan Marble Towers çevresindeki konteyner dükkânları yıktı. Burası Çin menşeli ucuz moda ve güzellik ürünleri satan kayıt dışı esnafın önemli merkezlerinden biriydi. Belediye, müdahalenin güvenlik yönetmeliklerini uygulamak amacıyla yapıldığını söyledi.
Johannesburg Belediye Başkanı Dada Morero şöyle konuştu:
“Bu, düzeni yeniden tesis etmekle ilgili. Şehri bölge bölge geri almaya kararlıyız.”
Ancak halk arasında Jeppe olarak bilinen Rahima Moosa Street çevresi, Güney Afrika’nın tamamından ve komşu ülkelerden gelen sınır ötesi yeniden satış yapan tüccarları çekiyor. Bu tüccarlar yılda yaklaşık 600 milyon dolar harcıyor. Bu rakam, Afrika’nın en zengin alışveriş merkezi olan Sandton’un cirosunun iki katı. Ancak March and March hareketi bu ticarette ciddi bir düşüşe yol açtı. Zambiyalı bir otobüs işletmecisi, yolcu sayısının en az yüzde 30 azaldığını söyledi.
Jeppe Street ekonomisini yıllardır araştıran Tanya Zack, belediyenin müdahalesini dışlamanın meşrulaştırılması olarak tanımlıyor.
“Belediye düzensiz tezgâhları yıkıyor ama bunun yerine ne istediğine dair herhangi bir vizyon ortaya koymuyor. Göçmenlerin öncülük ettiği ekonominin değerini hiçbir zaman kabul etmedi. Yasallaştırmaya dair tek kelime yok, hiçbir planlama yok; sadece kolluk kuvvetleri var. Johannesburg’un bölgede oynayabileceği merkezi rol açısından bu korkunç bir kayıp.”
Ancak bu görüş birçok Güney Afrikalı üzerinde pek etkili olmuyor. Gazeteci ve yorumcu Mondli Makhanya, Güney Afrika’daki yerlilikçi dalga ile dünyanın başka yerlerindeki sağa kayış arasında açık paralellikler görüyor.
Kısa süre önce şöyle yazdı:
“Şunu kabul edelim: Bu tartışmanın kaybedenleri akıl, mantık ve gerçeklerdir. Duyulan sesler popülistlerin sesleridir.”
Yalnızca adını veren Abel, göçün faydaları konusunda ikna edilmesi zor kişilerden biri. Shuab’ın deposunun yakınında yaşıyor ancak iş insanının görünürdeki başarısını kendi yaşadığı mağduriyet üzerinden değerlendiriyor.
“Bu spaza dükkânları yanlış insanların elinde. Vergi ödemeyen ve bizim kaynaklarımızı kullanan yabancıların eline geçiyor. Ama ben bir tane açmaya kalksam hükümet beni evrak işlerine boğar. Hükümet bizim babamız ama kendi çocuklarına bakmıyor; komşularının çocuklarına bakıyor.”
Toplumsal çeşitlilik
Ancak yakın yaşamak anlayışı da artırıyor. The New Humanitarian’ın Soweto çevresinde ziyaret ettiği mahallelerde insanlar genellikle March and March’ın kendi görüşlerini yansıtmadığını söyledi. Protestoların büyük bölümünün, hareketin doğduğu KwaZulu-Natal’dan gelen genç erkeklerin kaldığı yurtlardan toplanan para karşılığı kalabalıklar tarafından gerçekleştirildiğini ifade ettiler.
Naledi’de sakin bir sokakta komşularıyla sohbet eden Happiness Tuso şöyle dedi:
“Evet, burada yasa dışı bulunuyorsanız bu yanlıştır. Ama March and March’ın yaptığının doğru olduğuna inanmıyorum. Bu sokakta Mozambikli bir kadın saç örüyor, şu adam Lesotholu ve araba yıkıyor. Biz onları tanıyoruz ve tanıdığımız insanlara güveniyoruz.”
Arkadaşı Ntombi ise çok daha sert konuştu:
“Güney Afrika dışından gelen insanlar buraya hiçbir şeyleri olmadan geldiler ama bir şeyler kurmayı başardılar. Bizim aslında bahanemiz yok; burası bizim ülkemiz. Hükümeti çok fazla suçluyoruz ama devlete bağımlı olmak da doğru değil. Kendi evinizde bir iş kurabilirsiniz; benim de küçük bir işim var.”
İki kadının ortak bir başka şikâyeti daha vardı. Tuso’nun teni koyu olduğu, Ntombi ise başörtüsü taktığı için şehir merkezinde sık sık yabancı olduklarını düşünen gruplar tarafından durduruluyorlar.
Tuso şöyle dedi:
“Özellikle çocuklarınız yanınızdayken çok utanç verici. Yerel dilde konuşarak Güney Afrikalı olduğunuzu kanıtlamak zorundasınız ama benim çocuklarımın Zulucası çok iyi değil.”
Güney Afrika’nın yapısal sorunları
Kâr amacı gütmeyen Institute for Social Dialogue kuruluşunun kurucusu William Gumede, Güney Afrika’daki yabancı düşmanlığının ülkenin derin yapısal sorunları ve onlarca yıllık başarısız politikalar tarafından beslendiğini söylüyor.
“Güney Afrikalı olmayan herkes ülkeden çıkarılsa bile bu bize iş, istihdam ve kamu hizmetleri sağlamayacak.”
Güney Afrika onlarca yıldır son derece yüksek işsizlik oranıyla mücadele ediyor. 2026’nın ilk çeyreğinde 15-24 yaş arasındaki gençlerin yüzde 60’tan biraz fazlası işsizdi. 25-34 yaş grubunda ise oran yaklaşık yüzde 41’di.
Bu durumun bir nedeni de ciddi sorunlarla boğuşan eğitim sistemi. Dokuz ve on yaşındaki çocukların yüzde 80’den fazlası okuduğunu anlayamıyor. Bu da gelecekteki eğitim ve istihdam olanaklarını sınırlıyor. Uluslararası karşılaştırmalarda Güney Afrikalı öğrenciler matematik ve fen alanlarında sürekli son sıralarda yer alıyor. Yüzlerce devlet okulu ise bu dersleri hiç vermiyor.
North West Üniversitesi Kıdemli Rektör Yardımcısı Linda du Plessis şöyle diyor:
“Eğitim tek başına işsizliği çözemez ama zayıf eğitim işsizliğin neredeyse kalıtsal hâle gelmesini garanti eder.”
Güney Afrika iş dünyasının eleştirmenleri, işverenlerin ülkenin çalışma yasalarındaki haklarını bilmeyen veya talep edemeyen, dolayısıyla asgari ücretin altında çalışmayı kabul eden yabancı işçileri özellikle tercih ettiğini savunuyor.
İşverenler ise buna karşılık, doğru becerilere sahip Güney Afrikalı çalışan bulmakta zorlandıklarını, komşu ülkelerin eğitim sistemlerinin bu becerilere sahip insanları yetiştirebildiğini söylüyor. Bu nedenle İçişleri Bakanlığı’ndan yabancı çalışanları yasal olarak işe alabilmeleri için muafiyet tanınmasını istiyorlar.
“İnsanları eğitimlerine, yeteneklerine göre işe alıyoruz”
Jassat Esat, çalışanlarının çoğunluğu Güney Afrikalılardan oluşan bir tekstil fabrikası işletiyor. Ancak makine operatörleri ve teknik personel pozisyonlarında genellikle bölge ülkelerinden gelen çalışanlar bulunuyor.
“Yerel insanları işe almamız yönündeki talebi tamamen anlıyorum. Ama biz insanları eğitimlerine, yeteneklerine ve çalışma ahlaklarına göre işe alıyoruz.”
Esat, ucuz ikinci el giysilerle zaten ciddi rekabet altında bulunan tekstil sektörünün, göçmen karşıtlığının kalıcı hâle gelmesi ve göçmenlere yönelik denetimlerin artması nedeniyle çalışanların ülkeyi terk etmesi hâlinde daha da zarar göreceğinden endişe ediyor.
Tarım sektörü ise bölgesel göçmen iş gücüne özellikle bağımlı. KwaZulu-Natal’daki şeker kamışı bölgesinde bir çiftçi, kamış kesme işçilerinin yaklaşık yüzde 80’ini neredeyse bir gecede kaybettiğini söyledi. Benzer endişeler, zaten daralan kâr marjları ve iklim belirsizliğiyle karşı karşıya olan bahçecilik, meyve ve sebze sektörlerinde de dile getiriliyor.
Tarım sektörünün iş gücü yapısı tarihsel olarak Zimbabve, Mozambik ve Lesotho’dan gelen çalışanlara dayanıyor. İşverenler, özellikle uzak çiftliklerde yapılan mevsimlik ve son derece ağır işlerde Güney Afrikalı çalışanları tutmakta zorlandıklarını söylüyor. Artan makineleşme ve daha yüksek beceri gereksinimi ise bu tür iş gücüne olan talebi daha da azaltacak.
Gumede’ye göre Güney Afrika’daki yabancı düşmanlığı ülkeye telafisi mümkün olmayabilecek zararlar verdi. Ülke yalnızca Afrika kıtasının büyük bölümünde diplomatik olarak yalnızlaşmakla kalmadı, aynı zamanda yıllık 42 milyar dolar değerindeki ticari ilişkilerini de tehlikeye attı.
“İhracatımızın yaklaşık yüzde 30’u Afrika’nın geri kalanına gidiyor. Kayıt dışı ticareti de eklerseniz bu yüzde 35’e çıkabilir. Afrika’nın geri kalanıyla kavga ediyoruz ve aynı zamanda kendi ekonomimizi yok ediyoruz.”
Günah keçisi olarak yabancılar
March and March sözcüsü Dube, işverenlerin yerel işçi çalıştırma taleplerine cevap vermeye başladığını düşünüyor. Bunun arkasında, işverenlere yönelik hukuki yaptırım korkusunun da bulunduğunu kabul ediyor. Aynı zamanda hareketinin ekonomide yarattığı sarsıntının da farkında.
“Ekonomideki sarsıntı konusunda endişelenmemek mümkün değil ama ben suç konusunda da endişeliyim. Ekonomik faydaları var diye suça göz yumamazsınız; uyuşturucu satıcılarını ve insan kaçakçılarını görmezden gelemezsiniz.”
Yabancıları Güney Afrika’nın ekonomik durgunluğundan sorumlu tutmak siyasetçiler için kolay bir hedef. Bu düşünce, yüzde 1 civarında büyüyen ekonomide iş kaybından ve rekabetten korkan orta sınıf içinde de giderek daha fazla karşılık buluyor.
Otuz yıllık iktidarın ardından ANC’nin siyasi kırılganlığı, popülist partilerin boşluğu doldurmasına imkân tanıdı ve bu partilerin kasım ayında yapılacak yerel seçimlerde önemli kazanımlar elde etmesi bekleniyor.
Gumede durumu şöyle özetliyor:
“Entelektüel düzeyde yabancı düşmanlığına karşı ciddi bir mücadele yürütülmüyor. Bunun yerine insanlar günah keçileri arıyor. Bu bir trajedi.”
Kaynak: thenewhumanitarian.org




