Kore Cumhuriyeti (Güney Kore) liderleri, ülkelerinin hem Doğu Asya’da hem de uluslararası sistemin diğer bölgelerinde giderek büyüyen tehlikeli güvenlik sorunlarına sürüklenmesini önlemek için gittikçe zorlaşan bir politika izlemek zorunda kalıyor.

Bunun en güncel örneği Seul’ün Ukrayna’daki faaliyetleriyle ilgiliydi. Eylül 2026’nın sonlarında Kiev rejimi, Rus kuvvetleriyle birlikte savaşırken esir alınan iki Kuzey Koreli askeri Güney Kore’ye teslim etti. Güney Kore hükûmetini son derece zor bir durumda bırakmamak için bu adım büyük bir gizlilik içinde atıldı. Bilginin açıklanması yalnızca Seul’ün Moskova’yla hassas ilişkilerinde kopuşa yol açmakla kalmayabilir, iki rakip Kore devleti arasında tehlikeli bir çatışma da yaratabilirdi.

Ancak Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, gerekli ihtiyatı ve gizliliği korumak yerine Birleşmiş Milletler Genel Kurulu önünde yaptığı bir konuşmada bu nakli bütün dünyaya duyurdu. Zelenskiy ayrıca Rusya adına asker konuşlandırdığı için Kuzey Kore’yi ve lideri Kim Jong-un’u sert biçimde eleştirdi. Ardından Güney Kore medyası, esir alınan iki askerin Güney Kore’ye iltica etme isteğini dile getirdiğini bildirdi. Kuzey ve Güney Kore arasındaki gerilim hemen tırmandı.

Güney Kore yönetiminin Zelenskiy’e yönelik öfkesi de aynı şekilde arttı. Güney Kore Cumhurbaşkanı Lee Jae Myung, Ukrayna’yı Seul ile Kiev arasında askerlerin nakline ilişkin yapılan gizlilik anlaşmasını derhâl ihlal etmekle suçladı. Ukrayna ise böyle bir anlaşma yaptığını kesin bir dille reddetti. Güney Kore’nin Rusya-Ukrayna savaşının girdabına çekilme riski artmış görünüyordu.

Seul, Kiev’in Ukrayna’ya gelişmiş silahlar satılması yönündeki baskısına zaten direniyordu. Zelenskiy hükûmeti Güney Kore’den birkaç kez, en son da Ağustos 2026’nın başlarında, hava savunma füzeleri ve diğer kritik sistemleri göndermesini istedi. Seul bu talepleri defalarca reddetti. Zelenskiy’in Kuzey Koreli savaş esirleri meselesindeki beceriksiz tutumunun, Kiev’in gelecekte destek alma ihtimalini artırması beklenmiyor.

Bununla birlikte ABD’nin de aralarında bulunduğu NATO üyeleri, Güney Kore’ye uzun süredir bu tür silah satışlarını onaylaması için baskı yapıyor. Seul, Rusya’nın Şubat 2022’de Ukrayna’yı işgal etmesinden bu yana bu tür çağrılarla karşılaşıyor. Güney Koreli liderlerin bu baskıya direnmesi kolay olmadı; ancak şimdiye kadar bunu başardılar.

Lee’nin Ukrayna’ya silah satışı konusundaki tutumu, hükûmetinin Kuzey Kore’yle gerilimi azaltmaya yönelik genel politikasıyla uyumludur. Lee, Başkan Trump’ın 2026 yılı sona ermeden Kuzey Kore lideri Kim Jong-un’la zirve düzenlemeye istekli olmasını desteklemekle de yetinmedi. Eylül ayının sonlarında yaptığı önemli bir konuşmada ABD’ye, Pyongyang’a yönelik uzun süredir uyguladığı ağır ekonomik yaptırımları hafifletme ve Washington’ın Kuzey Kore’nin nükleer silah programının tamamen ortadan kaldırılmasına yönelik köhnemiş ısrarını sürdürmek yerine programın dondurulmasını kabul etme çağrısında bulundu.

Güney Kore, Rusya-Ukrayna çatışmasına sürüklenmekten kaçınmak, Washington ile Pyongyang arasında olası bir yakınlaşmayı desteklemek ve Kuzey Kore’yle kendi gerilimini azaltmak için kararlı bir çaba gösteriyor.

Lee ve danışmanları ayrıca Japonya ile Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki giderek artan düşmanlık karşısında orta bir yol izlemeye çalışıyor. Pekin de Tokyo da çeşitli anlaşmazlıklarda Seul’ün desteğini kazanmaya çalışıyor.

Duygusal gerilimin yüksek olduğu anlaşmazlıklardan biri, Japonya ile Çin arasındaki Senkaku (Diaoyu) Adaları’nın kontrolü meselesidir. Bu anlaşmazlık, geçen yıl deniz araçlarının birkaç kez kışkırtıcı biçimde konuşlandırılmasına yol açtı.

Japonya Başbakanı Sanae Takaichi, ülkesinin bölgesel güvenlik meselelerinde daha etkin ve iddialı bir rol oynamasını istiyor. Ayrıca Çin’e, özellikle de Tayvan’ın fiilî bağımsızlığı konusunda, daha sert bir tutum benimsenmesini destekliyor.

Takaichi, Japon parlamentosundaki bir tartışma sırasında Pekin’in uzun süredir yaptığı uyarıyı görmezden geldi. Tayvan’ın güvenliğiyle ilgili varsayımsal bir kriz hakkında kendisine defalarca soru yöneltildiğinde, ada üzerinde yaşanacak bir askerî çatışmanın Japonya açısından “ülkenin varlığını tehdit eden bir durum” oluşturacağını söyledi. Bu ifade, doğrudan askerî müdahaleye izin verecek şekilde Japonya Anayasası’ndaki “kolektif meşru müdafaa” hükmüne bilinçli bir göndermeydi. Bu tutum, Tokyo’nun askerî kuvvetlerinin yalnızca ülke savunması ve antlaşmalardan doğan yükümlülüklerin yerine getirilmesi için var olduğu yönündeki geleneksel yaklaşımının önemli ölçüde ötesine geçti.

Lee ve diğer Güney Koreli liderler, ülkelerinin böylesine çatışmacı bir yol izlemeye istekli olmadığını açıkça belirtiyor. İhtiyatlı ve sağduyulu tutumları, hem ABD’deki hem de Japonya’daki Tayvan yanlısı çevreleri rahatsız ediyor.

Seul’ün mevcut jeopolitik sıkıntıları, çalkantılı bir bölgede bulunan orta büyüklükteki bir gücün karşılaşmak zorunda olduğu zorlukların klasik örnekleridir.

Daha zayıf bir “bağımlı devlet”, bölgedeki en güçlü ülkenin veya uzakta bulunan çok güçlü bir koruyucunun isteklerine uymaktan başka pek seçeneğe sahip değildir. Yakın geçmişe kadar Güney Kore’nin konumunu doğru biçimde tanımlayan ifade “bağımlı devlet”ti. Seul savunma konusunda büyük ölçüde ABD’ye ve Washington’ın Doğu Asya’daki başlıca müttefiki Japonya’ya güveniyordu. Bu korumanın örtülü karşılığı, güvenlik ve ekonomi meselelerinin çoğunda Washington’ın isteklerini itaatkâr biçimde yerine getirmeye hazır olmaktı.

Ancak Seul artık büyük ölçüde bağımlı bir devlet değil, orta büyüklükte bir güç olduğu için çok daha fazla politika seçeneğine sahip. Üstelik Güney Kore’nin önemli ulusal çıkarlarının ABD’nin çıkarlarıyla veya en azından Washington’ın benimsediği politikalarla yakından örtüşmediği durumların sayısının artması muhtemeldir.

Seul’ün bu değişen teşvik yapısına, riskleri en aza indirmek ve ülkenin uluslararası cazibesiyle nüfuzunu artırmak amacıyla tasarlanmış adımları benimseyerek karşılık verdiğini görüyoruz.

Lee yönetiminin Kiev’in Rusya’ya karşı yürüttüğü savaş için destek arayışını, Pyongyang’la son derece hassas ilişkileri ve Tokyo ile Pekin arasındaki büyüyen gerilimi yönetme biçimi dikkate alındığında Güney Kore’nin mevcut politika ekibi başarılı bir performans sergiliyor. Trump yönetiminin bu gelişmeden memnun olması gerekir.