Görsel: Hürmüz Boğazı’ndaki gemi, 2020. (getarchive, https://tinyurl.com/564kcv4h; kamu malı).
Savunma Bakanlığı ağustos ayının sonlarında, ABD’nin 2025’teki askerî operasyonlarında sivillere verdiği zarara ilişkin yıllık raporunu yayımladı. Raporda ABD’nin 153 sivili öldürmekten ve 243 sivili yaralamaktan sorumlu olduğu kabul edildi. Ayrıca önceki yıllarda meydana gelen dokuz ölüm ve 14 yaralanma da ilk kez kabul edildi. Rapor, ABD ordusunun sivillere zarar verilmesini önleme kabiliyetindeki kaygı verici eksiklikleri ve zarar meydana geldiğinde hesap verebilirliğin bulunmadığını ortaya koyuyor.
Pentagon’un bu incelemeyi Kongreye sunmasını zorunlu kılan 2018 Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası’nın (NDAA) ilgili maddesinden dolayı sıklıkla “1057” raporu diye anılan yıllık rapor, ABD askerî operasyonlarının insanlar üzerindeki bedeline ilişkin kamu şeffaflığının sağlanmasında ve Kongrenin denetim yapabilmesinde hayati bir rol oynuyor. Bu tür bir denetim, savaşın ortasında kalanları korumaya yönelik daha iyi politika ve uygulamaların geliştirilmesinde büyük önem taşıyor.
Kongrenin baskısı ile Afganistan, Irak ve Suriye’deki operasyonlardan onlarca yıl boyunca çıkarılan dersler, ordunun sivillere verilen zararı önleme ve bu zarara karşılık verme uygulamalarını dört yıl içinde bütünüyle yenilemesine yönelik adımları ortaya koyan Sivil Zararlarını Azaltma ve Müdahale Eylem Planı’nın (CHMR-AP) 2022’de başlatılmasını sağladı. Bu planı 2023’te söz konusu uygulamaları düzenleyen Savunma Bakanlığının sivillere verilen zararın azaltılması ve müdahale hakkındaki talimatı (DODI) izledi. Savunma Bakanlığı politikalarıyla Kongrenin zorunlu kıldığı kurallardan oluşan bu yapı, zararlardan ders çıkarılması ve sivilleri koruma çabalarının iyileştirilmesi için kritik bir çerçeve meydana getirdi.
Ancak ikinci Trump yönetiminin başlamasıyla ve savaş kurallarına mesafeli Savunma Bakanı Pete Hegseth’in gözetiminde yapılan hedefli bütçe kesintileri ve “öldürücülüğe” öncelik verildiğinin açıklanması, bu kurum ve uygulamaların birçoğunu zayıflattı veya durdurdu.
Savunma Bakanlığının sivil zararlarını azaltma ve müdahale (CHMR) alanında kendi kendine uyguladığı kaynak kısıtlamalarına dayalı yeni yaklaşımı içinde 2025 sivil kayıplar raporu, ABD ordusunun Trump yönetimi dönemindeki operasyonlarından kaynaklanan zararları nasıl değerlendirdiğine ve ele aldığına ilişkin ilk bilgilerden birini sunuyor. Bu durum, ABD’nin daha yakın tarihte meydana gelen büyük olayların sorumluluğunu hâlâ doğrudan üstlenmediği bir dönemde özellikle önem taşıyor. Bunlar arasında İran savaşının ilk gününde düzenlenen ve 150’den fazla çocuğun ölümüne yol açan saldırı da bulunuyor.
Rapor, belirgin birçok eksikliği ortaya çıkarırken Kongrenin ve kamuoyunun daha ayrıntılı incelemesini gerektiren ciddi kaygılara yol açıyor. Örneğin ABD ordusunun artık nispeten az sayıdaki zarar iddiasını bile soruşturabilecek çok sınırlı bir kapasiteye sahip olduğu anlaşılıyor. Rapor ayrıca ABD askerî tarihindeki en büyük iki toplu kayıp olayını kabul ediyor. Her ikisi de 2025’te Yemen’de yaşandı. Buna rağmen ordunun böylesine yıkıcı zararlara karşılık vermeye veya bunlardan ders çıkarmaya pek istekli olmadığını gösteriyor.
Yemen’de benzeri görülmemiş zararların kabul edilmesi
ABD, 2002’den beri Yemen’de hava saldırıları ve insansız hava aracı saldırıları düzenliyor. Ancak İran destekli siyasi ve silahlı Husi hareketine karşı 15 Mart 2025’te Rough Rider Operasyonu’nun başlatılmasıyla operasyonlar yoğunlaştı.
Bir aydan biraz daha uzun bir süre sonra, 17 Nisan 2025 akşamı ABD, Yemen’in Hudeyde kentindeki Ras İsa Limanı’nı hedef alan bir hava saldırısı düzenledi. Ras İsa, yakınındaki Hudeyde ve es-Salif limanlarıyla birlikte Yemen’e ulaştırılan insani yardımların yaklaşık yüzde 80’inin giriş noktasıdır.
ABD, 2025 sivil kayıplar raporunda bu olayda 80 sivilin öldüğünü ve 171 sivilin yaralandığını ilk kez kabul etti. ABD’li yetkililer saldırı sırasında zarar iddialarını “Husilerin kayıp rakamları” diyerek reddetmişti. Bu tutum, açık kaynaklı bilgiler dâhil “sivil zarar değerlendirmesini şekillendirecek önemli miktarda güvenilir bilginin mevcut olduğunu” kabul eden 1057 raporuyla çelişiyor. Saldırı, ABD’nin şimdiye kadar kabul ettiği en ölümcül olaylardan biridir ve 1057 raporunun oluşturulmasından bu yana Savunma Bakanlığının bildirdiği en yüksek ölüm sayısını oluşturmaktadır.
Limana yapılan saldırıdan 11 gün sonra ABD, Suudi Arabistan’a uzanan daha geniş bir göç güzergâhının parçası olarak Yemen’e giren kişilerin Husiler tarafından tutulduğu bir alana başka bir ölümcül hava saldırısı düzenledi. Burası, insani yardım kuruluşlarının birçok kez ziyaret ettiği ve göçmenlerin tutulduğu bilinen bir merkezdi.
ABD’li yetkililer, saldırıdan bir yılı aşkın süre sonra 2025 sivil kayıplar raporu yayımlanana kadar sivillere zarar verildiği iddiaları hakkında yorum yapmayı reddetti. Raporda 68 sivilin öldüğü ve 47 sivilin yaralandığı kabul edildi. Bu rakamlar, makalenin iki yazarının da çalıştığı sivil zararları izleme kuruluşu Airwars’ın tespitleriyle örtüşüyor.
Bunlar olağanüstü yüksek kayıp rakamlarıdır. ABD son on yılda yalnızca bir benzer olayı kabul etti. ABD’nin 2017’de Irak’ta IŞİD’e karşı yürüttüğü savaş sırasında düzenlediği bir saldırı, insanların sığındığı bir binanın çökmesine ve en az 105 sivilin ölümüne yol açmıştı.
Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü, iki saldırının da muhtemel savaş suçları olarak soruşturulması çağrısında bulundu. Saldırıların insanlar üzerindeki yıkıcı bedeli düşünüldüğünde raporda neyin yanlış gittiğine veya bu trajedilerden hangi derslerin çıkarıldığına ilişkin ayrıntılara yer verilmemesi dikkat çekicidir.
ABD bu kabullerin yanı sıra savaşın ilk günlerinden üçüncü bir olayı da kabul etti. Rough Rider Operasyonu’nun ilanından yalnızca birkaç hafta sonra, 6 Nisan 2025’te ABD’nin düzenlediği bir hava saldırısı başkent Sana’nın Şaab el-Hafa mahallesindeki bir evi vurdu. ABD, 1057 raporunda saldırının beş sivili öldürdüğünü ve 25 sivili yaraladığını kabul etti.
ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), raporda başka 15 olayı “hâlen” değerlendirdiğini kabul etti; ancak bunların hangi olaylar olduğunu belirtmedi. CENTCOM’un internet sitesinde kendi sorumluluk alanındaki ABD askerî eylemlerinden kaynaklanan sivil zararlarını bildirmek için bir başvuru formu bulunuyor. ABD Güney Komutanlığı (SOUTHCOM) ve ABD Afrika Komutanlığı (AFRICOM) da benzer formlara sahip.
CENTCOM ayrıca sivil zararı iddiaları hakkında kendi açık kaynak araştırmalarını yürütüyor. Bu nedenle çok sayıda sivil zarar olayını alıp değerlendiriyor. Ancak 2021’den itibaren giderek seyrekleşen aylık sivil zarar açıklamalarını yayımlamayı bırakmasından bu yana CENTCOM’un hangi olayları incelemekte olduğu konusunda çok az şeffaflık bulunuyor.
Airwars, tartışmalı saldırılar hariç tutulduğunda Yemen’de 2025’te meydana gelen ve 1057 raporunda belirtilmeyen 30 sivil zarar olayını daha takip etti. Bu durum, en az 15 zarar olayının CENTCOM tarafından incelenmemiş göründüğü anlamına geliyor. CENTCOM’un kamuoyuna açıkladığı bilgiler azaldığı için bu olayların değerlendirilerek reddedilip reddedilmediği veya başka bir sebeple değerlendirme dışında bırakılıp bırakılmadığı belli değildir.
Son olarak Kongre, sivillere zarar verildiğinde Savunma Bakanlığına zararın tanınması ve giderilmesinin bir yolu olarak sivil mağdurlara ve hayatta kalanlara “ex gratia” olarak bilinen karşılıksız taziye ödemeleri yapma yetkisi verdi. Ancak Pentagon, 2025’te Yemen’de yaşandığını kabul ettiği her olay için “bu olayda ex gratia ödemesinin uygun olmadığına karar verildiğini” de belirtti.
Bu karar erken verilmiş görünüyor. Çünkü sivil zararının doğrulanması normalde muhtemel telafi yolları hakkında etkilenen ailelerle görüşmelerin başlatılmasını sağlar. Telafi seçeneğini baştan reddetmek yerine süreç, ideal olarak ailelerin ihtiyaç ve tercihleriyle muhtemel karşılıkların önündeki lojistik ve güvenlik sorunlarını anlamaya yönelik iyi niyetli bir çabayı içermeliydi.
Irak ve Suriye’de geçmişte verilen zararların incelenmesi
ABD ordusu son on yılda Suriye ve Irak’ta IŞİD’e karşı Birleşik Müşterek Görev Gücü-Doğal Kararlılık Harekâtı adı verilen bir koalisyona liderlik etti. Koalisyon ortaklarından bazıları operasyonlarını durdurmuş olsa da ABD ordusu, CENTCOM tarafından yayımlanan basın açıklamalarında zaman zaman duyurulan hava saldırılarını ve “havadan indirme” operasyonlarını Suriye ve Irak’ta sürdürmektedir.
ABD, 2025’te Irak veya Suriye’de herhangi bir sivil zararından sorumlu olduğunu kabul etmedi. Ancak Airwars yıl boyunca Suriye’de ABD güçlerine veya ABD öncülüğündeki IŞİD karşıtı koalisyona atfedilen en az 11 olay tespit etti. Bu olaylarda 12 sivil öldü, en az 11 ila 14 sivil yaralandı.
Airwars’ın belirlediği 11 olayın tamamında ölen veya yaralanan kişilerin adları ve/veya kesin konum bilgileri bulunuyordu. The New York Times tarafından yayımlanan, ABD’nin Suriye ve Irak’taki askerî operasyonlarına ilişkin kurum içi sivil zarar soruşturmalarının gizliliği kaldırılmış belgelerine göre bu bilgiler soruşturma sürecinde son derece değerlidir.
Doğal Kararlılık Harekâtı olarak da anılan ABD öncülüğündeki koalisyon, Temmuz 2025 Üç Aylık Sivil Zarar Raporu’nda, 30 Haziran 2025 itibarıyla en az üç sivil zarar değerlendirmesinin hâlâ açık olduğunu duyurdu. Bunlar 2025’ten iki olayı ve 2018’den bir olayı kapsıyordu.
1057 raporu, 2018’de Irak’ta yanlışlıkla Irak güvenlik güçlerinin toplantısını vuran bir saldırıda sekiz sivilin öldüğünü ve 14 kişinin yaralandığını kabul etti. Airwars, saldırıda iki aileden kişilerin öldüğünü ve yaralandığını belgeledi.
Raporda hayatta kalanlara ex gratia ödemeleri yapılmasına ilişkin bir karar verilip verilmediğinden söz edilmiyor. Ancak bakanlık bu ve kabul edilen diğer vakalarda, etkilenen ailelere ve temsilcilerine danışarak ex gratia ödemelerini ve başka telafi biçimlerini değerlendirmelidir.
Üç aylık raporda söz edilen 2025 tarihli diğer iki olay, 1057 raporunda kabul edilmiyor veya bunlardan söz edilmiyor. Bunun olayların reddedilmesinden mi yoksa hâlâ değerlendiriliyor olmasından mı kaynaklandığı da açıklanmıyor.
Somali ve Nijerya’daki kör nokta
Somali’de kabul edilen tek sivil zarar vakası, olay hakkında yeni bilgilerin ortaya çıkmasından sonra yeniden değerlendirilen ve 2018’de el-Bur’da meydana gelen tek bir sivil ölümüydü.
Oysa Başkan Trump’ın ikinci döneminin ilk yılında Somali’de eş-Şebab ve IŞİD-Somali’ye karşı rekor sayıda saldırı düzenlendi. AFRICOM, ABD operasyonlarının 2006’da başlamasından bu yana herhangi bir yıldakinden daha fazla olmak üzere 2025’te Somali’de 126 saldırı düzenlendiğini açıkladı. Buna rağmen Savunma Bakanlığı Somali’de 2025 yılı için herhangi bir sivil kayıp bildirmedi.
Airwars ise 2025’te Somali’de üç zarar olayını belgeledi. Bunlar arasında kasım ayında Jamaame yakınlarında düzenlenen ve 25’e kadar sivilin öldüğü saldırıyla saygın bir aşiret liderinin öldürüldüğü başka bir saldırı bulunuyor.
1057 raporu AFRICOM’un 2025’te, 2024’ten beri devam eden iki soruşturma dâhil altı sivil zarar bildirimine ilişkin “işlem yaptığını” belirtiyor. Bu zarar bildirimlerinden ikisinin komutanlığın daha kapsamlı soruşturmalar başlatmasına yol açması dikkat çekicidir.
2025 raporu bu soruşturmaların durumunu veya sonucunu açık biçimde ortaya koymuyor. Bunun yerine “işlem yapılan” altı vakadan ikisinin reddedildiğini, üçünün sürdüğünü ve birinin ABD operasyonlarından kaynaklanan zarar olarak doğrulandığını belirtiyor. Doğrulanan vaka, yukarıda anlatılan el-Bur olayıdır.
Somali’nin ötesinde ABD’nin 2025’te Nijerya’da gerçekleştirdiği operasyonlar da AFRICOM’un 1057 raporundaki bildirimlerinde yer almıyor. Oysa Noel günü ülkede gerçekleştirilen bir ABD hava saldırısında füzelerin amaçlanan hedefin yakınındaki bir oteli ve diğer binaları vurması sonucu iki kadın ve bir çocuk dâhil beş sivilin yaralandığı bildirildi. Bu olayın AFRICOM’un devam eden değerlendirme veya soruşturma listesinde bulunup bulunmadığı belirsizdir.
İran’daki Midnight Hammer Operasyonu
ABD, 2025’te Midnight Hammer Operasyonu kapsamında İran’daki üç nükleer tesise saldırdı. Bu, ABD’nin İran’a onlarca yıl sonra düzenlediği ilk doğrudan askerî saldırıydı.
1057 raporu İran’daki bu saldırılardan kısaca söz ediyor; ancak CENTCOM değerlendirmelerinin operasyonda hiçbir sivil kaybı tespit etmediğini öne sürüyor. Bu bulgu, Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi’nin parçası olan Kızılayın başkanının Fordo, Natanz ve İsfahan’daki nükleer tesislere yönelik ABD saldırılarında dördü hastaneye kaldırılan 11 kişinin yaralandığına ilişkin açıklamalarıyla çelişiyor. Yaralanmaların hangi nükleer tesiste meydana geldiği belirtilmedi.
Latin Amerika ve Karayipler
ABD, uyuşturucu kaçakçısı olduğu iddia edilen kişileri ölümcül biçimde hedef alan Southern Spear Operasyonu kapsamında 2025’te Karayip Denizi ile Büyük Okyanus’un doğusundaki küçük teknelere, Airwars’ın yöntemine göre 35 saldırı düzenledi.
Tanınmış herhangi bir silahlı çatışmanın dışında ve hiçbir hukuki süreç işletilmeden suç şüphelilerine karşı gerçekleştirilen bu saldırılar, sivillerin yargısız infaz edilmesi anlamına geliyor.
Airwars yalnızca 2025’te bu 35 saldırı sonucunda, öldüğü varsayılan 10 kazazede dâhil 123 ölüm ve iki yaralanma kaydetti. Ancak 1057 raporu Batı Yarımküre’de hiçbir sivil kayıp bulunmadığını öne sürüyor.
Raporun vardığı sonuç, son derece tartışmalı bir hukuki görüşe dayanıyor. Yönetim saldırılara ilişkin hukuki gerekçesini kamuoyuna açıklamadı; ancak görünüşe göre şu iki varsayımı benimsiyor: Birincisi, ABD uyuşturucu kaçakçılığı örgütleriyle silahlı çatışma içindedir. İkincisi, uyuşturucu kaçakçılığı şüphelileri veya bulundukları gemiler hukuka uygun askerî hedeflerdir.
Oysa akademik çevrelerdeki, sivil toplumdaki ve Birleşmiş Milletlerdeki hukuk uzmanları, ABD’nin bölgedeki operasyonlarının uluslararası veya uluslararası nitelikte olmayan bir silahlı çatışma oluşturmadığı konusunda hemfikirdir.
Bu saldırılarda kuvvet kullanımını uluslararası insancıl hukuk değil, uluslararası insan hakları hukuku düzenler. ABD’nin sivil-savaşçı ayrımı bu durumda hiçbir biçimde uygulanamaz. Dolayısıyla saldırılar yargısız infaz niteliğindedir ve hukuka uygun askerî operasyonlar değildir. Charlie Trumbull’ın savunduğu gibi bunlar insanlığa karşı suç da oluşturabilir.
Tartışmalı hukuki yorumlara rağmen tekne saldırılarında öldürülen 123 sivil —ABD ordusunun kendi sayımına göre— 2025 sivil kayıplar raporundaki çarpıcı bir eksikliktir.
Bu, yönetimin saldırılar etrafındaki kapalılığıyla uyumludur. Trump yönetimi saldırılar hakkında bilgi isteyen Kongre taleplerine defalarca yanıt vermedi. Hatta öldürülenlerin kimliklerini bilmediğini ve ordudan saldırılar öncesinde bu kişilerin uyuşturucu kaçakçısı olup olmadığını tespit etmesini istemediğini kabul etti.
Sivil mağdurların kimliklerini belirlemeye yönelik en kapsamlı girişimlerden bazılarına, gazetecilik kolektifi Centro Latinoamericano de Investigación Periodística (el CLIP) öncülük ediyor. Bulguları, kimliği belirlenen kişilerin suç örgütleriyle ya hiç bağlantısı bulunmadığını ya da çok sınırlı bağlantıya sahip olduğunu ortaya koydu.
Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği, bu hava saldırılarında yakınlarını kaybeden iki aile için tazminat ve telafi yolları bulunmamasına karşı hâlen hukuki mücadele yürütüyor.
Ortaya çıkan yapısal sorunlar
2025 sivil kayıplar raporu, belirli coğrafyalardaki eksikliklerin ötesinde birçok yapısal sorunun altını çiziyor.
İlk olarak, tamamlanan değerlendirmelerin bekleyen değerlendirmelere oranının düşük olması, muharip komutanlıkların değerlendirme birimlerindeki ciddi kapasite kısıtlamalarını gösteriyor. Yukarıda belirtildiği gibi CENTCOM hâlen Yemen’le ilgili 15 bildirimi değerlendiriyor.
CENTCOM’un operasyonun Nisan 2025’te sona ermesiyle raporun 2026 başlarında derlenmesi arasındaki dönemde yalnızca üç sivil zarar değerlendirmesini tamamlamış olması, komutanlığın bu ölçekte ve hızda değerlendirme yapacak kapasiteden yoksun olduğunu düşündürüyor.
Trump yönetimi bu konunun önceliğinin düşük olduğunu açıkça ortaya koyarak ABD ordusu genelinde sivil zararlarını azaltma ve müdahaleye ayrılan personel ile finansmanı ciddi biçimde azalttı. Kesintiler sonucunda CENTCOM’da sivil zarar değerlendirmelerini işlemekten sorumlu yalnızca bir kişi kaldı. SOUTHCOM ve AFRICOM da benzer biçimde düşük personel düzeylerine sahip; her birinde yalnızca CHMR’ye tahsis edilmiş bir kişi bulunuyor.
ABD Somali’de hava harekâtını benzeri görülmemiş düzeylerde sürdürürken AFRICOM’un kapasite eksikliği muhtemelen değerlendirmelerin tamamlanmasındaki gecikmelere katkıda bulundu.
Ayrıca birçok ABD askerî operasyonunda olduğu gibi yüksek profilli olayların, ABD medyasında daha az ilgi gören olaylara kıyasla karşılık verilmesini sağlama ihtimali daha yüksek görünüyor. Oysa Yemen gibi bir ortamda Husilerin uyguladığı kısıtlamalar, kapalı sivil toplum ağları ve erişim sınırlamaları, uluslararası haber kuruluşlarının yalnızca bir avuç olayı haberleştirebilmesi anlamına geliyor.
Son olarak 1057 raporu bu ölümcül hava saldırılarında öldürülen ve zarar gören kişileri kabul etse de böylesine ağır zararların nasıl meydana gelebildiğine ilişkin hiçbir açıklama sunmuyor. Rapor, Savunma Bakanlığının aynı hataların tekrarlanmasını önlemek için gerekli dersleri nasıl kaydedeceğini ve uygulayacağını da açıklamıyor.
İran savaşının yalnızca ilk 40 gününde açık kaynak araştırmalarıyla yaklaşık 300 sivil zarar olayının takip edilmiş olması, 2025’te sivillere verilen zararlardan çıkarılan derslerin ABD 10 ay sonra İran’a karşı savaşı başlattığında Savunma Bakanlığının operasyonlarına veya hedefleme uygulamalarına etkili biçimde aktarılmadığını açıkça gösteriyor. ABD, savaşın ilk gününde bir okula düzenlediği saldırıda çoğu çocuk en az 150 sivili öldürerek yeni bir toplu kayıp olayına daha yol açtı.
ABD’li yetkililer İran’daki sivil zarar iddiaları karşısında sessizliğini korurken Pentagon personelinin isimsiz açıklamaları birkaç muhtemel nedene işaret ediyor. Bu olası kusurlar arasında yapay zekânın askerî hedeflemede oynadığı ve savaşın yeni bir hız ve ölçeğe ulaşmasını kolaylaştıran rol özellikle dikkat çekiyor.
Aslında bu ders ABD’nin Yemen’deki operasyonlarından çıkarılabilirdi. Yapay zekâ kullanımı, 15 Mart ile 6 Mayıs 2025 arasında 339 saldırının düzenlendiği hava harekâtındaki benzeri görülmemiş artışı kolaylaştırmış olabilir. Aynı iki aylık dönemde ABD hava saldırılarında, önceki 23 yılın tamamında öldürülenlerin sayısı kadar sivil hayatını kaybetti.
CHMR-AP ve DODI, ABD’nin sivil zararlarını toplama, inceleme ve bunlara karşılık verme kabiliyetini güçlendirecek bir eylem planı ortaya koyarken ordunun savaşta sivilleri korumanın önemine ilişkin kendi çıkardığı dersleri yansıtıyordu.
Askerî liderler de bunu tekrarlayarak CHMR’nin operasyonel etkinliği artırma ve hataları önlemedeki rolünü vurguladı. Dokuz askerî gazi örgütü, Hegseth’e gönderdikleri mektupta CHMR programlarının “göreve hazırlığı desteklediğini, muharebe sahasına ilişkin farkındalığı genişlettiğini, stratejik üstünlüğü koruduğunu, kamu güveninin sürdürülmesine yardımcı olduğunu ve [askerlerin] savunmaya yemin ettiği değerleri onurlandırdığını” belirtti.
CHMR kaynakları hakkında yapılan bir ankete yanıt veren bütün muharip komutanlar, hedeflerin yanlış tanımlanması riskini azaltma ve muharebe sahasına ilişkin farkındalığı artırma rolünü gerekçe göstererek programın mümkün olduğunca korunmasını tercih etti.
Ancak 2025 sivil kayıplar raporu, yönetimin bu dersleri görmezden geldiğine ilişkin en son kanıtı sunuyor. Güçlü öğrenme süreçleri kurulmadan ABD askerî operasyonları devam ettiği sürece toplu kayıp olayları da yaşanmaya devam edecektir.
Kaynak: Airwars



