Görsel: Sarı beton bloklar, Haziran 2026’da Gazze kentinin et-Tuffah bölgesinden görüldüğü üzere İsrail ordusunun kontrolündeki Sarı Bölge’nin sınırlarını gösteriyor. (Ebrahim Hajjaj/Reuters)
büyük “gettosuna” dönüştürdü. İki milyondan fazla Filistinli, benzeri görülmemiş çifte ablukanın ağırlığı altında tecrit edilmiş durumda. Bu abluka, bölgenin yaklaşık yüzde 70’i üzerindeki askerî kontrolün insanları aşırı kalabalık alanlara sıkıştırıp barınma hakkından mahrum bırakmasıyla, temel ihtiyaçların girişini sistematik biçimde denetlemek amacıyla sınır kapılarının kapatılmasını bir araya getiriyor. Bunun sonucunda halk, devam eden soykırımın ortasında hayatta kalmak için gereken asgari imkânlardan yoksun, kaynakları tükenmiş bir alanda mahsur kalıyor.
Sınır kapılarının kapatılmasıyla uygulanan kapsamlı ve hukuka aykırı dış abluka, Gazze Şeridi’nde zorla yerinden edilmiş milyonlarca insanın etrafındaki çemberi giderek daraltıyor. Gıda, ilaç, yakıt ve barınma malzemeleri dâhil hayat kurtaran ihtiyaçların girişini engelleyerek sistematik yoksunluğu kalıcılaştırıyor. Bu insani kısıtlamalar, evlerin ve sağlık tesislerinin geniş çapta yıkılmasıyla eş zamanlı uygulanıyor; bölge sakinlerini en temel haklarından, hayatta kalma ve tıbbi bakım görme imkânlarından mahrum bırakıyor.
İç ablukaya gelince, hukuka aykırı İsrail askerî kontrolü ve erişim kısıtlamaları altındaki alan Gazze Şeridi’nin yaklaşık yüzde 70’ini kapsayacak şekilde genişledi. Bu alan, Sarı Hat’ın gerisindeki askerî mevzilerin ötesine geçerek nüfusun yaşadığı bölgelerin içlerine kadar uzanıyor. Bu durum zorla yerinden etme politikasını kalıcılaştırıyor; bölge sakinlerinin topraklarına, evlerine ve hayati tesislere erişimini engellerken onları giderek küçülen bir alanda, güvenli barınaktan ve geri dönüş haklarına ilişkin her türlü güvenceden yoksun biçimde boğucu bir kalabalığa zorluyor.
Gazze’nin “tarihin en büyük gettosu” olarak tanımlanması, benzeri görülmemiş demografik ve mekânsal gerçekliği yansıtıyor. İsrail, iki milyondan fazla insanı Şerit’in yüzde 30’undan azını kapsayan ve kaynakları tükenmiş bir alanda kasıtlı olarak topluyor. Böylece dünyanın en yüksek nüfus yoğunluğuna sahip boğucu bir ortam yaratıyor. Gazze’nin muazzam büyüklükteki tecrit edilmiş nüfusu, sınır kapılarının askerî denetim altında tutulması ve hayatta kalmak için gereken temel ihtiyaçlardan sistematik biçimde yoksun bırakılmasıyla birleştiğinde burayı modern çağın en büyük ve en ağır gettosuna dönüştüren ölçekte bir tecrit ve kitlesel yıkım ortaya çıkıyor.
İsrail, halkı yok etmek amacıyla açlığı ölümcül bir silah olarak kullanıyor. Bu uygulama, süregelen bir ihlal ve bütün unsurlarıyla oluşmuş bir savaş suçudur. İsrail, gıda tedarikini kasıtlı olarak engelleyip yakıt girişini önleyerek tuzdan arındırma tesisleriyle su pompalarını durdurdu ve yüz binlerce insanı kirli su içmeye zorladı.
Bu gerçeklik; hijyen ve barınma için gereken en temel koşullardan bile yoksun yaşayan yerinden edilmiş insanlar arasında bulaşıcı hastalıkların, cilt hastalıklarının ve ağır yetersiz beslenmenin yayılmasına yol açtı. Resmî verilere göre 164’ü çocuk olmak üzere 460 Filistinli açlıktan hayatını kaybetti. Düzinelerce kişi daha benzer koşullarda öldü; ancak Gazze Şeridi’ndeki sağlık sisteminin ve kurumsal yapıların bütünüyle çökmesi nedeniyle bu ölümler kayıtlara geçmedi.
Tıbbi tahliyelere getirilen kısıtlamalar, Gazze Şeridi’ndeki on binlerce hasta ve yaralıyı ihtiyaç duydukları uzmanlaşmış tedaviden mahrum bırakıyor. Gazze’deki 36 hastanenin yalnızca 19’u faaliyette ve bunların tümü ağır ilaç, ekipman ve yakıt kıtlığı nedeniyle ancak kısmen hizmet verebiliyor. Acilen yurt dışında tedavi görmesi gereken hastaların çıkışının geciktirilmesi ve yıkılmış sağlık sistemi içinde durumlarının ağırlaşması, onları önlenebilir ölüm riskiyle karşı karşıya bırakıyor.
Devam eden soykırım, Filistinli ailelerin yapısını harap etti. Yaklaşık 60 bin çocuk anne veya babasından birini ya da her ikisini, 26 binden fazla kadın ise eşini kaybetti. Birçoğu ayrıca sığınakların içinde dahi tekrarlanan yerinden edilme, gelir kaybı ve bombardıman korkusuyla karşı karşıya. Aile üyelerinin kaybının sağlık, eğitim ve koruma hizmetlerinin çöküşüyle birleşmesi, kadınlarla çocukların üzerine son derece ağır yükler bindiriyor ve toplumun hayatta kalmak için dayandığı bakım ve dayanışma ağlarını zayıflatıyor.
Gazze’nin gettoya dönüştürülmesinin sonuçları, sürekli ölüm tehdidinin ötesine geçerek bölgenin ekonomik ve toplumsal yapısının kalbini vuruyor ve insani istikrarın temellerini aşındırıyor. Yaklaşık 1,7 milyon kişi yerinden edilmiş, topraklarından ve geçim kaynaklarından koparılmış durumda. İşsizlik 2025’te yüzde 78’e yükselirken yoksulluk nüfusun büyük çoğunluğuna yayıldı. Evlerini ve gelirlerini kaybeden ailelerin tamamı, normal hayatlarını yeniden kurma ihtimali bulunmaksızın hayatta kalabilmek için bütünüyle yardımlara bağımlı hâle geldi.
Tekrarlanan zorla yerinden etme politikası, Filistinlileri yalnızca evlerinden mahrum bırakmıyor; aynı zamanda toplumsal dokuyu kasıtlı biçimde parçalıyor ve kriz zamanlarında aileleri ayakta tutan dayanışma ve bakım ağlarını zayıflatıyor. Aileleri geçindirme yükü, mahremiyetin bulunmadığı ve güvenlik tehdidinin sürdüğü aşırı kalabalık çadırlar ile hasarlı binalarda giderek ağırlaşıyor. İnşaat malzemelerinin girişine ve toprağa erişime getirilen sistematik kısıtlamalar ise evlerin onarılması veya geçim kaynaklarının yeniden oluşturulması için bütün fırsatları ortadan kaldırıyor. Bu gerçekliğin devam etmesi, yerinden edilme ve yoksullaşmayı kalıcılaştırırken Filistin toplumunun toparlanma ve yeniden inşa kapasitesini temelden zayıflatıyor.
Tekrarlanan yerinden edilme çocuklar ve kadınlar üzerinde özellikle ağır bir yük oluşturuyor. Yaklaşık 700 bin çocuk neredeyse üç yıldır düzenli yüz yüze eğitimden mahrum bırakıldı. UNICEF’in gerçekleştirdiği görüşmelere katılan çocukların yüzde 91,8’i bombardımandan korktuğunu söyledi.
Aşırı kalabalık barınma alanlarında kadınlar, çoğu zaman mahremiyetten yoksun ve sağlık hizmetleri gerilerken aileleri için yiyecek ve su bulma ve onlara bakma sorumluluğunu üstleniyor. Hamile kadınlar arasındaki anemi oranı 2026’nın ilk yarısında yüzde 57,1’e ulaştı. Çadırlarla hasarlı binalar arasındaki sürekli hareketlilik, çocukları öğrenebilecekleri veya oynayabilecekleri güvenli bir yerden mahrum bırakırken ailelerin istikrara kavuşmasına ya da kayıplarının ardından toparlanmasına fırsat vermiyor.
İsrail, Uluslararası Adalet Divanının; Soykırım Sözleşmesi kapsamında yasaklanan eylemleri önlemek için gücü dâhilindeki bütün tedbirleri almasını ve temel hizmetlerle insani yardımların Gazze halkına hiçbir engelle karşılaşmadan ulaştırılmasını sağlamasını gerektiren bağlayıcı ihtiyati tedbirlerini ihlal etmeye devam ediyor.
Yardım çalışanlarının ve yerel yardım dağıtım komitelerinin hedef alınmasına, su ve kanalizasyon şebekelerinin onarılmasını engelleyen kısıtlamalar eşlik ediyor. Bu sırada arıtılmamış atık sular çevreye yayılıyor ve hastalıklar yerinden edilmiş insanlar arasında hızla çoğalıyor. Sonuçlarının bilinmesine ve Divanın kararlarına rağmen bu uygulamaların sürdürülmesi, halkın hayatta kalmasını tehdit eden yaşam koşullarına kasıtlı olarak maruz bırakıldığına ilişkin kanıtları güçlendiriyor.
Bütün devletler sivillerin öldürülmesini, aç bırakılmasını ve yerinden edilmesini durdurmak; Gazze Şeridi’ndeki ablukayı kaldırmak ve halkına uygulanan erişim kısıtlamalarına son vermek; insanların ve malların geçişi için kara sınır kapılarını kalıcı olarak açmak; gıda, ilaç, yakıt, barınma malzemeleriyle su ve kanalizasyon şebekelerinin onarımında kullanılacak ekipmanın hiçbir engelle karşılaşmadan girişini sağlamak üzere derhâl harekete geçmelidir. Avrupa-Akdeniz İnsan Hakları İzleme Örgütü, Gazze Şeridi’nde tedavi edilemeyen hasta ve yaralıların tahliye edilmesi; geri dönüş haklarının güvence altına alınması ve yerinden edilen insanların evleriyle topraklarına güvenli biçimde erişebilmesi çağrısında bulunuyor.
İsrail’e silah, mühimmat ve bunların parçalarının ticaretine kapsamlı bir yasak getirilmelidir. İhlallere katkıda bulunabilecek askerî ve güvenlik iş birliğine son verilmeli; ticaret ve ayrıcalıklı anlaşmalar askıya alınmalı, suçlardan sorumlu kişilere yaptırım uygulanmalıdır. Devletler, suçları kınarken bu suçların işlenmesinde kullanılan araçları finanse etmeyi sürdürmek yerine İsrail’in işgal altındaki Filistin topraklarındaki hukuka aykırı varlığını ayakta tutan ticaret ve yatırımları durdurmalıdır.
Uluslararası Adalet Divanının verdiği ihtiyati tedbirlerin uygulanması, Uluslararası Ceza Mahkemesinin soruşturmalarının desteklenmesi, Binyamin Netanyahu ve Yoav Gallant hakkındaki iki tutuklama emrinin uygulanmasında iş birliği yapılması ve eldeki kanıtlara dayanarak suçlardan sorumlu diğer bütün yetkililerin, yetkili ulusal mahkemeler de dâhil olmak üzere yargılanması hayati önem taşıyor.
Euro-Med Monitor; kanıtların korunması, mağdurların uğradığı zararların giderilmesi ve Filistinlilerin topraklarında kalma, yerinden edildikleri yerlere dönme ve toplumlarının yeniden inşasına katılma haklarının güvence altına alınması çağrısında bulunuyor. Risklerin farkında olmasına rağmen İsrail’i silahlandırmayı veya bu eylemleri sürdürmesini mümkün kılmayı devam ettiren her devlet, oynadığı rol nedeniyle kendisini hesap verme yükümlülüğüyle karşı karşıya bırakır.
kaynak: euromedmonitor.org



