Fotoğraf açıklaması: Göstericiler, Sudan'daki savaşa dikkat çekmek ve uluslararası toplumu çatışmayı sona erdirmek için daha fazla çaba göstermeye çağırmak amacıyla Londra'da yürüyüş düzenledi.

Birleşik Krallık hükümeti, Sudan'daki savaş konusunda kendisini uluslararası alanda önde gelen insani aktörlerden biri olarak konumlandırıyor. Ancak Britanya'daki Sudanlı mülteciler ve kampanya grupları, ülkenin Sudanlı sığınmacılara yönelik tutumunun bambaşka bir tablo ortaya koyduğunu söylüyor.

Sudan'ın eski sömürgeci güçlerinden biri olan Birleşik Krallık, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde Sudan dosyasını yürüten ülkelerden biri olarak çatışmada önemli bir diplomatik rol üstleniyor. Öte yandan bazı üst düzey parlamenterler de bu krizi insani yardım alanındaki profillerini güçlendirmek için kullandılar.

Bununla birlikte, ülke içinde uygulanan sert göç ve iltica politikaları, Birleşik Krallık'a gelmek isteyen Sudanlıların önüne engeller çıkardı ve binlerce kişiyi kamyonlarla ya da Manş Denizi'ni botlarla geçmek gibi tehlikeli yolculuklara mecbur bıraktı.

Savaştan önce Sudan'dan ayrılan Said İbrahim şöyle dedi:

"Evimi savaştan ve katliamlardan kaçıp güven içinde yaşamak için terk ettim. Ama tam tersini yaşadım. Hayatımı tehlikeye atarak çok riskli bir yolculuk yapmak zorunda kaldım. Birleşik Krallık'a vardığımda ise kendimi istenmeyen biri ve yük gibi hissettim."

Sudan'da üç yılı aşkın süredir devam eden savaş -başlıca Sudan ordusu ile daha sonra isyancı bir yapıya dönüşen Hızlı Destek Kuvvetleri (RSF) arasında yaşanıyor- dünyanın en büyük insani krizine yol açtı. Savaş kıtlığı tetikledi ve 11 milyondan fazla insanın yerinden edilmesine neden oldu.

Birleşik Krallık bu yıl Sudan için 146 milyon sterlin (yaklaşık 200 milyon dolar) tutarında insani yardım taahhüdünde bulundu. Ayrıca üst düzey uluslararası konferanslara eş başkanlık ederek ve kitlesel suçların önlenmesine yönelik bir koalisyon kurarak uluslararası çabaları harekete geçirmeye çalıştı.

Ancak aynı dönemde Birleşik Krallık, Sudanlılar için özel bir yeniden yerleştirme programı oluşturmadı. Yapılan politika değişiklikleri ise ülkede bulunan aile bireyleriyle birleşmeye çalışan Sudanlıların seçeneklerini daralttı ya da tamamen ortadan kaldırdı.

Birleşik Krallık'ta Sudanlı mültecilere destek veren Waging Peace adlı yardım kuruluşunun eş direktörü Maddy Crowther, hükümetin yaklaşımının farklı kurumlar arasında ciddi bir tutarsızlık sergilediğini söyledi.

Crowther şöyle konuştu:

"Bir yandan Birleşik Krallık haklı olarak Sudan'da yeni vahşetlerin önlenmesini hedefliyor. Ancak tam da bu korkunç suçlardan kurtulan insanlar, 'küçük botlarla gelen göçmenler' olarak damgalanabiliyor ve İçişleri Bakanlığı'nın karmaşık politika ve uygulamalarına maruz bırakılıyor."

Bazıları ise Birleşik Krallık'ın Sudanlı mültecilere yaklaşımının, Sudan politikasındaki daha geniş bir çelişkiyi yansıttığını söylüyor.

Birleşik Krallık çatışmayı sona erdirme çabalarını desteklerken, savaşın dışarıdan en önemli destekçisi olan Birleşik Arap Emirlikleri ile güçlü diplomatik ilişkilerini sürdürüyor.

Birleşik Arap Emirlikleri, Birleşmiş Milletler soruşturmacılarının soykırım yapmakla suçladığı RSF'nin başlıca destekçisi konumunda. Buna rağmen Birleşik Krallık, güvenlik alanındaki müttefiki ve Orta Doğu'daki en büyük ticaret ortağı olan Birleşik Arap Emirlikleri'ni hiçbir zaman kamuoyu önünde kınamadı.

Human Rights Watch'un Afrika Boynuzu Direktörü Laetitia Bader, Birleşik Krallık ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ilişkinin "odadaki fil" olduğunu söyledi. Bunun, hükümetin "çatışmanın seyrini gerçekten değiştirebilmek için gerekli siyasi bedeli ödemeye istekli olmadığını" gösterdiğini ifade etti.

Yeniden yerleştirme kısıtlamaları

Birleşik Krallık, birkaç kuşaktır Sudanlı topluluklara ev sahipliği yapıyor.

Savaşın başladığı 2023 yılının başından bu yılın mart ayına kadar ülkede Sudan vatandaşlarından yaklaşık 15 bin iltica başvurusu alındı.

Bu sayı, 2023'ten bu yana Sudan'dan kaçan 4,5 milyondan fazla insanın yalnızca çok küçük bir bölümünü oluşturuyor.

Büyük mülteci krizlerinde olduğu gibi, bunların ezici çoğunluğu komşu ülkelere yerleşti.

Birleşik Krallık'a güvenli ve yasal iltica yollarının bulunmaması nedeniyle, söz konusu 15 bin kişinin büyük bölümü hükümetten izin almadan, Afrika ve Avrupa üzerinden tehlikeli yolculuklar yaparak ülkeye ulaştı.

Birleşik Krallık, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) tarafından belirlenen hassas durumdaki mültecilerin ülkeye kabul edilmesini sağlayan genel yeniden yerleştirme programları yürütüyor.

Ancak bu programlar her yıl yalnızca sınırlı sayıda mülteciyi kabul ediyor. Bunların arasında 2023'ten bu yana yaklaşık 150 Sudanlı bulunuyor.

Hükümet isterse belirli ülkelere özel yeniden yerleştirme programları oluşturabiliyor.

Örneğin Rusya'nın Ukrayna'yı işgal etmesinden kısa süre sonra, Britanyalı ailelerin evlerinde barındırılmalarını sağlayan program da dâhil olmak üzere, Ukraynalılar için 200 binden fazla vize onaylandı.

"Ukrayna ve diğer ülkeler için oluşturulan programlar, hükümetin sığınma imkânı sağlama konusunda siyasi irade gösterdiğinde neler yapabileceğini ortaya koyuyor."

Buna rağmen, Birleşik Krallık'ın Sudan'daki tarihî rolüne ve sömürge döneminin kalıcı olumsuz etkilerine rağmen Sudanlı mülteciler için benzer bir program oluşturulmadı.

İşkence mağdurlarına destek veren Freedom from Torture adlı İngiliz sivil toplum kuruluşunun iltica savunuculuğu birimi başkanı Sile Reynolds şöyle dedi:

"İnsanlar Ukrayna'dan kaçarken, Birleşik Krallık'ın dört bir yanındaki toplumlar kapılarını olağanüstü bir merhametle açtı."

Ayrıca şunları söyledi:

"Aynı insani yaklaşım, işkence ve savaştan kaçan herkes için de gösterilebilir ve gösterilmelidir. Ukrayna ve diğer ülkeler için oluşturulan programlar, hükümetin sığınma sağlamaya yönelik siyasi iradesi olduğunda neler yapabileceğini gösteriyor."

Aile birleşimi askıya alındı

Yeniden yerleştirme imkânları sınırlı olsa da, Birleşik Krallık'ta mülteci statüsü tanınmış yakın aile bireyleri bulunan Sudanlılar, mevcut az sayıdaki insani yoldan biri olan mülteci aile birleşimi programına başvurabiliyordu.

Ancak son üç yılda binlerce Sudanlıya vize sağlayan bu uygulama geçen yıl eylül ayında askıya alındı.

Bir kampanya grubu ve başka kuruluşlar bu karara karşı dava açtı, ancak dava Yüksek Mahkeme tarafından reddedildi.

Bu karar, Hartum yakınlarındaki bir bölgeden kaçan ve uzun ve zorlu bir yolculuğun ardından iki çocuğuyla birlikte Birleşik Krallık'a ulaşan 34 yaşındaki Batim'in ailesini de etkiledi.

Batim, yolculuk için çok küçük olduğu gerekçesiyle iki yaşındaki üçüncü çocuğunu geride bıraktığını, daha sonra yeniden bir araya gelebileceklerini düşündüğünü söyledi.

Birleşik Krallık merkezli insani yardım kuruluşu Goodwill Caravan'ın kurucusu ve icra direktörü Hanan Ashegh, uygulamanın askıya alınmasının birçok aileyi yeniden bir araya gelme konusunda gerçekçi hiçbir seçenek bırakmadığını söyledi.

Ashegh, güvenliği için ergenlik çağındaki oğlunu Kıbrıs'a gönderen Sudanlı bir anneyi örnek verdi. Anne daha sonra oğlunu Birleşik Krallık'a getirebileceğini düşünüyordu.

Program askıya alındığında ise Ashegh'in ifadeleriyle:

"Artık hiçbir umudu kalmamıştı."

Şöyle devam etti:

"Bize, ailelerinin güvende olup yanlarına gelmesini sağlayana kadar çalışabileceklerini, yaşadıkları topluma uyum sağlayabileceklerini ya da geleceklerine dair herhangi bir plan kurabileceklerini düşünmediklerini söylüyorlar."

Mülteci avukatlarının bu tür davalarla "adeta boğulduğunu" söyleyen Ashegh, mülteci statüsü tanınmış bazı kişilerin aileleriyle başka ülkelerde yeniden bir araya gelebilmek için Birleşik Krallık'tan tamamen ayrılmayı tercih ettiğini belirtti.

İngiliz Kızılhaçı'ndan Darren Morton da yardım kuruluşuna, aile birleşimi uygulamasının askıya alınmasından etkilenen Sudanlılar da dâhil olmak üzere çok sayıda mülteci statüsü sahibi kişinin başvurduğunu söyledi.

Morton şöyle konuştu:

"Bize, ailelerinin güvende olup yanlarına gelmesini sağlayana kadar çalışabileceklerini, yaşadıkları topluma uyum sağlayabileceklerini ya da geleceklerine dair herhangi bir plan kurabileceklerini düşünmediklerini söylüyorlar."

Aile birleşimi uygulaması askıya alınmadan önce bile kampanya grupları bu uygulamayı eleştiriyordu. Çünkü sistem yalnızca mevcut mültecilerin eşleri ve 18 yaşından küçük çocuklarını kapsıyor, diğer aile bireyleri ise ancak çok istisnai durumlarda değerlendiriliyordu.

Safe Passage International'ın Birleşik Krallık hukuk ekibinin geçici başkanı Caterina Franchi şöyle dedi:

"Birlikte çalıştığımız ailelerin çoğu; büyükanne, büyükbaba, anne-baba ve çocukların tek bir aile olarak yaşadığı kültürlerden geliyor. Göç sistemi ise çoğu zaman bu gerçeği yansıtmıyor."

Franchi, Sudanlı ailelerin yaşadığı birçok acı ayrılığa tanık olduğunu söyledi. Bunlardan birinde yaşlı bir büyükanne Mısır'da geride kalmıştı. Seksenli yaşlarında olan ve sağlık durumu kötüleşen kadın, kamu sağlık hizmetlerine erişemeden tek başına yaşamını sürdürüyor.

Aile birleşimine hak kazanan Sudanlılar için bile süreç oldukça zordu. Savaş sırasında Sudan'daki yetkili başvuru merkezinin kapanması nedeniyle başvuru sahipleri biyometrik işlemlerini yaptırabilmek için başka ülkelere gitmek zorunda kaldılar.

Birleşik Krallık İçişleri Bakanlığı teknik olarak biyometrik veri şartından muafiyet tanıyabilse de bunu yalnızca çok az sayıda dosyada uyguladı. Bu durum çok sayıda başvuru sahibinin uzun ve zorlu bürokratik süreçlerde sıkışıp kalmasına yol açtı.

İsminin açıklanmasını istemeyen Sudanlı bir öğretmen ve insan hakları aktivisti, savaşın başlamasının ardından eşi ve çocuklarının Birleşik Krallık'a gelebilmesinin iki yıl sürdüğünü söyledi.

Öğretmen, Birleşik Krallık'ta mülteci ve göçmenlere destek veren Migrants Organise adlı yardım kuruluşunun desteğiyle uzun bir çevrim içi başvuru sürecini tamamladıklarını, ardından biyometrik işlemler için Etiyopya'ya gittiklerini anlattı.

Şöyle dedi:

"Bazen günlerce yeterli yiyecek bulamıyorlardı ve kalacak kalıcı bir yerleri yoktu. Sürekli kendimize şu soruyu soruyorduk: Addis Ababa'da barınaksız ve yiyeceksiz mi kalsınlar, yoksa güvenli olmayan ve aile evimizin yıkılıp yağmalandığı Sudan'a mı dönsünler?"

Öğretmen, Sudan ile Etiyopya arasındaki uçak biletleri, Birleşik Krallık uçuşu, konaklama ve diğer masrafların toplamının yaklaşık 17 bin sterline (yaklaşık 23 bin dolar) ulaştığını söyledi.

Bu paranın aile ve arkadaşlardan borç alındığını, borçların ise hâlâ ödenmediğini belirtti.

Yüksek vize ücretleri ve öğrenci yasağı

Sudanlılar ve diğer yabancılar için Birleşik Krallık'a yasal yollarla giriş imkânı sağlayan aile, öğrenci ve çalışma vizeleri gibi başka göç yolları da bulunuyor.

Ancak bunların tamamı, çatışmadan kaçan birçok kişinin karşılamakta zorlandığı katı uygunluk şartlarına bağlı.

Örneğin aile vizesi kuralları, yabancı uyrukluların Birleşik Krallık'ta yaşayan eşlerinin veya partnerlerinin yanına gitmelerine ya da 18 yaşından küçük çocukların ebeveynlerine katılmalarına izin veriyor.

Ancak bunun için Birleşik Krallık'taki sponsorun belirli bir yıllık gelir şartını karşılaması gerekiyor. Bu eşik 2024 yılında 18 bin 600 sterlinden 29 bin sterline yükseltildi.

Newcastle'da yaşayan Sudanlı doktor Reem, eşi Nagi için mülteci aile birleşimi yerine eş vizesine başvurduklarını söyledi. Altın madenciliği şirketinin genel müdürü olan Nagi'yi kendi maaşıyla geçindirebileceğini düşündüğü için bu yolu tercih ettiğini belirtti.

Ancak bu yol da oldukça pahalı oldu.

Çift, vize başvuru ve uzatma ücretleri, sağlık katkı payı, İngilizce dil sınavları ve diğer masraflar için şimdiye kadar yaklaşık 8 bin sterlin (yaklaşık 11 bin dolar) harcadıklarını söyledi. Son yıllarda bu ücretlerin önemli ölçüde arttığını ifade ettiler.

Nagi ise hem bu masrafları karşılayabilmek hem de aile bireylerine destek olabilmek için uzun saatler boyunca düşük ücretli ve güvencesiz işlerde çalışıyor; gündüzleri kargo dağıtıyor, akşamları ise güvenlik görevlisi olarak çalışıyor.

Öte yandan Birleşik Krallık'ta öğrenci olarak eğitim almak isteyen Sudanlılar da yeni kısıtlamalarla karşı karşıya kaldı.

İçişleri Bakanlığı bu yılın başında Sudan vatandaşları ve üç başka ülkenin vatandaşları için öğrenci vizelerini askıya aldı.

Hükümet, bu kararın gerekçesi olarak kişilerin öğrenci vizesiyle ülkeye girdikten sonra iltica başvurusu yapmalarını gösterdi.

Ancak üniversiteler, yasağı haklı göstermek için kullanılan verilerin doğruluğuna itiraz etti.

Bu karar doğu Sudan'daki Gedaref kentinden Maner Abdülvehhab'ı da etkiledi.

Yıllar süren çabaların ardından cinsel sağlık ve üreme sağlığı alanında yüksek lisans yapmak için burs kazandığını ve Birleşik Krallık'ın önde gelen üniversitelerinden kabul aldığını söyledi.

Abdülvehhab, The New Humanitarian'a şöyle konuştu:

"Bunun için çok büyük emek verdim ve bu özel programı yalnızca Birleşik Krallık'ta bulabildim. Yıkılmış durumdayım."

Sudan konusunda açık çıkışlarıyla tanınan ve Sudan vatandaşı akrabaları bulunan İskoç siyasetçi ve milletvekili Seamus Logan da yasağı sert şekilde eleştirdi.

Şöyle dedi:

"Eğitim, Birleşik Krallık hükümetinin bu kriz sırasında Sudan'a destek olabileceği alanlardan biriydi. Ancak hükümet bir kez daha göç konusunda sert göründüğü izlenimini verecek manşetlerin peşinden gidiyor."

Birleşik Krallık'ta Sudan konusunda uzman olan Peter Verney ise hükümetin mültecilere yönelik yaklaşımını "gösteriş amaçlı zalimlik" olarak nitelendirdi.

Verney şöyle konuştu:

"İçişleri Bakanlığı Sudanlılar ve burada bulunan tüm mülteciler için hayatı olabildiğince zorlaştırmaya çalışıyor."

Tehlikeli geçişler

Mülteci hakları savunucularına göre Birleşik Krallık'ın giderek daha da kısıtlayıcı hâle gelen politikaları göçü engellemek yerine Sudanlıları ve diğer mültecileri tehlikeli ve düzensiz geçişlere yönlendiriyor.

Birleşik Krallık'a giriş izni alamayan Batim, ailesinin düzensiz yollarla yolculuk etmeye karar verdiğini söyledi.

Yolculuk sırasında bindikleri tekne Akdeniz'de üç ayrı kez battı.

Bu olay çocuklarında bugün hâlâ sudan korkmalarına neden olan ağır bir travma bıraktı.

Çatışmalardan en ağır şekilde etkilenen şehirlerden biri olan El Faşir'den gelen bir mülteci ise Birleşik Krallık'a Libya üzerinden ulaştığını anlattı.

Libya'da silahlı çeteler tarafından alıkonulduğunu ve kendisinden 2 bin dolar istendiğini söyledi.

İsminin açıklanmasını istemeyen mülteci şöyle konuştu:

"Bunun bu kadar kötü olabileceğini asla hayal edemezdim."

Savaştan hemen önce Sudan'dan ayrılan İbrahim de Libya'da kaçakçı çeteler tarafından alıkonulduğunu ve dövüldüğünü söyledi.

Daha sonra Manş Denizi'ni geçen bir kamyonun içinde hayatını riske atarak Birleşik Krallık'a ulaştığını anlattı.

İbrahim şöyle dedi:

"Libya'da geçirdiğim zamanla ilgili düzenli olarak kâbus görüyorum. Ellerimi sıkarak uyanıyorum; hâlâ Libyalılardan saklandığımı sanıyorum. Yakın zamanda orada kalmaya devam eden tanıdıklarımdan bazılarının akıl sağlıklarını kaybetmeye başladıklarını duydum."

Buna rağmen Manş Denizi'ni botlarla geçen mülteciler, Birleşik Krallık'ta insani bir mesele olmaktan ziyade siyasi tartışmaların merkezine yerleşmiş durumda.

Siyasetçiler sık sık botlarla gelen göçmenleri hedef alıyor ve güvenli göç yollarını genişletmek yerine insan kaçakçılığı şebekelerini "çökertme" sözü veriyor.

Freedom from Torture'dan Reynolds ise mültecilerin medyada sık sık Birleşik Krallık'ın cömertliğini istismar eden kişiler gibi gösterildiğini söyledi.

Oysa gerçekte mülteciler, "başvurularına ilişkin karar verilmesini beklerken uzun ve yeniden travma yaşatan bir süreçten geçmek zorunda kalıyor."

İbrahim, yaklaşık bir buçuk yıl boyunca sığınmacı barınma merkezlerinde kaldığını söyledi.

Ocak 2024'te mülteci statüsü aldıktan sonra ise aylarca evsiz kaldığını ve dondurucu soğukta bir parkta uyuduğunu anlattı.

El Faşirli mülteci de iltica başvurusunun ardından yaklaşık bir buçuk yıl boyunca sığınmacı konutlarında yaşadığını söyledi.

İçişleri Bakanlığı kuralları gereği çalışmasına izin verilmediği için haftada yalnızca 9 sterlin (12 dolar) ile geçinmek zorunda kaldığını ifade etti.

Daha fazla belirsizlik

Geçen yıl İşçi Partisi hükümeti tarafından, aşırı sağcı Reform UK Partisi'nin yükselişi sırasında açıklanan yeni düzenlemelerin Sudanlılar da dâhil olmak üzere mültecilerin hayatını daha da zorlaştırması bekleniyor.

Daha önce Birleşik Krallık'ta mülteci statüsü alan kişilere genellikle beş yıllık oturma izni veriliyordu.

Bu sürenin sonunda da süresiz oturum başvurusu yapabiliyorlardı.

Yeni sistemde ise mülteci statüsü geçici hâle getirildi.

Her 30 ayda bir yeniden gözden geçirilecek ve kalıcı oturuma giden yolun onlarca yıl sürebileceği belirtiliyor.

Hükümet ayrıca katkı esasına dayalı yeni bir sistem önerdi.

Buna göre mülteciler, hükümetin belirlediği çalışma ve topluma uyum kriterlerini karşılamaları hâlinde bekleme sürelerinden bazı yılları düşürebilecekler.

2023 yılında Birleşik Krallık'a iltica eden Sudanlı bir insan hakları savunucusu, yeni sistemin kendisini "çok büyük bir belirsizlik içinde" bıraktığını söyledi.

Özellikle de sürekli olarak kendi değerini kanıtlamak zorunda hissettiğini ifade etti.

Şöyle konuştu:

"Güvenlik sadece kurşunlardan ve bombalardan kaçmak değildir; aynı zamanda bir ölçüde geleceğe dair kesinliğe sahip olmaktır. Son değişikliklerden sonra Birleşik Krallık'ta bunu hissetmiyorum."

Düzenleyen: Philip Kleinfeld.

Kaynak: thenewhumanitarian.org