Fotoğraf: 17 Mart 2026'da İsrail'in Beyrut'un güney banliyölerine düzenlediği hava saldırısının ardından hedef bölgeden dumanlar yükseliyor. (İbrahim Amro/AFP, Getty Images aracılığıyla)
İsrail, Lübnan'da gerçekleştirdiği saldırıları defalarca belirli Hizbullah yetkililerine ve askerî hedeflere yönelik "hassas" veya "nokta atışı" operasyonlar olarak tanımladı.
Bu açıklamaların içinde daha geniş kapsamlı bir iddia da yer alıyor: İsrail'in belirli bir kişiyi tespit edebildiği, yerini belirleyebildiği ve onu çevresinde yaşayan sivillerden ayırt edebildiği iddiası.
New Lines tarafından yürütülen bir araştırma bu iddiayı test etti. Araştırma kapsamında, Mart ve Nisan aylarında Beyrut'ta ve çevresinde gerçekleştirilen beş İsrail saldırısı ayrıntılı biçimde incelendi.
Bu saldırılar birlikte değerlendirildiğinde, tek bir odanın hedef alınmasından iki ayrı konut binasının tamamen yıkılmasına kadar uzanan geniş bir yıkım tablosu ortaya koyuyor ve bu farklı sonuçlara neyin yol açtığı konusunda soru işaretleri doğuruyor.

Görsel: Yıkımın farklı boyutları: Belirli kişileri hedef alan beş İsrail saldırısında meydana gelen hasar, tek bir odanın yıkılmasından iki binanın tamamen tahrip olmasına kadar uzanıyor. (Grafik: New Lines)
Bu yıkım yelpazesinin bir ucunda, Beyrut'un güneydoğusunda bulunan Hazmiye'deki Mar Takla bölgesine düzenlenen saldırı yer alıyor. Saldırıda İsrail'in, İran Devrim Muhafızları Ordusu'na (DMO) bağlı Kudüs Gücü mensubu olarak tanımladığı Muhammed Ali Kurânî, bulunduğu tek bir odada öldürüldü. Ancak yalnızca bir duvarın ayırdığı diğer tarafta bulunan eşi ve çocukları hayatta kaldı.
Beyrut'un merkezindeki Zukak el-Blat semtinde gerçekleştirilen bir başka saldırıda ise Hizbullah'a bağlı El-Menar televizyonunun siyasi programlar direktörü Muhammed Şerri ile eşi yatak odalarında öldürüldü. Ailenin diğer fertleri ise kurtuldu. Füzenin isabet ettiği daire ağır hasar görmesine rağmen çevresindeki katlar büyük ölçüde sağlam kaldı.
Beyrut'un doğusundaki Ayn Saade bölgesinde gerçekleştirilen başka bir saldırıda ise hedef alınan kişi hayatta kaldı. Buna karşılık Pierre ve Flavia Moawad ile komşuları Roula Mattar başka bir katta hayatını kaybetti.
Bundan birkaç saat önce yine Zukak el-Blat'ta gece düzenlenen bir saldırı, bir apartmanın üç katını delip geçti ve 15 yaşındaki Cad Kobeysi uykusunda öldü.
Yıkımın diğer ucunda ise Beyrut'un güney banliyösü Cinnah'ta gerçekleştirilen saldırı bulunuyor. Tek bir kişiyi öldürmeyi amaçladığı bildirilen bu saldırı, nüfusun yoğun olduğu iki konut binasını büyük ölçüde kullanılamaz hâle getirdi.
Yıkımın neden bu kadar farklı boyutlarda gerçekleştiği sorusu, mahallelerin çoğunlukla belirli mezhep veya topluluklarla özdeşleştirildiği Lübnan'da ayrı bir önem taşıyor. Mar Takla ve Ayn Saade ağırlıklı olarak Hristiyan nüfusun yaşadığı bölgelerken, Zukak el-Blat ve Cinnah böyle değildir.
Eğer bazı bölgelerde saldırıların hassasiyet derecesi bilinçli olarak diğerlerine göre daha yüksek tutulduysa, bu farklılık tek tek operasyonların tesadüfi sonucu olmaktan çıkıp, hangi bölgelerin korunmaya daha fazla değer görüldüğüne ilişkin önceden verilmiş bir karar izlenimi verebilir.
Bu beş saldırının gerçekten böyle bir tablo ortaya koyup koymadığı, bu araştırmanın incelemeye çalıştığı sorudur; araştırma bunu peşinen kabul etmemektedir.
İstihbarattaki farklılıklar, hedefin bulunduğu konum, kullanılan mühimmat ya da binaların yapısal özellikleri bu farklılıkların bir kısmını veya tamamını açıklayabilir. Bu nedenle aşağıda yer alan örnekler, her iki ihtimal de göz önünde bulundurularak değerlendirilmelidir.
İsrailli yetkililer bu operasyonları defalarca, yürütülen askerî harekâtın Lübnan halkına değil Hizbullah'a yönelik olduğunun kanıtı olarak sundular.
10 Haziran'da Başbakan Binyamin Netanyahu, İsrail'in "Lübnan halkıyla değil, Hizbullah'la savaş hâlinde olduğunu" söyledi. İsrail ordusunun açıklamalarında da isimleri açıklanan ya da açıklanmayan Hizbullah mensupları, komutanları ve askerî altyapının hedef alındığı belirtildi.
Bu açıklamaların, saldırıların sahadaki fiziksel sonuçlarıyla örtüşüp örtüşmediği ise bu araştırmanın cevap aradığı temel sorudur.
Bu soruyu anlayabilmek için, teknik anlamdaki "hassas vuruş" kabiliyeti ile kamuoyuna sunulan "hassas operasyon" söylemi arasındaki farkı ayırt etmek gerekir.
ABD Hava Kuvvetleri Özel Harekât Komutanlığı'nda hedefleme uzmanı olarak görev yapan ve daha sonra Pentagon'da sivil kayıpların değerlendirilmesinden sorumlu birimin başkanlığını yürüten Wes Bryant, bu ayrıma dikkat çekiyor.
Bryant şöyle diyor:
"Muharip unsurların hassas şekilde hedef alınması ile hassas savaş yürütmek, hassas yıkım gerçekleştirmek aynı şey değildir. Hassas savaş; askerî hedefleri tam isabetle vururken, sivil çevreye, altyapıya ve sivillere verilecek zarar, yıkım ve can kaybını en aza indirecek şekilde mümkün olan en az kaynağın kullanılmasıdır. Gazze'de, şimdi de Lübnan'da ve daha sınırlı ölçüde İran'da gördüğümüz şey ise, uzun bir zaman dilimine yayılmış sistematik bir hassas yıkımdır."
Mar Takla
23 Mart günü Muhammed Ali Kurânî, füze kendisini bulduğunda yaklaşık bir saattir dairenin içindeydi. Bu zaman çizelgesi daha sonra bölgenin belediye başkanı tarafından da doğrulandı.
Kurânî'nin bulunduğu oda tamamen parçalanırken, dairenin geri kalan kısmı büyük ölçüde sağlam kaldı. Birkaç metre ötedeki bitişik odalar hâlâ tanınabilecek durumdaydı.
Dairenin başka bir bölümünde bulunan eşi ve çocukları saldırıdan sağ kurtuldu.
Söz konusu daire altı ay önce eşinin adına kiralanmıştı.

Görseller: Mar Takla'daki daire, saldırının ardından. Soldan sağa: Mühimmatın isabet ederek tamamen tahrip ettiği oda; koridor; sadece birkaç metre ötede büyük ölçüde sağlam kalan ana yatak odası ve çocuk odası.(X'te paylaşılan ve New Lines tarafından doğrulanan bir videodan alınan görüntüler.)
Saldırı, Beyrut'un doğu ucunda yer alan ve nüfusunun büyük bölümü Hristiyanlardan oluşan Hazmiye belediyesinin Mar Takla mahallesinde gerçekleşti. Bölge, daha çok okulları, iş merkezleri ve diplomatik temsilcilikleriyle tanınmaktadır.
İsrail'in Hizbullah'a yönelik yürüttüğü harekât hakkında bir hikâyeye başlamak için beklenmedik bir yer gibi görünmektedir. Tam da bu nedenle anlatım burada başlamaktadır.
İsrail daha sonra hedef alınan kişinin, İran'ın yurt dışındaki askerî ve istihbarî faaliyetlerinden ve müttefik silahlı gruplar ağından sorumlu olan Devrim Muhafızları Kudüs Gücü mensubu olduğunu açıkladı. Bu ağ içerisindeki en güçlü yapı ise Hizbullah'tır.
İsrail'e göre Muhammed Ali Kurânî, Lübnan'dan İsrail'e yönelik saldırıları yönetiyordu.
Aynı ayın başlarında, yakındaki Comfort Oteli'nde düzenlenen başka bir İsrail suikast girişiminden sağ kurtulduğu da bildirildi.
İsrail ordusu daha sonra operasyonun, iç istihbarat teşkilatı Şin Bet'in sağladığı bilgiler doğrultusunda gerçekleştirildiğini, ardından deniz kuvvetlerinin Kurânî'nin bulunduğu daireyi vurduğunu açıkladı.
New Lines'ın olayın yeniden kurgulanmasına ilişkin çalışması, fiziksel delillerle başlamaktadır.
Mar Takla'daki dairenin tam konumu belirlendikten sonra, saldırının ardından çekilmiş fotoğraf ve videolar incelendi.
Kullanılan mühimmat binaya girdi ancak katın çökmesine veya binanın tamamen yıkılmasına neden olmadı.
Daire bütünüyle tahrip olmadı.
Aile fertleri ölmedi.
Sadece, ateş edenlerin bulunduğunu bildikleri anlaşılan odadaki tek kişi öldürüldü.
Bu nedenle söz konusu daire, sonraki saldırılarla karşılaştırma yapılabilecek temel örnek (referans noktası) olarak kullanılabilir.
Bryant, operasyonun büyük olasılıkla cep telefonu konum verileri ile insan istihbaratının birlikte kullanılmasına dayandığını söyledi.
Onun değerlendirmesine göre İsrail güçleri muhtemelen binanın hangi tarafında, hangi dairede ve hatta Kurânî'nin hangi odada bulunduğunu tespit etmişti. Bu da ya uygun mühimmatın o anda hazır bulunduğunu ya da operasyonun önceden ayrıntılı biçimde planlandığını göstermektedir.
Bryant şöyle dedi:
"Benim değerlendirmeme göre eşi ve çocuğunun hayatta kalması tamamen şanstı. Operasyonel karar açısından bakıldığında ise, saldırının yol açacağı tali hasar veya sivil kayıpların kabul edilebilir olduğu değerlendirilmişti."
Bu araştırmada Mar Takla saldırısı bir ölçüt (benchmark) olarak kullanılmaktadır.
Bu olay, en azından bazı operasyonel şartlar altında, İsrail'in ortak kullanılan bir sivil konutun içinde bulunan tek bir kişiyi tespit edecek istihbarata ve patlamayı yalnızca o kişinin bulunduğu odayla sınırlayabilecek silah kabiliyetine sahip olduğunu göstermektedir.
Ailesinin hayatta kalması bilinçli bir tercih miydi, yoksa Bryant'ın ileri sürdüğü gibi tamamen şans mıydı, bu ayrı bir tartışma konusudur.
Ancak saldırı, burada incelenen diğer vakalarda görülmeyen ölçüde mekânsal olarak sınırlı bir yıkımın gerçekleştirilebildiğini ortaya koymaktadır.
Bu kabiliyetin varlığı ortaya konulduktan sonra artık soru yalnızca İsrail'in ne yapabildiği değildir.
Asıl soru, bu kabiliyetin nasıl kullanıldığı, hangi durumlarda kullanıldığı ve hangi durumlarda kullanılmadığıdır.
Zukak el-Blat 1
18 Mart günü saat yaklaşık 08.16'da, İsrail Beyrut'un merkezindeki Zukak el-Blat semtinde bulunan bir konut binasını vurdu.
Bu bina, Hizbullah'a bağlı finans kuruluşu El-Kard el-Hasen'in bir şubesine yürüme mesafesindeydi. İsrail uçakları bu şubeyi, aşağıda incelenecek gece saldırıları dizisinin bir parçası olarak yaklaşık yedi saat önce, karanlıkta hedef almıştı.
Bu saldırı ise, çarşamba sabahı, mesai saatlerinin başladığı bir zamanda ve gündüz vakti gerçekleştirildi.

Görseller: Şerri'nin dairesinin üzerindeki balkonlarda, karşı binanın cephesinde ve yakından çekilmiş görüntülerde (ölçek için bir el görülüyor) şarapnel parçalarının açtığı delikler (kutular içinde gösterilmiştir) ile sıcak şarapnel parçalarının perdeleri tutuşturduğu yanık izleri (oklarla gösterilmiştir). (Fotoğraflar: New Lines; sosyal medya)
Saldırıda, Hizbullah'a bağlı El-Menar televizyonunun siyasi programlar direktörü Muhammed Şerri ile eşi yatak odalarında öldürüldü. Dairenin başka bölümlerinde bulunan çocukları ve torunları ise yaralı olarak kurtuldu.
New Lines tarafından incelenen saldırı sonrası fotoğraflar, çiftin dairesinin büyük bölümünde ağır yangın hasarı bulunduğunu, duvarların siyaha dönmüş şekilde yandığını gösteriyor. Ancak yıkım dairenin sınırlarında sona ermişti. Dairenin hemen üstündeki ve altındaki katlar büyük ölçüde sağlam kalmıştı.
Bu, Mar Takla'daki gibi yalnızca tek bir odanın parçalandığı ve bitişik odaların hâlâ tanınabildiği ölçüde cerrahi hassasiyete sahip bir saldırı değildi; burada patlamanın etkisi yatak odasının çok ötesine ulaştı.
Ancak bu araştırmada incelenen sonraki saldırılarla karşılaştırıldığında yine de nispeten sınırlıydı: Yalnızca tek bir daire zarar görmüş, bunun ötesine geçmemişti.
Sokak ise bambaşka bir tablo ortaya koymaktadır.
Şerri'nin dairesinin karşısındaki binaların ana cepheleri, mermi deliklerini andıran, küçük, yoğun ve oldukça düzenli şekilde dağılmış deliklerle kaplanmıştı. New Lines bu delikleri balkonlarda ve dış cephe duvarlarında belgeledi.
Aynı delikler, hedef alınan dairenin hemen üzerindeki balkonlarda da görülmektedir.
Karşı binada balkon perdeleri tutuşmuş, bina boyunca yanık izleri oluşmuştur.
Füzenin isabet ettiği saatte insanlar bu iki bina arasındaki sokakta yürümekteydi.
New Lines kullanılan mühimmatın türünü tespit edemedi. Ancak hasar, savaş başlığının binanın içine derinlemesine nüfuz ettikten sonra değil, dış duvara ilk temas ettiği anda patladığını ve şarapnel parçalarını hem dışarıya hem de içeriye doğru saçtığını göstermektedir.
New Lines'ın talebi üzerine hasar modelini inceleyen eski ABD Kara Kuvvetleri bomba imha uzmanı Trevor Ball, bunun tek bir mühimmatın etkisi olduğunu değerlendirdi.
Ball şöyle dedi:
"Bu büyük olasılıkla dış duvara çarptığı anda ya da duvarı kısmen deldikten hemen sonra patlayan tek bir mühimmattı."
Ball, İsrail'in kullandıkları da dâhil olmak üzere bazı savaş başlıklarının oldukça uzun bir şarapnel kılıfına sahip olduğunu belirtti.
Cephede meydana gelen bir patlama, bu şarapnel parçalarını çarpma noktasından itibaren dairesel biçimde etrafa yayar; yukarıdaki balkonlara, aşağıdaki sokağa ve karşı binalara doğru savururken, aynı zamanda patlama basıncı ve yangını da duvarın arkasındaki dairenin içine yönlendirir.
Daire ile sokak, aynı saldırının birbirine zıt iki yorumu değildir.
Bunlar saldırıyı ölçmenin iki farklı yoludur.
Enkaz, mühimmatın hedef aldığı yapıya ne yaptığını gösterir.
Şarapnel delikleri, yanan perdeler ve etrafa saçılan parçalar ise saldırının çevredeki havaya ve sivil ortama ne yaydığını gösterir.
İlk ölçüte göre Şerri'nin öldürülmesi, Mar Takla saldırısındaki hassasiyete yaklaşmaktadır.
İkinci ölçüte göre ise saldırı, mesai gününün başlangıcında bir sokağı yüksek hızla yayılan şarapnel parçalarıyla doldurmuştur.
New Lines binayı ziyaret ederek bina sakinleriyle görüştü.
Görüşülen kişilerden hiçbiri binada yaşayanlardan herhangi birinin savaşçı ya da silahlı bir siyasi grubun üyesi olduğunu söylemedi.
Şerri'nin üst katında yaşayan bir kadın, Emel Hareketi'nden bir milletvekiliyle birlikte çalıştığını, ancak binada yaşayan hiç kimsenin silahlı faaliyetlerle bağlantısı olmadığını ifade etti.
Rutgers Üniversitesi öğretim üyesi ve silahlı çatışmalar hukuku uzmanı Adil Haque, uluslararası insancıl hukuka göre gazetecilerin sivil kabul edildiğini söyledi.
Haque şöyle dedi:
"Gazeteciler, çatışmalara doğrudan katılmadıkları veya aynı zamanda Hizbullah'ın askerî kanadının mensubu olmadıkları sürece hukuken sivil kabul edilir ve meşru hedef sayılmazlar."
Haque, kamuya açık bilgiler ışığında şu değerlendirmeyi yaptı:
"İlk bakışta bu, siviller ile askerî hedefler arasında ayrım yapma ilkesinin ihlali gibi görünüyor. Son derece hassas bir saldırıya benziyor; ancak yöneltildiği hedef bir sivil."
Yalnızca fiziksel yıkımın sınırlandırılması açısından bakıldığında, Şerri'nin öldürüldüğü saldırı savaş boyunca gerçekleştirilen en dar kapsamlı saldırılardan biriydi.
Füze hedef aldığı daireye ulaştı ve bina ayakta kaldı.
Ancak bu ölçüt, saldırının çarşamba sabahı yol açtığı diğer sonuçları göz ardı etmektedir:
İki binanın cephesine ve komşuların balkonlarına yayılan şarapnel parçaları...
Yanan perdeler...
İşe gitmekte olan insanların yürüdüğü sokağa saçılan enkaz...
Ve yatak odalarında ölü bulunan bir çift...
Mevcut bilgilere göre mesleği televizyon programcılığı olan bir adam ve onun yanında bulunan eşi.
Bu araştırmanın, tek bir odadan iki binanın yıkımına kadar uzanan ölçeği, her saldırının sivil çevrenin ne kadarını tükettiğini göstermektedir.
Şerri vakası bu ölçeğin sınırını oluşturmaktadır.
Bir saldırı bu ölçeğin dar ucunda yer alabilir; buna rağmen hukukun sorduğu ilk soruyu karşılamayabilir.
Çünkü hukukun ilk sorusu, saldırının ne kadar dikkatli gerçekleştirildiği değil, kimi hedef aldığıdır.
Ayn Saade
5 Nisan günü saat yaklaşık 21.00'de, Beyrut'un doğusunda yer alan ve nüfusunun çoğunluğu Hristiyanlardan oluşan Ayn Saade kasabasındaki bir apartmanın çatısını iki bomba delerek geçti.
New Lines, saldırının hemen ardından yayımlanan fotoğraf ve videoları inceleyerek binanın tam konumunu belirledi; bu konum mimari özellikler, çevredeki yapılar ve uydu görüntüleriyle de doğrulandı.

Görsel: Ayn Saade binası, saldırının gerçekleştiği gece. Küçük görsel: GBU-39 tipi bombaların patlamadan önce çatıyı delerek binaya girdiği iki giriş deliği. İşaretlenmiş bölgeler: Bombaların içinden geçtiği daire ile Pierre ve Flavia Moawad çifti ile komşuları Roula Mattar'ın hayatını kaybettiği daire. Sağ altta: Roula Mattar, Flavia Moawad ve Pierre Moawad. (Görsellerde İslam dinine uygun olmayan unsurlar olduğu için kırpılmıştır.)
Lübnan ordusuna göre soruşturmacılar, her iki mühimmatın da GBU-39 Küçük Çaplı Bomba (Small Diameter Bomb) olduğunu tespit etti. Bombalar çatıya çarpar çarpmaz patlamak yerine, çatıyı ve dördüncü katı delerek üçüncü kattaki bir dairenin içinde infilak etti. Saldırıda Yahşuş Belediyesi'nde Lübnan Kuvvetleri Partisi'nin yerel ofis başkanı Pierre Moawad, eşi Flavia ve kahve içmek için üst kata çıkan komşuları Roula Mattar hayatını kaybetti. Binadaki başka birçok kişi de yaralandı. Buna rağmen bina ayakta kaldı.
Hazmiye'deki Mar Takla saldırısından farklı olarak, bu saldırının asıl hedefi olduğu bildirilen kişi ölmedi.
İsrail, "Beyrut'un doğusunda bir terör hedefini" vurduğunu açıkladı ve daha sonra "olaya karışmayan bazı kişilerin zarar görmüş olabileceğine ilişkin haberleri" incelediğini duyurdu. İsrail ordusu sözcüsü Yarbay Nadav Shoshani daha sonra Pierre Moawad'ın "kesinlikle hedef olmadığını" söyledi.
Bu açıklama, Hazmiye'deki olaydan farklı bir soruyu gündeme getirdi. Tartışma artık saldırının fiziksel açıdan hassas olup olmadığı değildi. Fiziksel hasarın kendisi bunun hassas bir saldırı olduğunu gösteriyordu. Nispeten küçük iki bomba çatıdan girerek iki katı delmiş ve binayı yıkmadan içeride patlamıştı. Ancak hedef alınan kişi hayatta kalırken, başka bir kattaki siviller öldü.
Bryant'a göre, GBU-39 küçük çaplı bombaların kullanılmış olması tek başına binanın ne kadarının zarar göreceğini belirlemez. Bu mühimmat birkaç katı delerek ilerleyebilecek kapasiteye sahip olsa da, askerî planlamacılar yapının tam olarak ne kadarının ayakta kalacağını kesin olarak bilemezler. Bunun yerine, mühimmatın özellikleri, programlanan tapa gecikmesi ve önceki operasyonel tecrübeler doğrultusunda bilinçli bir tahminde bulunurlar.
İsrail, kendi "ikincil zarar (collateral damage) hesaplama" yöntemini hiçbir zaman kamuoyuna açıklamadığından, ABD ordusunun kullandığına benzer bir süreç izleyip izlemediğini belirlemek mümkün değildir. Bryant, ABD uygulamasında planlamacıların bombanın geçmesi beklenen her katı ve planlanan patlama noktasının en az bir veya daha fazla alt katını değerlendirdiğini söyledi. Şartlara bağlı olarak, orantılılık değerlendirmesi yapılmadan önce binanın tamamı "ikincil tehlike alanı" olarak kabul edilebilir.
"Bombanın geçmesi gereken her katı ve en az bir ya da daha fazla alt katı değerlendirirdik. Hatta binanın tamamı ikincil tehlike alanı olarak belirlenebilirdi. Sivillere yönelik risk saldırıdan önce bilinirdi."
Bryant'a göre asıl soru, bombaların nerede patladığından ziyade, saldırıya izin veren karar vericilerin önceden ne düzeyde sivil zararı kabul etmiş olduğudur.
Saldırının nasıl gerçekleştiği büyük ölçüde açıktır. Ancak saldırıdan önce binanın içinde neler yaşandığı belirsizliğini korumaktadır.
Lübnan ordusu, soruşturmasının üst kattaki dairenin yeni kiracılara verildiğine dair hiçbir kanıt bulamadığını açıkladı. Yerel belediye başkanı ile bina sahibinin de aynı sonuca vardığı bildirildi. Buna rağmen saldırıdan birkaç saat sonra farklı bir anlatı dolaşıma girmeye başladı. Hayatını kaybedenlerin yakınları, dairenin Hizbullah bağlantılı bir kişiye kiralanmış olabileceğini öne sürdü ve birçok Lübnan basın kuruluşu da benzer iddiaları tekrarladı. Daha sonraki haberlerde ise bu iddialar sorgulandı; bunları doğrulayacak kamuya açık hiçbir delilin ortaya çıkmadığı ve ilk haberlerin çoğunun doğrulanmamış söylentilere dayandığı belirtildi. Saldırıdan hemen sonra binadan çıktığı görülen bir kişinin ise daha sonra hedef alınan kişi değil, bir kurye olduğu yaygın şekilde bildirildi.
Haque ise, binada Hizbullah bağlantılı bir kişinin bulunduğuna ilişkin haberlerin doğru olması halinde bile bunun hukukî sorunu çözmeyeceğini söyledi.
"Bir kişi yalnızca Hizbullah'la bağlantılı olduğu için meşru askerî hedef hâline gelmez. O kişinin Hizbullah'ın askerî kanadının üyesi olması ya da doğrudan çatışmalara katılıyor olması gerekir."
Haque, binada gerçekten meşru bir askerî hedef bulunsa bile hukukî değerlendirmenin burada bitmeyeceğini belirtti. Bundan sonraki sorular şunlardır: Sivillere verilecek zararı en aza indirmek için uygulanabilir bütün tedbirler alınmış mıydı? Beklenen sivil zarar, saldırıyla elde edilmesi öngörülen askerî avantajla orantılı mıydı?
Soruşturmacılar açısından bu çelişkili anlatılar önemlidir; çünkü saldırının temel sorularından biri hâlâ cevapsızdır: İsrail'in vurmayı amaçladığı dairenin içinde gerçekte kim vardı?
Mar Takla olayında mevcut deliller, istihbaratın tek bir odadaki tek bir kişiyi tespit ettiğini gösterirken, Ayn Saade saldırısı farklı türde bir belirsizliğe işaret etmektedir. Deliller, mühimmatın hedeflenen binaya ulaştığını ve içeride patladığını göstermektedir. Belirsizlik ise başka noktalardadır: İstihbarat hedef kişiyi doğru tespit etmiş miydi? O kişinin saldırı sırasında gerçekten binanın içinde bulunduğunu doğru değerlendirmiş miydi? Bombalar hedeflenen katın bir alt katında mı patladı? Yoksa saldırı kararı, bu belirsizlikler giderilmeden mi verildi?
Bu ayrım önemlidir; çünkü soruşturmanın odağını değiştirir. Mar Takla saldırısı, uygun koşullar altında İsrail'in istihbaratının ve hassas güdümlü mühimmatının neler yapabildiğini göstermektedir. Ayn Saade saldırısı ise, mühimmat hedeflenen binaya ulaşsa bile sonucun başka unsurlara da bağlı olduğunu ortaya koymaktadır: Hedefi belirleyen istihbarat ve bombaların yöneltildiği katın tam olarak doğru belirlenmesi. Bir bomba son derece hassas biçimde hedefini vurabilir, ama yine de yanlış insanları öldürebilir.
Zukak el-Blat 2
18 Mart günü saat yaklaşık 01.28'de, İsrail uçakları Beyrut merkezini birkaç kez vurdu. Saldırılardan biri, Hizbullah bağlantılı bir finans kuruluşu olan El-Kard el-Hasen şubesini hedef aldı. Bu kurum uzun yıllardır Hizbullah destekçileri için alternatif bir bankacılık ağı olarak faaliyet göstermekte, Lübnan'ın geleneksel bankacılık sistemi dışında kredi ve finansal hizmetler sunmaktadır. İsrail, bu kurumu defalarca Hizbullah'ın mali altyapısının bir parçası olarak tanımlamış ve 2006 savaşı ile 2024'te olduğu gibi önceki çatışmalarda da şubelerini hedef almıştır. Buna karşılık Human Rights Watch, 2024'teki saldırıların sivil nesnelere yönelik hukuka aykırı saldırılar olduğunu savunarak, İsrail'in bu kurumu meşru askerî hedef olarak nitelendirmesine itiraz etmiştir.
Aynı anda, yaklaşık 45 metre uzaklıkta bulunan başka bir saldırı ise bir apartmanın üç katını delip geçti. Bu saldırıda 15 yaşındaki Jad Kobeissi hayatını kaybetti, ailesinin birçok ferdi de yaralandı. Babası Muhammed Kobeissi, hastaneden Sky News'e yaptığı açıklamada yaşadıklarını anlatmakta zorlandı:
"Ailemiz dört kişiydi; şimdi üç kişi kaldık. Oğlumu kaybettim. Henüz 15 yaşındaydı. Ne yapmıştı ki? Biz sadece sivilleriz. Bu savaşı durdurun. Bu öldürmeyi durdurun."

Görseller: Zukak el-Blat'taki bina, New Lines tarafından saldırı sonrasında çekilen fotoğraf ve videolar kullanılarak yeniden oluşturuldu.
Sol: Kuzey cephesi; mühimmatın binaya giriş yaptığı üç nokta daire içine alınmıştır.
Orta: Batı cephesi; Jad Kobeissi'nin yatak odası kırmızı çerçeveyle gösterilmiştir.
Sağ üst: Saldırıdan önce satış ilanı için çekilmiş olan çocuk odası.
Sağ alt: Ölümünün ardından paylaşılan taziye mesajlarında kamuoyuyla paylaşılan 15 yaşındaki Jad Kobeissi'nin fotoğrafı.
(Görsel kaynakları: Anwar Amro/AFP ve Fadel Itani/Getty Images; sosyal medya görüntüleri ve emlak ilanı fotoğrafları New Lines tarafından doğrulanmıştır. Grafik: New Lines.)

Fotoğraf, 18 Mart'ta İsrail'in Beyrut merkezindeki Zukak el-Blat semtinde bulunan bir daireyi hedef alan hava saldırısının ardından meydana gelen hasarı göstermektedir.(Anwar Amro/AFP, Getty Images aracılığıyla)
Ertesi gün Beyrut Müjde Ortodoks Koleji (Beirut Annunciation Orthodox College), öğrencisi için bir taziye ilanı yayımladı.
"Beirut Annunciation Orthodox College, Zukak el-Blat'ta bir konut binasının hedef alınması sonucu hayatını kaybeden öğrencisi Jad Muhammed Kobeissi'yi (15 yaşında) derin üzüntüyle anmaktadır."
Olayın nasıl gerçekleştiğini yeniden ortaya koymak amacıyla New Lines, öncelikle her iki saldırı noktasını da coğrafi olarak tespit etti ve konut binasının El-Kard el-Hasen şubesinin yaklaşık 45 metre güneydoğusunda bulunduğunu doğruladı.
New Lines'ın saldırı sonrasında çekilen fotoğraf ve videolar üzerinde yaptığı inceleme, hasar gören cephede üç giriş noktası tespit etti: ikisi dokuzuncu katta, biri ise sekizinci katta bulunuyordu. Her mühimmatın tam olarak nerede patladığı yalnızca görüntülerden kesin biçimde belirlenememektedir. Ancak bir mühimmatın doğrudan sekizinci kata girmesi, diğer ikisinin üst kattı delerek ilerlemesi ve yıkımın sekizinci kat ile alt katlarda yoğunlaşması nedeniyle New Lines'ın değerlendirmesine göre bombaların hedef noktası büyük ihtimalle sekizinci kattı. İsrail bu değerlendirmeyi hiçbir zaman doğrulamamıştır.
Bununla birlikte görüntüler, yıkımın nerede yoğunlaştığını açıkça göstermektedir. Sekizinci ve yedinci kattaki daireler tamamen tahrip olmuştur. Kobeissi ailesi yedinci katta oturuyordu. New Lines, sekizinci kattaki dairelerde kimlerin yaşadığını veya orada ölen olup olmadığını tespit edemedi. Dokuzuncu kat ise tamamen yıkılmamış, yalnızca mühimmat tarafından delinmiş; daireler zarar görmüş ve içeride bulunan kişiler tehlikeye maruz kalmıştır.
İsrail, o gece hedef aldığı kişinin kim olduğunu ya da bu kişinin hangi katta bulunduğunu hiçbir zaman açıklamamıştır. Hangi kat hedef alınmış olursa olsun, saldırının fiziksel etkisi bir konut binasının üç katına yayılmıştır. Bryant'ın anlattığı ikincil zarar değerlendirme sürecine göre, mühimmatın geçtiği her kat ile patlama noktasının en az bir alt katı, saldırı onaylanmadan önce tehlike alanının bir parçası olarak değerlendirilmiş olurdu.
New Lines, Kobeissi ailesinin dairesini ailenin saldırıdan önce kamuoyuyla paylaştığı materyaller sayesinde tespit etti. Saldırıdan sonraki günlerde Jad'ın annesinin paylaştığı taziye mesajları, araştırmacıları saldırıdan bir ay önce yayımlanan ve dairenin satışa çıkarıldığını gösteren ilana ulaştırdı. İlanda evin içini gösteren çok sayıda fotoğraf bulunuyordu.
Dairenin ayırt edici balkon korkulukları, saldırı sonrasında çekilen fotoğraf ve videolarda görülen hasarlı cephedeki korkuluklarla birebir örtüşüyordu. Dairenin yönü de eleme yöntemiyle yeniden oluşturuldu. Balkonda görülen çamaşır ipleri mutfağın binanın karşı tarafında bulunduğunu gösteriyordu. Daha geniş açıklıklara sahip kabul odaları ana cepheye denk geliyordu. Böylece yatak odalarının batı cephesinde yer aldığı sonucuna ulaşıldı.
New Lines daha sonra Jad'ın öldürüldüğü odayı belirlemeye çalıştı. Satış ilanındaki fotoğraflar arasında, Jad'ın kardeşiyle paylaştığı odaya uyan ranza bulunan bir çocuk odası vardı. Dairenin yönünü belirleyen eleme yöntemi, batı cephesinde iki yatak odası ve iki pencere bulunduğunu göstermişti. Satış fotoğrafları bunları birbirinden ayırmayı mümkün kıldı. Ranzalı odadaki kırık köşe yapısı ile pencerenin konumu, bu iki pencereden biriyle tam olarak örtüşüyordu. Binadaki tüm daireler katlar boyunca aynı plana sahip olduğundan, bu konum üst katlardaki sağlam dairelerle karşılaştırılarak doğrulandı ve ardından yıkılmış yedinci kata yansıtıldı. Saldırı sonrası çekilen fotoğraf ve videolarla karşılaştırıldığında yapılan bu yeniden inşa, ranzalı çocuk odasının yıkımın yoğunlaştığı bölümün içinde yer aldığını göstermektedir. New Lines'a göre Jad'ın öldürüldüğü odanın yüksek olasılıkla burası olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
İsrail ordusu, yakındaki El-Kard el-Hasen şubesini vurduğunu kamuoyuna açık şekilde doğrulamıştır. Ayrıca aynı gece İsrail donanmasının Beyrut'ta "önemli bir Hizbullah mensubunu" hedef aldığını da açıklamış, ancak bu kişinin kim olduğunu veya yerini belirtmemiştir. Bu açıklamanın söz konusu konut binasına mı işaret ettiği konusunda da herhangi bir bilgi vermemiştir.
Sahada yürütülen araştırma sırasında, kimliğinin açıklanmaması şartıyla konuşan bir kaynak, İran Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC) ile bağlantılı kişilerin bu binada bulunduğuna ve saldırıda öldürüldüğüne dair ikinci el iddiaları aktarmış, ayrıca Hizbullah'ın olay hakkında konuşulmamasını teşvik ettiğini ileri sürmüştür. New Lines bu iddiaları doğrulayamamış ve analizinde bunlara dayanmamıştır.
Haque, uluslararası insancıl hukuk açısından bir saldırının gerçekleştirildiği zamanın da alınması gereken tedbirlerin değerlendirilmesinin parçası olduğunu belirtti. Saldırıyı gerçekleştiren taraf, hedef alınan kişinin yalnızca o anda orada bulunduğunu bildiğini ve önünde iki seçenek olduğunu ileri sürebilir: Ya o anda vurmak ya da hiç vurmamak.
Bu olayda söz konusu an, Kobeissi ailesinin uyuduğu saat olan 01.28 idi.
Bryant, Mar Takla saldırısından farklı olarak ordunun hedef alınan kişinin tam konumu hakkında daha az kesin bilgiye sahip olabileceğini, belki de yalnızca belirli bir katı ya da binanın belirli bir bölümünü bildiğini, tek bir odayı ise tespit edemediğini değerlendirdi.
"İsrail'in yürüttüğü harekâtta gördüğüm ikincil zararların büyük kısmını biz 'öngörülen ikincil zarar' olarak sınıflandırırdık. Sivillerin risk altında olduğunu biliyorlardı ve hedefe verdikleri öncelik nedeniyle yine de saldırıyı gerçekleştirdiler."
İsrail, konut binasına yönelik saldırının aynı operasyonun parçası olup olmadığını ya da burada hedef alındığı iddia edilen kişinin kim olduğunu hiçbir zaman kamuoyuna açıklamamıştır. Cevapsız kalan bu sorular, saldırının hukuki ve operasyonel temelini anlamak açısından önemini korumaktadır.
Jnah
5 Nisan akşamı İsrail uçakları, Beyrut'un güney banliyölerindeki Jnah semtinde bulunan bir yerleşim alanını vurdu ve iki konut binasını büyük ölçüde yıktı.
Lübnan Sağlık Bakanlığı'na göre saldırıda 5 kişi öldü, 52 kişi yaralandı.
Yerel haberlerde hedef alınan kişinin, Güney Lübnan'ın Nebatiye vilayetindeki Kfar Sir kasabasından Hizbullah'ın askerî yetkililerinden Yahya Hüseyin Mşeymiş (Yahya Hussein Msheimesh) olduğu belirtildi.
Ayn Saade olayından farklı olarak hedef bu kez kurtulamadı. Muhabirlerin aktardığı bilgilere ve Hizbullah destekçileri arasında yayımlanan taziye duyurularına göre Mşeymiş saldırıda öldürüldü.

Görsel: Jnah saldırısında büyük ölçüde yıkılan iki bina, kırmızı çerçeveyle gösterilmiştir.(Saldırı öncesi görüntü: Google Earth, Nisan 2023. Saldırı sonrası görüntü: OnGeo Intelligence, 25 Nisan 2026.)
Jnah'a yönelik saldırı, bu soruşturmada incelenen yıkım ölçeğinin en uç noktasını temsil etmektedir. Diğer vakalarda olduğu gibi bu saldırı da geniş alan bombardımanı değil, belirli bir kişiyi hedef alan bir operasyon olarak sunuldu. Dolayısıyla burada cevap aranan soru, gelişigüzel bombardımanların kent mahallelerini genel olarak nasıl etkilediği değil; "hedefli" veya "hassas" olarak tanımlanan bir saldırının nasıl bu kadar büyük çaplı bir yıkıma yol açtığıdır.
Saldırı sonrası ortaya çıkan manzara, bu soruşturmada incelenen diğer vakalara hiç benzemiyordu. Hasar gören tek bir oda ya da tek bir daire yerine, iki konut binası büyük ölçüde moloz yığınına dönüşmüştü. Çevredeki binalar da şiddetli patlama hasarı almış, kurtarma ekipleri çöken beton yığınlarının arasında hayatta kalanları ve insan kalıntılarını arıyordu. Günler sonra bile enkaz kaldırma çalışmaları devam ediyor, bazı kurbanların kimlikleri ancak DNA testi ile tespit edilebiliyordu.
New Lines, uydu görüntüleri, yer seviyesinden çekilen videolar ve saldırı sonrasındaki fotoğrafları kullanarak saldırı noktasını coğrafi olarak tespit etti ve yıkımın tek bir daireyi ya da birkaç katı çok aşan bir alana yayıldığını doğruladı.
Jnah'da yaşananların büyük kısmı ise ancak orada yaşayan insanlarla konuşulduğunda anlaşılabilmektedir.
New Lines bölgeyi ziyaret ettiğinde, mahalle sakinleri buranın Lübnanlı ailelerin yanı sıra çok sayıda Suriyeli ve Sudanlı göçmen işçinin yaşadığı işçi sınıfı ağırlıklı bir semt olduğunu anlattılar. Görüşülen birçok kişi, savaş boyunca mahalleden ayrılamadıklarını çünkü gidecek maddi imkânlarının bulunmadığını söyledi.
Mahalle sakinlerinin anlatımları, Lübnan Sağlık Bakanlığı'nın ilk açıkladığı ölü sayısından daha yüksek bir can kaybına işaret etmektedir. Görüşülen kişiler istisnasız biçimde altı kişinin öldüğünü söyledi: üç Sudan vatandaşı, iki Suriye vatandaşı ve Narjis el-Zeyn adlı 15 yaşındaki Lübnanlı bir kız.
Birden fazla mahalle sakinine göre Sudanlı kurbanlar çöken binaların içindeydi; Suriyeli kurbanlardan biri ise ayakta kalan komşu binanın içinde hayatını kaybetti. Diğerleri ise genç kızın yakındaki bir sokak köşesinde dururken öldüğünü anlattı. Ancak anlatımlardan Narjis'in, sözünü ettikleri altı ölü arasında sayılıp sayılmadığı net olarak anlaşılmamaktadır. Yanında bulunan arkadaşı ise hayatta kaldı ancak patlamanın etkisiyle gözlerinden yaralandığı ve ameliyat geçirmek zorunda kaldığı bildirildi.
Görüşülen mahalle sakinlerinin büyük çoğunluğu, hedef alınan binada herhangi bir Hizbullah unsurunun bulunduğundan haberdar olmadıklarını söyledi. Bir kişi, Hizbullah bağlantılı birinin komşular fark etmeden binaya girmiş olabileceğini öne sürdü; ancak New Lines bu iddiayı bağımsız olarak doğrulayamadı.
Saldırı sonrasında çekilen fotoğraflarda, hasar gören binalardan birinin içinde eski Hizbullah lideri Hasan Nasrallah'ın portresinin bulunduğu görülmektedir. Yakındaki bir dükkânda ise Hizbullah ve Amal Hareketi'ne ait liderlerin fotoğrafları açıkça sergilenmektedir. Bu ayrıntılar mahallenin siyasî eğilimlerini göstermektedir; ancak hedef alınan binada gerçekten kimin bulunduğunu ya da hedef kişinin orada olup olmadığını kanıtlamamaktadır.
Mahalle sakinleri, olmayan bir şeye de dikkat çekti. İsrail saldırıdan önce herhangi bir tahliye uyarısı yapmadı. Birçok kişi aynı mahallenin İsrail'in 2024 Lübnan harekâtı sırasında da vurulduğunu ve o saldırıda da Suriyeli ile Sudanlı sivillerin öldüğünü hatırlattı. New Lines daha önce 22 Ekim 2024 tarihli bu saldırının yerini de coğrafi olarak belirlemiş ve iki saldırının aynı işçi sınıfı mahallesinde gerçekleştiğini ortaya koymuştu.
Haque, uluslararası insancıl hukuka göre orantılılık ilkesinin yalnızca sivil ölümlerle sınırlı olmadığını söyledi. Bu ilke aynı zamanda sivillerin öngörülebilir şekilde yaralanmasını ve sivil mallara verilecek zararı da hesaba katmayı gerektirir.
"Bu olayda çok sayıda sivilin öldürülmesi öngörülebilir bir riskti. Bunun yanında daha fazla sayıda sivilin ağır yaralanması öngörülebilir bir riskti ve iki konut binasının yanı sıra çok miktarda sivil mülkün tahrip edilmesi de söz konusuydu. Bunların tamamının orantılılık değerlendirmesine dahil edilmesi ve hedefin askerî önemine karşı tartılması gerekirdi."
Kurtarma ekipleri enkazı kaldırmayı tamamladığında, yıkım artık tek bir odanın, tek bir katın ya da tek bir dairenin çok ötesine geçmişti.
Bu soruşturmada incelenen önceki vakalar, bazı koşullar altında İsrail'in bir kişiyi tek bir odada öldürürken dairenin geri kalanını büyük ölçüde sağlam bırakabilecek kapasiteye sahip olduğunu göstermişti. Jnah'da aynı düzeyde mekânsal sınırlamanın mümkün olup olmadığı ise mevcut delillerden belirlenememektedir; bunun nedeni istihbaratın niteliği, hedefin bulunduğu yer veya binaların fiziksel özellikleri olabilir.
Ancak sonuç belirgin biçimde farklıydı. İki konut binası büyük ölçüde yıkıldı. Resmî açıklamalara göre hedef alınan kişiyle birlikte beş kişi öldü, mahalle sakinleri ise altıncı bir ölüm olduğunu anlattılar. Resmî rakamlara göre 50'den fazla kişi yaralandı.
Bunun çeşitli açıklamaları olabilir: eldeki istihbaratın kalitesi, hedefin bina içindeki konumu, seçilen mühimmat ve binaların fiziksel özellikleri. Bu soruşturma bunlardan hangisinin belirleyici olduğunu ortaya koyamamaktadır.
Ancak soruşturmanın ortaya koyduğu iki önemli sonuç bulunmaktadır.
Birincisi, aynı ordu 19 gün içinde Beyrut ve çevresinde gerçekleştirdiği beş saldırıda, mekânsal yıkımın sınırlandırılması bakımından birbirinden oldukça farklı sonuçlar ortaya koymuştur.
İkincisi ise şudur: Eğer İsrail'in uyguladığı prosedürler Bryant'ın ABD ordusundaki tecrübesine dayanarak anlattığı ikincil zarar değerlendirme sürecine benziyorsa, Jnah'daki yıkımın boyutu sürpriz olmamalıydı. İki binayı yıkabilecek güçteki bir saldırının oluşturacağı tehlike alanı önceden hesaplanmış ve öngörülebilir sivil zarar, saldırıya onay verilmeden önce kabul edilmiş olmalıydı.
Bununla birlikte, İsrail'in gerçekten buna benzer bir ikincil zarar tahmin metodolojisi kullanıp kullanmadığı kamuoyuna hiçbir zaman açıklanmamıştır.
Bu vakalar birlikte ele alındığında, karşımıza beş farklı ordu çıkmamaktadır. Karşımızda tek bir ordu, tek bir istihbarat teşkilatı ve tek bir silah envanteri vardır; ancak bunlar, 19 gün içerisinde, aynı şehrin birkaç kilometre çevresinde, birbirinden son derece farklı sonuçlar üretmiştir. Mar Takla saldırısı, en azından bazı operasyonel koşullar altında, İsrail'in paylaşılan bir sivil konut içerisinde bulunan hedefini, bulunduğu tek bir odada vurabilecek istihbarata ve silah kabiliyetine sahip olduğunu göstermiştir. Asıl soru ise diğer vakalarda ortaya çıkan belirgin biçimde farklı sonuçların nedenidir.
Haque'a göre, kanıtlanmış bir kabiliyet aynı zamanda hukuki açıdan da önem taşımaktadır. Bir ordunun daha sınırlı mekânsal yıkıma yol açan saldırılar gerçekleştirebildiğinin ortaya konulması, sonraki operasyonlarda uygulanabilir bütün tedbirlerin gerçekten alınıp alınmadığını değerlendirirken önemli bir rol oynayabilir.
Bununla birlikte Haque, istihbarattaki farklılıkların, hedefin niteliği ve konumunun ve binaların fiziksel yapısının da farklı olaylarda neden farklı taktikler veya silahlar kullanıldığını açıklayebileceği konusunda uyarıda bulundu.
"Kabiliyetin kanıtlanmış olması kesinlikle önemlidir."
Bunlar şehir mahallelerine yönelik geniş çaplı bombardımanlar değildi. Her biri, İsrail tarafından belirli bir kişi ya da kişileri hedef alan "hedefli" veya "hassas" saldırılar olarak duyuruldu. Bu soruşturmanın karşılaştırdığı şey de işte bu hedefli saldırılar ve bunların birbirinden farklı uygulanış biçimleridir.
Birlikte okunduğunda bu saldırılar bir ölçek oluşturmaktadır.
Mar Takla'da yıkım tek bir odada durdu ve hedef alınan kişiyle ailesini ayıran tek bir duvar, ailenin hayatta kalmasına yetti.
Ain Saadeh'de yıkım bir daireye yayıldı; hedef alınan kişinin ise hayatta kaldığı bildirilirken, başka bir kattaki sakinler öldürüldü.
Zuqaq el-Blat'ta yıkım üç kata yayıldı ve 15 yaşındaki bir çocuk yatağında öldü.
Saatler sonra aynı mahallede gerçekleştirilen başka bir saldırıda yıkım tek bir dairenin duvarları içinde kaldı; hedef alınan kişi ise hukuken sivil olduğu varsayılan bir adamdı.
Jnah'da ise saldırı iki konut binasını yok etti; hedef alınan kişiyle birlikte beş kişi daha öldü, 52 kişi yaralandı.
Beş saldırı, tek başına bir örüntüyü kanıtlamak için yeterli değildir. Ancak gösterdikleri yine de açıkça ifade edilmeye değerdir.
Bu soruşturmada incelenen saldırılar arasında en sınırlı yıkıma yol açan saldırı, nüfusunun çoğunluğu Hristiyan olan bir mahallede gerçekleşti.
Yine ağırlıklı olarak Hristiyanların yaşadığı diğer bölge olan Ain Saadeh'de siviller öldüğünde İsrail günler içinde açıklama yaptı. Sözcüsü Pierre Mouawad'ın "kesinlikle hedef olmadığını" söyledi; ordu ise "olaya karışmamış kişilerin" zarar görmesini incelediğini açıkladı.
Buna karşılık, Zuqaq el-Blat'ta üç katı parçalayan ve 15 yaşındaki bir çocuğu yatağında öldüren saldırının ardından benzer hiçbir açıklama yapılmadı.
Lübnanlı ailelerin, Suriyeli ve Sudanlı göçmen işçilerin yaşadığı işçi sınıfı mahallesi Jnah'da iki binayı yerle bir eden saldırının ardından da benzer hiçbir açıklama gelmedi.
İstihbarattaki farklılıklar, kullanılan mühimmat veya binaların yapısal özellikleri yıkımın boyutlarındaki farklılığın bir kısmını açıklayabilir.
Ancak bunlar, İsrail'in verdiği tepkilerdeki farklılığı açıklamamaktadır.
İsrail bugüne kadar bunların hiçbirini açıklamamıştır.
Fiziksel kanıtların ortaya koyduğu tablo ise şudur:
İstediğinde şiddetini tek bir odanın içine hapsedebilen bir ordu vardır; başka yerlerde ise farklı davranmayı tercih etmiştir.
Mahallelerin belirli topluluklara ait olarak görüldüğü bir ülkede bu farklılıklar teknik ayrıntılar olarak kalmaz.
Sebebi ne olursa olsun, bazı bölgeleri görece koruyor, bazı bölgelerde ise yalnızca taziye açıklamalarıyla yetinip diğerlerini yıkıma uğratıyor gibi görünen bir savaş, Lübnan'ın en eski toplumsal fay hatlarını daha da derinleştirmektedir.
8 Nisan'da, İsrail'in "Eternal Darkness (Sonsuz Karanlık)" adını verdiği operasyonda hava kuvvetleri 10 dakika içinde Lübnan genelinde yaklaşık 100 noktayı vurdu. Yaklaşık 160 mühimmat, önceden herhangi bir uyarı yapılmaksızın, Beyrut merkezini, Bekaa Vadisi'ni ve ülkenin güneyini hedef aldı.
Lübnan makamlarına göre en az 357 kişi öldü. Lübnan bu günü "Kara Çarşamba" olarak adlandırdı.
İsrail ise 250'den fazla Hizbullah mensubunu öldürdüğünü açıkladı.
Ancak saldırılar tek tek açıklanmadı; her birine ilişkin ayrı bir değerlendirme sunulmadı.
Eğer Mar Takla teknik olarak mümkün olanın en alt sınırını temsil ediyorsa — bir adam, bir oda, bir duvar —, 8 Nisan da kabul edilebilir görülen yıkımın en üst sınırını temsil etmektedir.
Bu soruşturmada incelenen her saldırı, bu iki uç nokta arasındaki bir yerde bulunmaktadır.
10 Haziran'da Netanyahu Lübnan halkına İsrail'in onlarla savaşmadığını söyledi.
Flavia Moawad İsrail'le savaş halinde değildi.
Kahve içmek için üst kata çıkan Roula Mattar da değildi.
Kardeşiyle paylaştığı ranzada uyurken öldürülen Jad Kobeissi de değildi.
Jnah'da sokak köşesinde duran Narjis el-Zeyn de değildi.
Onun etrafında yaralanan 52 kişi de değildi.
Onların hepsi aynı varsayımın içinde yaşıyordu:
İsrail, hedef aldığı kişileri çevrelerinde yaşayan sivillerden ayırt edebiliyordu.
Bu ayrımın korunup korunmadığı ise saldırıya göre değişiyordu.
Bunun cevabı geriye ayakta kalanlarda yazılıdır:
Mar Takla'da bir duvar. Diğer her yerde ise bundan daha azı.
Kaynak: newlinesmag.com




