Fotoğraf: ABD Başkanı Donald Trump, 19 Şubat 2026'da Washington'daki ABD Barış Enstitüsü'nde düzenlenen ilk Barış Kurulu toplantısında konuşuyor. (Kevin Lamarque/Reuters)
Perşembe günü ABD Başkanı Donald Trump, Hamas'ın silahsızlanmayı ve Gazze'deki ateşkes anlaşmasının bir sonraki aşamasına geçmeyi kabul ettiğini açıkladı. Bu açıklama bölgedeki çeşitli aktörler tarafından olumlu karşılanırken, ABD Başkanı bunu "tarihi bir anlaşma" olarak nitelendirdi.
Sorun şu ki, bu silahsızlanmanın gerçekleşmesi pek olası görünmüyor. Bunun nedeni, Hamas'ın silah bırakmayı, İsrail'in ekim ayında varılan anlaşma kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmesi şartına bağlamış olmasıdır. İsrail ise anlaşmanın imzalanmasından bu yana bu yükümlülükleri yerine getirmedi. Ateşkesi ve Gazze'nin yeniden inşasını denetlemekle görevli Barış Kurulu (Board of Peace) ise İsrail'i anlaşmaya uymaya zorlamak adına hiçbir girişimde bulunmadı.
Bu durum, altı aylık faaliyet süresi boyunca kayda değer hiçbir başarı ortaya koyamayan bu yapının birçok başarısızlığından yalnızca biridir. Kurulun kendi ilan ettiği görevleri yerine getirebilmesi için gerekli yetki, mali kaynak, yaptırım mekanizmaları ve uluslararası hukuk sistemi içinde hukuki meşruiyeti bulunmuyor. Gerilimi azaltacak bir yol oluşturmak yerine, diplomatik ilerleme görüntüsü yaratarak Gazze'de İsrail'in yürüttüğü soykırımın sürmesine siyasi örtü sağlıyor.
İleriye gidebilmenin tek yolu, bu kurulun feshedilmesi ve sorumluluğun yeniden Birleşmiş Milletler'e devredilmesidir.
Hiçbir Sonuç Üretememek
Barış Kurulu, Trump'ın ekim ayında açıkladığı Gazze'ye yönelik 20 maddelik barış planının 9. maddesi uyarınca kuruldu. Kurulun görevi, Gazze'yi yönetecek geçici Filistinli teknokrat yönetimini ve çok uluslu barış gücü niteliğindeki Uluslararası İstikrar Gücü'nü (ISF) denetlemekti. Teoride kurul, Gazze'nin yeniden inşasını ve İsrail'in kademeli çekilmesini gözetmekle yükümlüydü. Ancak uygulamada bu iki süreçte de hiçbir ilerleme sağlayamadı.
Trump yönetiminin Gazze'yi modern bir şehir haline dönüştürme yönündeki iddialı vaatlerine rağmen bu yönde hiçbir gelişme yaşanmadı. Nüfusun büyük bölümü hâlâ son derece kötü koşullarda çadırlarda yaşamaya devam ediyor.
Geçen ay kurul, yeniden inşa planını Mısır sınırına yakın Refah çevresinde yürütülecek pilot bir projeye indirgedi. Bu bölge, İsrail'le iş birliği yapan Filistinlilerin kontrolü altında bulunuyor. Ayrıca burada kalmasına izin verilecek Filistinlileri de İsrail belirleyecek.
Daha da kötüsü, kurul Filistinlilere ait mülklere el koyma veya bunları "ücretsiz" kullanma yetkisini kendisine vermeye çalışıyor. Bu durum, İsrail'in Filistin topraklarını gasbetmesini meşrulaştıracak bir vitrin görevi üstlenmeye hazır olduğunu gösteriyor.
Kurulun denetlemesi gereken diğer temel süreç olan İsrail'in çekilmesi ise neredeyse tamamen gündemden çıktı. Bunun yerine İsrail, düzenli bombardımanlarla Filistinlileri öldürmeye ve daha fazla Filistin toprağını işgal etmeye devam etti.
Ekim ayında ateşkes başladıktan bu yana İsrail, 1.100'den fazla Filistinli sivili öldürdü. Filistinlilere ait evleri yıkmayı sürdürdü ve kontrol hattı olarak bilinen "Sarı Hat"ı genişleterek Gazze'nin yaklaşık yüzde 70'ini kontrolü altına aldı. Ateşkes başladığında bu oran yüzde 53 seviyesindeydi.
Barış Kurulu ise İsrail'in bu sömürgeci uygulamalarına karşı hiçbir adım atmadı ve bunları kınayan tek bir kamuoyu açıklaması dahi yapmadı.
Buna karşılık kurul, ilerleme sağlanamamasının sorumlusu olarak Filistinlileri göstermeye devam etti. Kurulun Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov, ateşkes başladıktan sonra Filistin tarafından herhangi bir saldırı kaydedilmemiş olmasına rağmen Hamas'ı ateşkesin uygulanmasının "başlıca engeli" olarak tanımladı.
Bu tek taraflı yaklaşım, kurulun gerçek işlevini ortaya koyuyor: Barış sağlamak değil, devam eden işgale siyasi kılıf hazırlamak.
Barış Kurulu ayrıca İsrail'in Gazze'ye giren insani yardımlar üzerindeki kontrolünü sürdürmesine de göz yumdu. Trump'ın planında ne Hamas'ın ne de İsrail'in yardımların girişine ve dağıtımına müdahale etmemesi öngörülmesine rağmen, Gazze'ye hangi tür yardımın ve ne miktarda gireceğine hâlâ İsrail ordusu karar veriyor.
Başlıca Avrupa ülkeleri ile Çin, Barış Kurulu'na katılmayı reddetti. Başlangıçta Uluslararası İstikrar Gücü'ne katkı sağlamaya istekli olduklarını açıklayan bazı devletler ise daha sonra bu taahhütlerini askıya aldı veya tamamen geri çekti.
Kurula duyulan güven eksikliği mali alanda da kendini gösteriyor. ABD'nin 10 milyar dolar, diğer ülkelerin ise ilave 7 milyar dolar taahhüdünde bulunmasına rağmen, Dünya Bankası bünyesinde kurul adına açılan hesaba herhangi bir kaynak aktarılmadığı bildiriliyor. Bunun yerine kurul, JP Morgan'da açılan özel bir hesaba yatırılan birkaç milyon dolarlık kaynakla faaliyet yürüttü ve bu paranın önemli bölümü yeniden inşa ya da sivillerin korunması yerine maaşlar ve idari giderler için harcandı.
BM'nin Yeniden Devreye Girmesi
Barış Kurulu'nun başarısızlığını gösteren belki de en çarpıcı gelişme, kendi üyelerine hukuki dokunulmazlık sağlamaya çalışmasıdır. Hazırlanan bir karar taslağında kurul, Yüksek Temsilcilik Ofisi, Filistinli teknokratlar, uluslararası askeri güçler ve yabancı yükleniciler dâhil olmak üzere tüm mensupları ve idari organları için yargı bağışıklığı talep ediyor.
Başka bir ifadeyle kurul, hukukun üzerinde faaliyet göstermek istiyor. Amaç açıktır: Gazze'deki İsrail sömürgeleştirmesini uluslararası bir yapı arkasına gizleyerek yabancı bir yönetim modeli dayatmak.
Böyle bir yapının varlığını sürdürmesi uluslararası toplum açısından bir utançtır ve buna son verilmelidir.
İki devletli çözümü ve İsrail-Filistin meselesinin barışçıl yollarla çözümünü destekleyen ülkeler, sürecin yeniden Birleşmiş Milletler çatısı altına dönmesi için ortak girişimde bulunmalıdır. Filistinli gruplar da bu çabanın ön saflarında yer almalıdır.
Birleşmiş Milletler sorumluluğu üstlenmeli ve kurulun yürüttüğü ilgili görevleri kendi kurumsal mekanizmalarına devretmelidir.
Eleştirmenler, BM'nin yetmiş yılı aşkın süredir İsrail-Filistin sorununu çözemediğini söyleyebilir. Bu doğrudur. Ancak BM çatısı, uluslararası hukuka dayalı bir çerçeve sunmakta ve ihlalleri açık biçimde tespit etmektedir. Bu da Filistinlilerin haklarını savunmaya devam edebilecekleri hukuki araçları ve zemini sağlamaktadır.
Ayrıca Filistinli mültecilerle ilgilenmek üzere kurulmuş özel bir BM kuruluşu olan UNRWA, yerinden edilmiş ve yoksullaşmış Filistin nüfusunun karşı karşıya olduğu büyük sorunlarla ilgilenmeye en uygun kurumdur. UNRWA'nın geri dönmesi yalnızca hizmet sunan bir kurum olarak değil, aynı zamanda Filistinli mültecilerin haklarını ve hukuki statülerini koruyan bir yapı olarak da önem taşımaktadır.
BM ve ona bağlı kuruluşlar, Gazze'nin yeniden inşası için gerekli kaynakların kötüye kullanılmasını en aza indirebilecek hesap verebilirlik ve şeffaflık mekanizmalarına sahiptir. İşgalin sona ermesi dünyanın önde gelen güçlerinin siyasi iradesine bağlı olsa da, BM çatısı Gazze'nin işgal altındaki toprak statüsünü korumakta ve işgal altındaki halkın haklarını güvence altına almaktadır.
BM ayrıca Uluslararası İstikrar Gücü'nün konuşlandırılmasında da rol oynayabilir. Bu güç yalnızca Gazze'de değil, Batı Şeria'da da konuşlandırılarak Filistinlileri yerleşimcilerin saldırılarından korumalıdır. Güce BM yetkisi verilmesi, daha fazla ülkenin bu misyona katkı sağlamasını teşvik edecek ve Gazze ile Batı Şeria'nın istikrarı ve korunmasına yatırım yapan daha geniş bir uluslararası koalisyonun oluşmasına yardımcı olacaktır. Bu da İsrail'in işgal altındaki bu topraklardan çekilmesine zemin hazırlayan ilk adım olabilir.
Uluslararası toplum artık harekete geçmelidir. Barış Kurulu feshedilmeli ve Gazze'yle ilgili tüm sorumluluk yeniden Birleşmiş Milletler sistemine devredilmelidir. Gelecekteki tüm düzenlemelerde öncülük etmesi için BM yetkilendirilmelidir.
Gazze'deki mevcut durumun sürdürülmesi, Filistin halkının acılarının devam etmesi ve bölgenin yaşanamaz hale gelmesinin derinleşmesi anlamına gelmektedir. Bu da fiilen Filistinlilerin kendi topraklarından zorla sürülmesinin önünü açmaktadır. Acilen ihtiyaç duyulan şey ise uluslararası hukuka dayanan, derhal uygulanabilir nitelikte ve Birleşmiş Milletler öncülüğünde kurulacak bir mekanizmadır.
Kaynak: Al-Jazeera




