Fotoğraf: 22 Haziran 2026'da, çatışmaların sona ermesinin ardından insanlar İran'ın Bender Abbas kentinde deniz kıyısında vakit geçiriyor. (Hassan Ghaedi/Anadolu via Getty Images)

İran’ın güneyindeki Bender Abbas kentinde ortalama hava sıcaklığı son günlerde 43 santigrat derece civarında seyrediyor. Yaz sıcaklıkları bölge halkı için her zaman zorlu olsa da bu yıl Bender Abbas’ta sıcağa dayanmak, kente ve çevresine yönelik ABD saldırılarının etkileri nedeniyle çok daha güç hâle geldi. Elektrik santrallerinin ve altyapının zarar görmesi, kentte dönüşümlü elektrik kesintilerine yol açtı; klima ve diğer hayati hizmetlere erişimi aksattı.

İran’ın güney kıyı şeridi, Irak sınırından Pakistan’a kadar, Basra Körfezi’ndeki ülkeye ait adalar da dâhil olmak üzere yaklaşık 4 bin 800 kilometre boyunca uzanıyor. Tahran ile Washington arasındaki çatışmaların bu ay yeniden başlamasından bu yana ABD ordusu, 14 milyon insanın yaşadığı bu uzun kıyı hattını vuruyor.

Bender Abbas, ülkenin ithalatının yaklaşık yüzde 70’inin geçtiği İran’ın en önemli ticari limanıdır. İki yıl önce nisan ayında aynı limanda meydana gelen büyük bir patlama ve yangın, ticareti haftalarca aksatmış ve yerel halka 2020’deki meşhur Beyrut Limanı patlamasını hatırlatmıştı.

Kent son dönemde savaşın karanlık gerçekliğine alışmak zorunda kaldı. Bender Abbas, geçen yıl haziran ve temmuz aylarında yaşanan 12 günlük savaş sırasında ve bu yılın şubat-mart döneminde “Epic Fury” adı verilen harekât esnasında da hedef alınmıştı. ABD şimdi üçüncü saldırı dalgasını yürütüyor.

Bender Abbas’ta bir falafel dükkânı işleten Ali, ABD’nin son saldırı dalgasının ilk gecesinde restoranıyla ilgili sıradan bir video çekiyordu. Bu sırada kulakları sağır eden bir patlama sesiyle irkildi. Dükkândan dışarı koştuğunda telefonunun kamerası hâlâ kayıt yapıyor, Instagram canlı yayını da devam ediyordu. Bağırarak komşularına mahalleden kaçmaları için seslenmeye başladı.

Aynı anda İran’ın geri kalanındaki insanlar da güneydeki yurttaşlarının üzerine çöken dehşet karşısında hiçbir şey yapamadan yaşananları ekranlarından canlı olarak izliyordu.

Ali’nin görüntülediği saldırı, Bender Abbas’taki Penc Pele İskelesi’ne yönelikti. Burası hem sivil yolcu teknelerine hem de balıkçı teknelerine hizmet veren ticari bir iskeleydi. Saldırıda, iskeleye bağlı olan kentin balık pazarı da vuruldu. Ali’nin saldırının ilk anlarında kaydettiği video birçok İranlıyı dehşete düşürdü ve Instagram’da 4 milyondan fazla izlendi.

İki gün sonra Ali Instagram’da bir video daha yayımladı. Videoda şöyle dedi:

“Geceleri bomba ve füze sesleri yüzünden uyuyamıyoruz. Gündüzleri ise elektrik kesintileri yüzünden yaşayamıyoruz. Biz bunu hak etmek için ne yaptık? Küçücük çocuklarımız bu sıcakta ölmeyi hak etmek için ne yaptı? Sıcakla savaş arasında işimiz gücümüz durma noktasına geldi.”

Saldırıların etkisi, balıkçılığın nesillerdir hem ekonomik bir hayat damarı hem de yerel kimliğin temel bir parçası olduğu kıyı kentini perişan etti. Küçük teknelere yönelik ABD füze saldırıları çok sayıda balıkçının geçim kaynağını şimdiden yok etti. Savaşın yol açtığı belirsizlik ise diğer balıkçıların faaliyet göstermesini imkânsız hâle getirdi.

Bender Abbaslı 47 yaşındaki balıkçı ve satıcı İman şöyle dedi:

“Neyse ki saldırı sırasında balık pazarında değildik. Ancak iskeleyi vurduklarında bu yoksul balıkçılara ait tekneler çok büyük zarar gördü. Birçok tekne imha edildi ve onarılması mümkün değil. İskelenin kendisi yıkıldığı için pek çok başka tekne de zarar gördü. Fakat mesele yalnızca balıkçı iskelelerine yönelik son saldırılar değil. Asıl sorun şu ki savaş olduğunda deniz güvenli olmaktan çıkıyor ve balığa çıkılabilecek günlerin sayısı çok büyük ölçüde azalıyor.”

ABD saldırıları balıkçı iskelelerinin yanı sıra bölgedeki havaalanlarını da vurdu. Bu durum, bölgede tutulan balıkların ülkenin diğer kesimlerine gönderilmesini imkânsız hâle getirdi. Yerel balık pazarının yok edilmesi de kentteki balıkçıları kendi avlarını satabilecekleri bir yerden mahrum bıraktı. Saldırıların biriken etkisi, yerel ekonominin giderek erimesine yol açtı.

İman sözlerine şöyle devam etti:

“Av azaldığında doğal olarak balığın fiyatı yükselir. Aynı zamanda birçok insan işsiz ve geliri olmadığı için satın alma gücü de düştü. Ne olduğunu görüyor musunuz? Av daha az, pazarda daha az balık var ve mevcut balık daha pahalı. Aynı anda insanların harcayacak daha az parası var.”

Geçimini sağlama imkânının sekteye uğramasının yanı sıra sonu ufukta görünmeyen savaşın etkisi, sivil altyapının geniş çapta tahrip edilmesinden sonra bölgelerinin geleceğinden korkan İman ve diğer yerel halkın sinirlerini de yıprattı.

İman şöyle dedi:

“Amerikan füzelerinin sesiyle uykudan sıçradığımız geceler ya da dayanılmaz sıcağın bizi bitkin düşürdüğü gündüzler başka bir mesele. Fakat günün geri kalanında zihnimizi şunlar meşgul ediyor: Bender Abbas’ta havaalanını, demir yollarını, kent yollarını ve şehri Şiraz’a bağlayan köprüyü bombaladılar. Üstelik saldırıların süreceğini hâlâ söylüyorlar. Doğrusu vurmadıkları ne kaldı, bilmiyorum.”

İran’ın diğer kıyı kentlerinde olduğu gibi Bender Abbas’ta da gün batımından sonra insanların dinlenmek için toplandığı sahil yolları bulunuyor. Kafelerde canlı müzik çalıyor, aileler voleybol ve frizbi oynuyor, insanlar köpek balığı etli omlet, yalnızca “aş” olarak bilinen aş-ı reşte çorbası ve yöresel ekmekler yiyor. Son yıllarda bu canlı sahil şeridi kadınlar için de ekonomik imkânlar yaratmıştı. Pek çok kadın küçük birikimleriyle evlerinde küçük işletmeler kurmuş, ekmek pişirip aş ve diğer hafif yiyecekler hazırlayarak sahile gelenlere satmaya başlamıştı.

Ancak savaşın başlamasından bu yana hem sahil hem de kıyı yolu boşaldı.

Bender Abbas sakini Bayan Celali şöyle dedi:

“Buradaki sahil yollarında ailelere uygun bir ortam oluşturmak için yıllarca uğraştık. Turistler için cazipti, kent sakinleri de buradan hoşlanıyordu. Hükümet, düşük faizli kendi işini kurma kredileriyle kadınların küçük işletmelerini destekledi. Zaman içinde sağlıklı ve canlı bir ortam inşa ettik. Savaş, oluşturduğumuz her şeyi…”

Bender Abbas yakınlarındaki Buşehr kenti de son günlerde ABD saldırılarında defalarca hedef alındı. Kentte yalnızca biri hava kuvvetlerine, diğeri kara kuvvetlerine ait iki İran askerî üssü değil, aynı zamanda Rusya’nın gözetiminde işletilen Buşehr Nükleer Santrali de bulunuyor. Santralin çevresi, İran’a yönelik önceki iki saldırı dalgasında yoğun biçimde vurulmuştu.

Buşehr’de yaşayan 32 yaşındaki Omid şöyle dedi:

“CENTCOM her gün sabaha karşı, o geceki saldırıların sona erdiğini bildiren bir açıklama yayımlıyor. Ancak ondan sonra gözlerimizi kapatıp uyumaya çalışıyoruz. O ana kadar patlama seslerini duymasak bile sarsıntıların şiddetinden yakınlarda bir şeyler yaşandığını biliyoruz.”

Buşehr nükleer tesisinin yakınlarına yönelik tekrarlanan ABD saldırıları, santralin ağır hasar görmesi hâlinde halkın felaket boyutunda radyasyon etkilerine maruz kalacağı korkusunu da artırdı.

Omid şöyle dedi:

“Buşehr’in yoğun biçimde hedef alınmasının nedeni, yakınlarında hem bir hava kuvvetleri üssünün hem de bir kara kuvvetleri üssünün bulunması. Önceki saldırı dalgasında olduğu gibi insanlar, sonunda bu füzelerden birinin Buşehr Nükleer Santrali’ne isabet ederek bütün bölgeyi yok edeceğinden büyük endişe duyuyor. Geçen yazki savaş sırasında aile toplantılarında bazı kişiler, nükleer santral vurulursa zararın şiddetini azaltabilmek için evlerde iyot tabletleri bulundurulmasını tavsiye ediyordu.”

Şu anda savaş uçaklarının vurduğu bu yerleşimlerin birçoğu, bu yılın başlarında başkent Tahran ve diğer büyük kentler İsrail ve ABD saldırılarına uğrarken güvenli sığınaklar olarak görülüyordu. Güneye yönelik mevcut saldırılar, bölgenin İran-Irak Savaşı sırasında Irak ordusunun hücumlarına uğradığı 1980’li yıllara ait kötü hatıraları yeniden canlandırdı.

O dönemde bölge, Irak saldırılarıyla büyük ölçüde yıkıma uğramış ve çok sayıda insan kaçmak zorunda kalmıştı. İki nesil boyunca yeniden inşa çalışmaları yürütüldükten sonra, yerleşimlerini ve geçim kaynaklarını bir kez daha terk etmek zorunda kalma ihtimali Bender Abbas’taki birçok kişi için düşünülemez bir durum.

Omid şöyle dedi:

“İran’ın devrik şahının oğlunu destekleyenler arasında, yurt dışında yaşayan bazı kişiler bugünlerde sosyal medyada insanlara ‘güneyden kaçın’ ya da kentleri boşaltın diyor. Bunlar güney İran halkının yaşadığı gerçekler hakkında hiçbir şey bilmeyen kişiler. Kuzenim, ‘Öleceksem kendi evimde ölürüm.’ dedi. Amerikan füzeleriyle vurulan kentlerde şu anda hâkim olan düşünce budur.”

İran’a yönelik ABD saldırılarının ilk haftasının sonunda yaşanan iki trajedinin ardından halkın öfkesi daha da arttı. 15 Temmuz Çarşamba gecesi düzenlenen yoğun saldırılarda Ahvaz’daki Şehit Bagayi İhtisas Hastanesi’nin yerleşkesi füzelerle hedef alındı. Hastane, kanserli çocukları tedavi eden az sayıdaki iyi donanımlı sağlık merkezinden biridir ve İran’ın güney bölgeleri ile batı sınır kesimlerinden çok sayıda çocuk kanser hastasını kabul etmektedir.

Saldırılar hastanenin acilen tahliye edilmesini zorunlu kıldı. Ancak imkânların ve kaynakların sınırlı olması nedeniyle hastane yönetimi, durumu en ağır olan çocukları binadan çıkaramadı. Hastanenin durumunu gösteren ve sosyal medyada geniş çapta paylaşılan görüntüler, ülke genelindeki İranlıları şoke etti.

Ahvaz sakini Hacer, önceki harekât sırasında yerel çelik fabrikalarına yönelik ABD ve İsrail saldırılarının ardından bölgede işsizliğin arttığını belirterek şöyle dedi:

“İnsanlar şaşkın ve endişeli; ülkenin nereye gittiğini bilmiyorlar. Gerçek şu ki altyapı daha fazla hedef alınırsa, Ahvaz’da 55 derece sıcaklıkta elektrik ve su kesintileri tekrar yaşanırsa, adalarda ve Bender Abbas’ta olduğu gibi hastaneler ve yollar daha fazla yıkılırsa, halkın çoğunun kenti terk etmekten başka seçeneği kalmayacak.”

Son tırmanış sırasında ABD’nin İran’a yönelik saldırılarının ilk gecesinde, liman kenti Çabahar ile bölgenin simgesi, turistik bir cazibe merkezi ve yerel mimarinin başyapıtı olan 66 metre yüksekliğindeki beyaz Sahil Güvenlik Kulesi hedef alındı. Takip eden günlerde kule tamamen yıkılıncaya kadar en az iki kez daha vuruldu. Yıkılmasının ardından ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, çöken kulenin bir fotoğrafını sosyal medyada paylaştı.

Kulede operasyon mühendisi olarak çalışan ilk kadın olan Sedige, ikinci evi olarak tanımladığı binanın yıkılışını izledi.

Şöyle dedi:

“Sahil Güvenlik Kulesi askerî bir alan değil, daha doğrusu değildi. Savaş başladığında uzaktan çalışıyorduk, bu nedenle ABD güçleri kuleyi hedef aldığında orada değildik. Önce kulenin üst bölümünü vurdular. Füzelerden biri doğrudan benim ofisime isabet etti. Ardından alt bölümleri de hedef aldılar. Tamamen yıkılması için birkaç gün boyunca birden fazla saldırı gerekti. Yıkılışını izlemek bile çok zordu. Orada çalışan ilk kadındım. Yıllar içinde iki kadın daha bana katıldı. Bu durum denizcilik sektörünün kadın mühendislere ve uzmanlara kapılarını yavaş yavaş açtığını gösteriyordu. Şimdi hepimiz evsiz kaldık.”

İnsanlar kulenin kaybının yasını tutarken, Sistan ve Belucistan eyaletinde İranşehr yakınlarındaki Bampur kentinde askerlerin kaldığı bir yatakhaneye yönelik ABD saldırısında yedi asker öldü, en az onlarca kişi yaralandı.

İran’da askerlik zorunludur. 18 yaşın üzerindeki tüm erkeklerin barış zamanında 18 ay, savaş zamanında ise 24 ay askerlik yapması gerekiyor. Şu anda askerlik yapan genç erkekler genel olarak 2005’ten sonra doğdu. Sistan ve Belucistan ise ülkenin askerlik yapılması en zor bölgelerinden biri olarak kabul ediliyor.

Sert iklim ve zor yaşam şartları bunun nedenleri arasında yer alıyor. Pakistan topraklarından faaliyet gösteren Beluç ayrılıkçı grupların ve silahlı militanların tekrarlanan saldırıları da diğer nedenlerden biri. Şimdi, savaşın ortasında bu genç askerlerin hedef alınması halk arasında büyük bir yas dalgasına yol açtı.

Bölgede yaşayan Rahime adlı bir kadın şöyle dedi:

“Savaşın üçüncü gecesinde İranşehr yolu üzerindeki Bampur’u vurdular. Patlama sesleri başladığında herkes elektrik santralini vurduklarını düşündü. Fakat gerçek çok daha büyük bir trajediydi. Bu gençler yatakhanelerinde uyuyorlardı ve silahsızdılar. Hiç kimse için tehdit oluşturmuyorlardı. Bampur çok küçük bir kent ve çok az sayıda itfaiye aracı ile ambulansa sahip. Hastanesinin de füze saldırısında yaralanan insanları kabul edebilecek kapasitesi yok. Bu yüzden insanlar kendi araçlarıyla İranşehr’den Bampur’a doğru yola çıktı. Aracına yaralı sığdırabilen herkes bir yaralıyı aldı ve İranşehr’e geri götürdü.”

Bampur trajedisinden bir gün sonra Instagram’da kısa bir video yayımlandı. Videoda genç bir zorunlu asker kameraya bakarak şöyle diyordu:

“Askerliğimin bitmesine 40 gün kaldı ama savaş yeniden başladı. Bu videoyu son vasiyetim olarak çekiyorum ve hepinizi çok sevdiğimi söylemek istiyorum. Beyaz, havalı süspansiyonlu bir Peugeot Pars sahibi olma hayalim gerçekleşmedi. Hakkınızı helal edin. Buraya saldıracaklar ve bizi vuracaklar. Biz güçlüyüz, biz de karşılık vereceğiz. Ama bizi vururlar ve ölürsem hakkınızı helal edin.”

Fars İslam kültüründe “hakkınızı helal edin” anlamına gelen “helal konid” ifadesi, kişinin hayatı boyunca işlediği kusur ve hatalar için bağışlanma istemesidir. Yaygın bir dinî inanca göre yaşayanlar, ölen kişinin günahlarını ve kusurlarını bağışlarsa Allah da onu bağışlar ve böylece vefat eden kişinin ahiretteki durumu daha kolay olur.

3 milyondan fazla izlenen ve 14 bin yorum alan bu Instagram videosuna yorum yapan bir kullanıcı, ABD’nin ülkelerine karşı savaşı sürerken birçok İranlıyı saran yas ve belirsizlik duygusunu şu sözlerle ifade etti:

“Canım evladım, sevgili kardeşim, kimden af dilemek zorunda kalacak ne günah işledin?”

 

Kaynak: newlinesmag.com