Rahm Emanuel, 8 Temmuz'da İsrail'in en çok izlenen ticari televizyon haber kanalında ana haber sunuculuğu yapan Yonit Levi'ye verdiği röportaj boyunca, İsrailli izleyicilere peş peşe çarpıcı mesajlar verdi. Röportaj, sık sık parmak salladığı, "Bunun üzerinde iyice düşünün" gibi vurgulu ifadeler kullandığı adeta bir ders niteliğindeydi.
Levi'ye göre İsrail artık bir "parya devleti" hâline gelmişti. Emanuel, "Amerika'yı kaybettiniz, Avrupa'yı kaybettiniz ve Somaliland'ı kazandınız" dedi. Ardından alaycı bir üslupla, Yahudi kimliğine gönderme yapan taklit bir Yidiş aksanıyla, "Annemin dediği gibi: 'Ne büyük kazanç ama!'" ifadelerini kullandı.
Emanuel, İsrail'in Gazze'de güvenlik çıkarlarına hizmet etmeyen "sorumsuz" bir savaş yürüttüğünü söyledi. İsrail güvenlik kurumunun üst düzey isimlerinin de bu görüşü paylaştığını ekledi. İsrail'in izlediği politikanın "sürdürülebilir olmadığını" belirtti. ABD'nin artık İsrail'in askerî bütçesini sübvanse etmemesi gerektiğini, bunun yerine İsrail'e silahları "diğer tüm güvenilir müttefiklere uygulanan fiyat ve koşullarla" satması gerektiğini ifade etti. "İsrail bağımlı değil, müttefik olmalıdır." dedi.
Röportajın kaydedildiği gün olan 7 Temmuz'da yayımlanan bir kamuoyu araştırmasına değinen Emanuel, Levi'ye şöyle dedi:
"Bunu gördünüz mü bilmiyorum ama bugün yayımlanan bir ankete göre Mamdani, Amerikalı Yahudiler arasında sizin başbakanınızdan daha popüler."
Levi başını sallayarak Associated Press tarafından yayımlanan haberi gördüğünü doğruladı.
Emanuel, Ekim 2025'te yapılan New York belediye başkanlığı münazarasında kendisini sert mizaçlı bir merkez Demokrat olarak tanıtan Andrew Cuomo'nun yaptığı gibi, New York Belediye Başkanı'nın soyadını yanlış telaffuz ederek "Mandani" dedi. Bu tercih bilinçli görünüyordu; genç belediye başkanına ve giderek daha fazla etkili hâle gelen siyasetine, özellikle de Emanuel'in açıkça karşı çıktığı Demokrat Parti'nin demokratik sosyalist kanadıyla olan ilişkisine duyduğu küçümsemeyi yansıtmayı amaçlıyordu.
Emanuel, kendisinin partinin merkezini temsil ettiğini dünyaya göstermek istiyor ve bu merkezin İsrail konusunda sola doğru kaydığının farkında olduğunu ortaya koyuyor.
Emanuel bugün dile getirdiği eleştirileri yalnızca beş yıl önce dile getirmiş olsaydı, siyasi kariyeri büyük ihtimalle sona ermiş olurdu.
İsrail'e yapılan yardımların sona erdirilmesini savunmak, ABD'nin İsrail'e verdiği desteği sorgulamak, hatta Başbakan Binyamin Netanyahu'yu eleştirmek bile neredeyse tabu sayılıyordu.
İsrail'e destek vermek, başkan adaylarının seçim kampanyalarının vazgeçilmez unsurlarından biriydi.
ABD hükümeti ile İsrail arasındaki yakın müttefiklik ilişkisini anlatmak için "aralarında hiçbir mesafe yok" anlamına gelen "no daylight" ifadesi kullanılıyordu.
Amerikalılar 7 Ekim saldırılarının ardından İsrail'e sempati duyuyordu. Başkan Biden kameralar önünde Netanyahu'ya sarılmak için İsrail'e gitmiş, İsrail güvenlik kurumlarının üst düzey yetkilileri de ABD'nin desteğini övgüyle karşılamıştı.
Emanuel de Hamas öncülüğündeki saldırıyı duyduğu büyük nefretle bir kez daha kınadı.
Ancak Gazze savaşının üçüncü yılına yaklaşılırken, en az 80 bin Filistinlinin hayatını kaybetmesi ve uluslararası insan hakları hukuku alanındaki birçok önde gelen uzmanın İsrail'in Gazze'de soykırım işlediğini söylemesi sonrasında, Gallup araştırmalarına göre Amerikalı Yahudilerin yüzde 53'ü İsrail'in Hamas saldırısına verdiği askerî karşılığı onaylamıyor. Demokratların genelinde ise İsrail'i onaylayanların oranı yalnızca yüzde 8.
Uzun yıllardır İsrail yanlısı tutumuyla tanınan Senatör Nancy Pelosi bile bu hafta Temsilciler Meclisi'ndeki 103 Demokrat üye ile birlikte İsrail'e yapılan yardımların azaltılması yönünde oy kullandı.
63 yaşındaki Emanuel; Chicago eski belediye başkanı, Japonya eski büyükelçisi, Obama döneminde Beyaz Saray Genel Sekreteri ve Başkan Bill Clinton'ın eski kıdemli danışmanıdır.
Şimdi ise 2028 başkanlık seçimleri için kampanyasını hazırlıyor.
Kendisini Demokrat Parti'nin solundaki sosyal demokratları reddeden merkezci bir siyasetçi ve İsrail konusunda sert ama samimi gerçekleri söyleyen güvenilir bir isim olarak konumlandırarak adaylık açısından güvenilirlik kazanmaya çalışıyor.
Emanuel son dönemde katıldığı birçok medya programında İsrail hakkında neredeyse aynı eleştirileri dile getirdi.
The New York Times'ın haberleştirdiği Tel Aviv Üniversitesi'nde bir açılış konuşması yaptı.
The New Yorker için David Remnick'e, Financial Times için Gideon Rachman ve Edward Luce'a, CNN için ise Wolf Blitzer'a röportaj verdi.
Jim Acosta'nın ve Dan Senor'un bağımsız yayın programlarına konuk oldu.
Ayrıca Aspen Institute ve Council on Foreign Relations tarafından düzenlenen panellere katıldı.
Emanuel sık sık Yahudi kimliğini ve İsrail'le olan güçlü kişisel bağlarını vurguluyor.
Babası, İngiliz Mandası döneminde Kudüs'te doğmuş ve İsrail'in 1948 savaşında savaşmıştı.
Emanuel çocukluğunda yaz aylarını İsrail'de geçirdi.
1991 Körfez Savaşı sırasında ise İsrail ordusunda sivil gönüllü olarak görev yaptı.
Netanyahu'dan hoşlanmadığını da açıkça dile getiriyor ve 1990'lı yıllardan bu yana İsrail lideriyle tanıştığını ve onunla muhatap olduğunu sık sık hatırlatıyor.
İsrail tarihinde en uzun süre başbakanlık yapan Netanyahu'yu, İsrail'in "sürdürülemez" gidişatının ve "parya devlet" konumuna düşmesinin temel nedeni olarak göstermek; hem liberal Amerikalı Yahudilere hem de muhalefet partilerini destekleyen ve yaklaşan genel seçimlerde Netanyahu'nun iktidardan gitmesini isteyen İsraillilere hitap ediyor.
Bu kesimler, çözümün muhalefet partilerinden oluşan yeni bir hükümet seçmek olduğuna inanmak istiyor. Oysa önde gelen muhalefet partilerinden hiçbiri Gazze konusunda mevcut hükümetten farklı bir politika ortaya koymuş değil.
İsrail'in parya hâline gelmesinin asıl nedeni olarak yöneltilen soykırım suçlamasından hiç söz etmemesi ve yaklaşık 80 bin Filistinlinin ölümüne (bu muhafazakâr bir tahmindir), Gazze altyapısının neredeyse tamamen yıkılmasına ve gıda ile tıbbi yardımların bilinçli şekilde engellenmesine yol açan İsrail uygulamalarını yalnızca "sorumsuz" gibi görece hafif bir ifadeyle tanımlaması, Emanuel'in popülist bir yaklaşım benimsediğini gösteriyor.
Çünkü o, Amerikalı Yahudilerin çoğunluğunun Netanyahu'dan rahatsız olmasına rağmen "soykırım" kelimesini kabul etmekte büyük zorluk yaşadığını biliyor.
Bunun sebeplerinden biri de bu kavramın ilk kez Yahudi bir insan hakları hukukçusu tarafından Nazilerin altı milyon Yahudi'yi öldürmesini tanımlamak için ortaya atılmış olmasıdır.
Amerikalı Yahudiler İsrail'e duygusal olarak bağlılar ve ülkenin temelde sağlam olduğuna, yaşadığı sorunların ise yeni bir liderlikle çözülebileceğine inanmak istiyorlar.
İsrailli Yahudilerin büyük çoğunluğu ise, Siyonist yelpazenin liberal solunda yer alıp hâlâ Filistinlilerin insan haklarından ve iki devletli çözümden söz edenler de dâhil olmak üzere, "soykırım" ifadesini tamamen reddediyor.
Bu kavram kamuoyundaki tartışmalarda neredeyse hiç yer almıyor ve yalnızca çok küçük bir Yahudi İsrailli kesim tarafından kullanılıyor. Bu kişilerin büyük bölümü de Siyonist olmayan aşırı sol çevrelerle özdeşleşiyor.
İsrailliler hâlâ 7 Ekim'deki Hamas öncülüğündeki saldırının derin travmasını yaşıyor.
Hayatını kaybeden İsrailli sivillerin görüntüleri ulusal hafızanın bir parçası hâline geldi.
Ülkede herkes rehinelerin isimlerini biliyor; ya da en azından Yahudi rehinelerin isimlerini biliyor. (Rehineler arasında İsrail vatandaşı Filistinliler ve Taylandlı işçiler de bulunuyordu.)
Gazze'deki can kayıpları ve yıkım hakkında düşündüklerinde ise bunu, gerekli olduğuna inandıkları bir savaşın talihsiz ama kaçınılmaz yan etkileri olarak görüyorlar.
Ancak rehineler serbest bırakıldı, askerler Gazze'den çekildi ve dışarıdan bakanlara inanılmaz gelebilir ama İsraillilerin gözünde savaş sona ermiş durumda. Günlük bombardımanlar, devam eden ölümler, büyük yıkım ve on binlerce cesede rağmen onlar için savaş bitmiş sayılıyor.
İsrailliler, Gazze savaşını hızla kolektif hafızalarından silme yolunda ilerliyorlar. Bunu kolaylaştıran en önemli etkenlerden biri de, İsrail medyasının Filistinlilerin ölümleri ve yıkım hakkında, bunlar İsraillilerin hayatını doğrudan etkilemediği sürece, neredeyse hiçbir haber yapmamış olmasıdır.
İsrail'in önde gelen liberal İbranice medya kuruluşlarında yayımlanan iki podcast bölümü, İsrail içinde yürütülen tartışmaların dış dünyanın İsrail hakkında yaptığı tartışmalardan tamamen kopuk olduğunu gösteriyor.
Bunlardan birinde, Haaretz gazetesinden bir gazeteci ile ABD'deki İsrail algısı üzerine çalışan bir akademisyen, sunucuya İsrail'in ABD'deki imajının tarihinin en düşük seviyesine inmesinin sebebinin İran savaşı olduğunu söylüyorlar. Onlara göre Amerikalılar, Netanyahu'nun kendilerini bu savaşa sürüklediğini ve petrol fiyatlarının yükselmesine neden olduğunu düşünüyor.
Akademisyene göre İsrail'in imajını düzeltmenin yolu ise Amerikalıların İsraillileri daha yakından tanımasını sağlamaktır.
Bir başka podcast bölümünde ise, savaş sırasında "İsrailliler Gazze'de rehin tutulurken Filistinli sivillere karşı merhamet hissedemiyorum." diyerek yaygın bir görüşü dile getiren askerî muhabir, Demokrat Parti içinde İsrail'e verilen desteğin azalmasının sebebinin Gazze'de "neden olduğumuz ölüm ve yıkım" olduğunu kabul etti.
Ancak hemen ardından, İsrail'den hem Demokratlar hem de Cumhuriyetçiler arasında uzaklaşmanın yaşandığını anlatmaya başladı.
MAGA hareketi içindeki bölünmeye dikkat çekti; Tucker Carlson ve Nick Fuentes'in temsil ettiği kanadın İsrail'e karşı tavır aldığını, Başkan Donald Trump'ın ise ilke olarak hiçbir ülkeye dış yardım yapılmasını desteklemediğini söyledi.
En azından ikinci podcastte, dünyanın Gazze'de İsrail'in yaptıklarından rahatsız olduğuna dair bir farkındalık vardı.
Fakat bazı İsrailliler dış dünyanın ordularının eylemlerini eleştirdiğini kabul etseler de, bu eleştirilerin haklı olduğunu kabul etmiyorlar.
Liberal İsrailliler açısından bile savaş, 7 Ekim saldırısına verilmesi gereken zorunlu bir karşılıktı ve ortaya çıkan büyük can kaybı ile yıkım istenmeyen bir sonuçtan ibaretti.
Netanyahu'nun politikalarını sert biçimde eleştiren tanınmış liberal bir İsrailli gazeteci, yalnızca birkaç hafta önce bana öfkeyle, İsrail askerlerinin ("bizim askerlerimizin") sivilleri ya da hastaneleri asla kasıtlı olarak hedef almayacağını söyledi.
Ardından bana şu soruyu yöneltti:
"Gazze'deki siviller neden 7 Ekim'de İsrail'e saldırarak savaşı başlatan Hamas'ı suçlamadı veya eleştirmedi?"
Bu arada Netanyahu'nun Likud Partisi kamuoyu yoklamalarında iyi bir performans göstermiyor.
27 Ekim'de yapılacak genel seçimle karşı karşıya. Bu seçim, İsrail'in yeniden bir demokrasi ve uluslararası toplumun saygın bir üyesi olarak kabul edilip edilmeyeceğini ya da diğer dışlanmış ve otoriter yönetimlerle çıkar ilişkileri kurmak zorunda kalan bir parya devlete dönüşüp dönüşmeyeceğini belirleyecek bir seçim olarak görülüyor.
Netanyahu'nun sosyal medya hesabında paylaştığı son seçim videosu dikkate alınırsa, başbakanın kendisini oldukça sıkışmış hissettiği söylenebilir.
Yapay zekâ ile hazırlanmış bu videoda, eski Genelkurmay Başkanı ve bugün ciddi bir siyasi rakibi olan Gadi Eisenkot, kollarını iki yana açmış şekilde cenneti andıran bir kırda koşuyor.
Karşısında, Gazze'de çatışmalarda hayatını kaybeden oğluna dikkat çekici derecede benzeyen, gülümseyen genç bir adam bulunuyor.
Genç adamın üzerinde "İsrail Birliği" yazılı bir tişört var.
Ancak tam birbirlerine sarılacakları sırada Eisenkot oğlunun yanından geçerek Birleşik Arap Listesi Partisi'nin lideri olan Filistin kökenli İsrail vatandaşı Mansur Abbas'ın açık kollarına koşuyor.
Videodaki seslendirme şöyle diyor:
"Eisenkot, Yair Golan (sol Siyonist Demokratlar Partisi'nin lideri) ve Arap partileri olmadan hükümet kuramaz."
Muhalefetin iki lideri, Yair Lapid ve Naftali Bennett, Yahudi-Arap ortaklığı hükümet kurmanın tek yolu olsa bile, İsrail vatandaşı Filistinlileri temsil eden partileri koalisyona davet etmeyeceklerine söz verdiler.
Eisenkot ise bu konuda biraz daha esnek olabileceğine dair bazı işaretler verdi.
Filistin kökenli İsrail vatandaşlarını hedef alan söylemler ise tarih boyunca Netanyahu'nun en sık başvurduğu siyasi yöntemlerden biri oldu.
Bu yöntem İsrail'de oldukça etkili. Özellikle de 7 Ekim'den sonra belki daha da etkili hâle geldi.
Yapay zekâ ile hazırlanan bu video İsrail'de büyük tepki topladı.
Sosyal medya kullanıcıları Netanyahu'ya, Eisenkot'un yaşadığı kişisel trajediyi siyasi çıkarı için kullandığı gerekçesiyle "çöp", "pislik" gibi hakaretler yönelttiler.
Bazıları ise başbakanın bu kadar çaresiz yöntemlere başvurmasının gerçek niyetini ortaya çıkardığını söyleyerek onunla alay etti.
Netanyahu bu tür yöntemleri kullanmasıyla zaten tanınıyor.
Ancak birçok kişi bu videoyla artık kırmızı çizgiyi aştığını düşündü.
İsrailli Yahudiler açısından Gazze savaşının trajedisi, hayatını kaybeden askerlerdir.
Dünyanın geri kalanı açısından ise trajedi, o askerlerin öldürdüğü Filistinlilerdir.
Bu algı farkının yakın zamanda ortadan kalkacağını gösteren herhangi bir işaret bulunmuyor.
İsraillilerin dünyanın kendilerini nasıl gördüğünü anlayamaması, çok yakında İsrail'in uluslararası toplum içinde gerçek anlamda siyasi yalnızlığa sürüklenmesine yol açabilir.



