Paris'in güneybatısındaki taş bir çiftlik evinin duvarlarında, gözleri kapalı ya da kalın siyah lekelerle örtülmüş gölgemsi figürlerin yer aldığı yağlı boya tablolar asılıdır. Bu resimler, Halid el-Hânî'nin ömür boyu sürdürdüğü çalışmaların ürünüdür. Her bir tuval aracılığıyla, kırk yıl önce Suriye'de kendisinin ve ailesinin başına gelenleri anlamlandırmaya çalışmıştır.

Halid, 1975 yılında, Suriye'nin orta kesiminde Asi Nehri kıyısında yer alan kadim Hama şehrinde, varlıklı ve nüfuz sahibi bir ailede dünyaya geldi. Babası Hikmet, göz doktoru ve aynı zamanda sivil haklar savunucusuydu. Ancak hiçbir ayrıcalık, Halid'i şehri zaman zaman sarsan siyasi gerilimlerden koruyamadı. O günlerin atmosferini, "Her şey kaynama noktasındaydı." sözleriyle anlatıyor.

Halid doğmadan beş yıl önce, daha sonra devrilen Suriye diktatörü Beşşar Esed'in babası Hafız Esed, 1963'ten bu yana ülkede gerçekleşen üçüncü darbeyi gerçekleştirerek Suriye Devlet Başkanı olmuştu. Hama, otoriter Esed rejimine karşı direnişin merkezlerinden biri ve ilk olarak Mısır'da kurulan uluslararası İslamcı hareket Müslüman Kardeşler'in önemli kalelerinden biri hâline geldi. 1980'li yılların başına gelindiğinde rejim ile Müslüman Kardeşler karşılıklı saldırılar ve sert misillemelerden oluşan bir çatışma döngüsüne girmişti. Şubat 1982'de örgütün küçük bir öncü grubu bir ayaklanma başlattı.

Buna karşılık Esed rejimine bağlı birlikler Hama'nın çevresinde toplandı ve binlerce yıllık geçmişe sahip şehri ağır bombardımana tuttu. Halid'in evi de bu bombardımanda isabet aldı. Hikmet, ailesinin şehirden ayrılması gerektiğine karar verdi. Kendisi ise yaralıların sayısı hızla arttığı için Hama'da kalıp onlarla ilgilenecekti.

Çatışmalarda on binlerce kişi hayatını kaybetti. Üç hafta sonra rejim birlikleri, iktidardaki Baas Partisi'nin Hama teşkilatından Devlet Başkanı'na bir telgraf göndererek ayaklanmayı bastırdıklarını ve "onların nefesini sonsuza dek kestiklerini" bildirdi. Bu olay, Esed ailesinin muhalefeti bastırmak için ne kadar ileri gidebileceğinin o zamana kadarki en çarpıcı örneğiydi.

Yakındaki bir köyde aylarca saklandıktan sonra Halid, annesi ve kardeşleri memleketlerinin harabeye dönmüş hâline geri döndüler. Halid burada babasının hayatta kalmadığını öğrendi. Hikmet, rejim güçleri tarafından gözaltına alınmış ve şehrin porselen fabrikasında işkenceye maruz bırakılmıştı. Cesedi ailesine teslim edildiğinde tanınmayacak kadar tahrip edilmişti.

"Gözlerini çıkarmışlardı." diyor Halid.

"Bunu yaptıklarında hâlâ hayatta olduğuna inanıyorum."

Halid'in hemen başının üzerinde, soluk krem rengi duvarda gözleri olmayan bir portre asılı duruyor.

Halid el-Hânî atölyesinde
Halid el-Hânî'nin izniyle

Sanatçının karakteristik portrelerinden ikisi

Hama'daki katliamdan sorumlu kişiler, Suriye ordusuna bağlı Saraya el-Difa (Arapça'da "Savunma Tugayları") adlı bir birliğin mensuplarıydı. Bu birlik, Devlet Başkanı Hafız Esed'in küçük kardeşi Rıfat Esed'e bağlı olan rejimin seçkin muhafız gücüydü. Halid ve Hama halkı ise Rıfat'ı başka bir isimle tanıyordu: "Hama Kasabı."

Rıfat'ın Hama'da rejim karşıtlarına karşı elde ettiği zafer, Esed ailesinin iktidarını daha da sağlamlaştırdı. Ancak kısa süre sonra iktidardaki aile içinde bir bölünmeye yol açtı. Rıfat, 1984 yılında ağabeyine karşı darbe girişiminde bulununca sürgüne gitmek zorunda kaldı. Yanında kendisine bağlı yaklaşık 200 kişiyle birlikte, kendisinden önceki birçok otokratın izlediği yolu takip ederek eski Avrupa'nın merkezine sığındı: Cenevre, Paris ve Londra.

Hama'nın yeniden inşası yıllar sürdü ve şiddet sırasında zarar gören ya da tamamen yok edilen birçok şey bir daha yerine konulamadı. Halk şehirlerini yeniden ayağa kaldırmaya çalışırken, Rıfat Esed de Avrupa'da büyük bir emlak imparatorluğu kurmaya koyuldu. Esed ailesi, Suriye'nin kuzeybatısındaki dağlık bölgede çiftçilik yapan bir aileden geliyordu. Ancak iktidar, Rıfat'ı ve çok sayıdaki eşini lüks içinde yaşamaya alıştırmıştı. Sürgün hayatı da bundan farklı olmayacaktı.

1980'li yıllarda Rıfat, Avrupa'nın en pahalı bölgelerinde çok sayıda gayrimenkul satın aldı. Paris'te, Zafer Takı'nın yakınında yedi katlı görkemli bir şehir konağı satın aldı. Fransa'nın başkentinin yaklaşık 20 kilometre kuzeybatısındaki küçük Bessancourt kasabasında, geniş araziler üzerine kurulu Le Haras de Saint-Jacques adlı şato ve at çiftliğini edindi. Londra'da ise Buckingham Sarayı'ndan sonra başkentin en büyük ikinci özel konutunu satın aldı: Hampstead Heath'e bakan Highgate semtinde bulunan, 25 yatak odalı büyük bir malikâne.

O dönemde Avrupa'nın eski aristokrat çevreleri ile yeni zengin elitleri, yurt dışından gelen yeni oligarkları giderek daha fazla kabul ediyordu. Finansallaşan Batı'nın avukatları ve bankacıları, dışarıdan gelen servetlerden büyük kazanç sağlamaya başlamıştı. Rıfat'ın göz kamaştıran bazı satın almaları dikkat çekse de, sahip olduğu varlıkların gerçek kapsamı Curaçao, Britanya Virjin Adaları ve Panama gibi yerlerde kurulan isimsiz paravan şirketler aracılığıyla gizleniyordu.

Saraya el-Difa birliklerini kaybeden Rıfat, bu kez kendisini koruyacak yeni bir kadro oluşturdu. Finans uzmanları büyük ve kaynağı tartışmalı servetini yönetti, muhasebeciler bu serveti vergi makamlarından korudu, avukatlar meraklı gözlere karşı onu savundu, siyasi destekçileri ise Avrupa'daki iktidar çevrelerine ulaşmasını sağladı.

1986 yılında, Hama Katliamı'ndan yalnızca dört yıl sonra, François Mitterrand hükümeti Rıfat Esed'e Fransa'nın en yüksek askerî ve sivil nişanı olan Légion d'Honneur (Onur Lejyonu Nişanı)nı, "Fransız devletine yaptığı hizmetler" nedeniyle verdi. Ancak bu hizmetlerin tam olarak ne olduğu hiçbir zaman açıklanmadı.

Otuz yıl boyunca Rıfat'ın ailesi — dört kadınla evlenmiş ve 16 çocuk sahibi olmuştu — Avrupa'da büyük bir refah içinde sürgün hayatı yaşadı. (Rıfat'ın kendisi ise 1992 yılında annesinin cenazesi için Suriye'ye döndükten sonra 1990'lı yılların büyük bölümünü burada ev hapsinde geçirdi ve 1998 yılında yeniden Avrupa'ya döndü.)

Rıfat Esed askerî lider olduğu dönemde AP Photo / HO

Rıfat (en sağda), Şam'a dönerken Daniel Simon / Gamma-Rapho via Getty

Ancak Rıfat, 2011'den itibaren Suriye'de yaşanan siyasi sarsıntılardan kaçamadı. Rejim karşıtı protestolar ülke geneline yayılırken ve hükümet göstericileri katlederken, Fransız gazeteciler de aralarında lüks içinde yaşayan Esed ailesi mensubunu daha yakından incelemeye başladı. Rıfat'ın mülklerinin fotoğrafları Libération gazetesinde yayımlandı; Hama'daki katliama ilişkin dönemin haberleri yeniden gündeme geldi ve Rıfat'ın Onur Lejyonu Nişanı sorgulanmaya başlandı. Biri Paris'te, diğeri Cenevre'de faaliyet gösteren iki araştırmacı avukat ekibi dikkatini o sırada 76 yaşında olan Rıfat Esed'e çevirdi. Rıfat Esed gerçekte kimdi? Ve serveti tam olarak nereden gelmişti?

Rıfat'ın nasıl bir insan olduğunu çok iyi bilen kişilerden biri de, milyonlarca Suriyeli gibi iç savaş nedeniyle ülkesini terk etmek zorunda kalmıştı. O sırada sanatçı olan Halid el-Hânî, onlarca yıl boyunca Suriye güvenlik servislerinin baskı ve tacizine maruz kalmıştı. Halid, 6 Haziran 2011'de Suriye'den temelli ayrıldı; önce Hamburg'a, ardından Paris'e gitti. Katliamdan yaklaşık 30 yıl sonra Halid ile Rıfat yeniden aynı şehirde bulunuyordu.

"Komşu olduk." diyor Halid.

Kasım 2013'te bir akşam geç saatlerde, uluslararası suçlarda cezasızlıkla mücadele eden hukuk kuruluşu TRIAL International'ın icra direktörü Philip Grant, Suriyeli bir avukattan telefon aldı.

"Şu anda göl kenarındaki Hotel Métropole'de martinisini yudumlayan kişinin kim olduğunu biliyor musunuz?" diye sordu arayan kişi.

"Hama Kasabı", Cenevre Gölü kıyısında görülmüştü.

İsviçre yasalarına göre, yurt dışında işlenmiş savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar ancak fail hakkında soruşturma başlatıldığı sırada kendisi İsviçre topraklarında bulunuyorsa yargılanabiliyor.

Grant, "İsviçre'den ayrılmasına izin verme lüksünüz yoktu diye düşündüm." diye hatırlıyor.

TRIAL bir şey yapacaksa, çok hızlı hareket etmesi gerekiyordu.

Grant, iki yılı aşkın süredir TRIAL bünyesinde çalışan araştırmacı Bénédict de Moerloose'dan konuyu incelemesini istedi. Tesadüf eseri De Moerloose, katliamdan yaklaşık on yıl sonra henüz genç bir delikanlıyken ailesiyle birlikte tatil için Hama'ya gitmişti.

"Duvarlarda hâlâ kurşun izlerini gördüğümü hatırlıyorum." diyor.

Kuruluş, Hama Katliamı'na ilişkin açık kaynak belgelerini toplamaya başladı. Birkaç gün içinde savcılık makamının kapısını çalmışlardı.

Bununla birlikte temkinli davranıyorlardı. 2013 yılının sonlarında Suriye iç savaşının sona erebileceğine dair hâlâ umut vardı.

Grant, "Rıfat'ın Cenevre'de tam olarak ne yaptığını bilmiyorduk ve yürütülen görüşmeleri tehlikeye atmak istemiyorduk." diyor.

Savcılık ceza soruşturması açılmasını kabul etti. Ancak olası barış görüşmelerini sabote etmemek ve Rıfat'ı uyarmamak için soruşturmanın varlığı gizli tutulacaktı. Savcı, Rıfat bir sonraki kez İsviçre'ye geldiğinde resmî ifadesini almayı taahhüt etti.

İsviçre hukukuna göre TRIAL gibi kuruluşlar doğrudan dava açamıyor; ancak devlet savcılarına sunulmak üzere dava dosyaları hazırlayabiliyordu. Takip eden on yıl boyunca De Moerloose, Fransa, İsveç, İngiltere, Türkiye, İsrail, Lübnan ve ABD'de dava için gerekli delil parçalarını toplamaya devam etti.

Bénédict de Moerloose

İki şeye ihtiyacı vardı: Resmî davada ifade verecek mağdurlar ve katliama doğrudan tanıklık etmiş eski rejim yetkilileri ya da isyancı savaşçılar, yani içeriden bilgi sahibi kişiler.

Savaş suçları veya insanlığa karşı suç işlendiğini, katliamı Saraya el-Difa birliklerinin gerçekleştirdiğini ve nihai sorumluluğun Rıfat Esed'e ait olduğunu gösterecek yeterli somut delilin bulunduğunu ortaya koymaları gerekiyordu. (Rıfat, savaş suçu işlediği yönündeki iddiaları reddetti.)

Birçok başarısız girişimin ardından De Moerloose, Hama'da isyancılar safında savaşmış ve Rıfat'ın rolüne ilişkin tanıklık edebilecek bir kişiye ulaşmayı başardı.

"Bu kişinin telsizleri vardı ve bunlarla iki tarafın askerî haberleşmesini dinleyebiliyorlardı. Bana, emir veren kişinin sesinin Rıfat'a ait olduğunu duyduğunu söyledi."

Mağdurlara gelince, Hama'daki dehşeti yaşamış insan sıkıntısı yoktu. Daha fazla Suriyeli Avrupa'ya sığındıkça çok sayıda potansiyel tanık ortaya çıktı. Ancak sürgünde yaşamalarına rağmen Suriye'nin acımasız istihbarat teşkilatlarından hâlâ büyük korku duyuyorlardı.

TRIAL'a Rıfat'ın Cenevre'deki otelde bulunduğunu haber veren aynı Suriyeli kaynak, uygun bir kişiyi tanıyor olabileceğini söyledi.

2014 yazında De Moerloose, hikâyesini dinlemek üzere Paris'teki küçücük bir stüdyo daireye gitti.

Karşılaştığı kişi Halid el-Hânî idi.

De Moerloose, "O tam aradığımız kişiydi. Kırılgan görünüyordu ama aynı zamanda son derece güçlüydü." diye hatırlıyor.

Halid ise bana şunları söylüyor:

"Bunu reddedemezdim. Sadece babam için değil. Ben 40 bin insan adına adalet arıyordum."

Halid, davaya ilk davacı olarak katılmayı kabul etti. Güvenlik gerekçesiyle kendisine bir kod adı verildi.

"Bana Herkül diyorlardı." diyor gülümseyerek.

Savcıların Rıfat'ı suçlayabilmesi için önce resmî ifadesini almaları gerekiyordu.

2015 yılında TRIAL, Rıfat'ın yeniden Cenevre'ye döneceğini öğrendi. Beklenen an gelmişti.

Grant ve De Moerloose durumu savcılığa bildirdi. Ancak savcı harekete geçmedi.

Grant, "Bu, Ratko Mladić gibi bir savaş suçlusunu elinizin altında bulundurup da yapılacak daha önemli işler olduğuna karar vermeye benziyordu." diyor.

(İsviçre Federal Başsavcılığı ise "soruşturmanın bulunduğu aşama dikkate alındığında o tarihte ifadesinin alınmasının uygun olmadığı" açıklamasını yaptı.)

Witanhurst, Londra'nın en büyük ikinci özel konutu
High Level / Shutterstock

Ertesi pazartesi günü Grant ve De Moerloose mahkemeye başvurarak savcının Rıfat'ın ifadesini alması için müdahale etmesini talep etti. Bunun üzerine savcı valizini toplayıp Cenevre'ye gitmek zorunda kaldı. Burada, TRIAL'dan bir avukatla birlikte Rıfat'ı otel odasında buldu. Şaşkınlıktan mı yoksa dikkatsizlikten mi bilinmez, Rıfat avukatı gelmeden önce savcıların sorularını dinledi; ancak avukatı gelir gelmez görüşmeyi derhal sonlandırdı. Kendisini suçlayacak herhangi bir ifade vermedi, fakat resmî olarak sorgulanmış olması artık hakkında dava açılmasının önünü açmıştı.

Ancak dava açılabilecek olması, bunun mutlaka gerçekleşeceği anlamına gelmiyordu. 2013'te rejimin Guta'ya düzenlediği kimyasal saldırılar ve 2013-2016 yılları arasında Halep'in varil bombalarıyla vurulduğuna ilişkin haberler gündeme gelirken, savcılık soruşturmayı neredeyse durma noktasına getirmiş görünüyordu. Gecikmeler ardı ardına yaşanıyordu. Savcılar önemli tanıkları dinlemiyordu. De Moerloose'un ortaya çıkardığı yeni delillere ise çok az ilgi gösteriyor, hatta hiç ilgi göstermiyorlardı. Dosyayla ilk ilgilenen savcılardan biri daha sonra görevden alındı ve bunun ardından insan hakları ihlallerini soruşturmak için yeterli siyasi irade ve kaynak bulunmadığından şikâyet etti.

2017 yılında TRIAL düzenlediği bir basın toplantısında İsviçre makamlarının davayı ciddiye almamasını kamuoyu önünde eleştirdi. De Moerloose ve Grant'e göre İsviçreli yetkililer, nedeni ne olursa olsun, Rıfat'ın yargılanmasını gerçekten istemiyordu.

Ertesi yıl Birleşmiş Milletler İşkence Özel Raportörü Nils Melzer ile Hâkim ve Avukatların Bağımsızlığı Özel Raportörü Diego García-Sayán ortak bir mektup yayımlayarak soruşturmadaki "haklı gerekçeye dayanmayan gecikmeyi" ve "uluslararası suçları soruşturma konusundaki siyasi irade eksikliğini" eleştirdi. Daha da endişe verici olan ise, mağdurların etkili bir hukuk yoluna başvurma hakkı hiçe sayılarak "etkili bir soruşturmayı engellemek ve davanın kapatılmasını sağlamak amacıyla" bazı "talimatların" verildiğine işaret etmeleriydi.

İsviçre Federal Başsavcılığı ise yaptığı açıklamada, "mahkeme sürecinin başlatılması için güçlü şekilde çaba gösterdiğini" belirterek, "Rıfat Esed hakkındaki soruşturmanın siyasi baskılar nedeniyle kasıtlı olarak geciktirildiği yönündeki iddiaları kesin bir dille reddetti." Açıklamada ayrıca, "Başsavcılık bağımsız bir kurumdur ve yalnızca hukuka ve yürürlükteki mevzuata bağlıdır." denildi.

Bu sırada Paris'te ise soruşturmacılar paranın izini sürüyordu. 2010'lu yılların başında insan hakları ve şirket suçları avukatı William Bourdon, insan hakları ihlalleriyle bağlantılı mali suçlarla mücadele etmek amacıyla kurduğu hukuk örgütü Sherpa'nın başındaydı. Bourdon, Rıfat'ın hikâyesine zaten yabancı değildi; çünkü daha önce Rıfat'ın hakaret davası açtığı bir kişiyi savunmuştu.

Bourdon, Fransız savcılığına başvurarak Rıfat'ın servetinin kaynağının soruşturulmasını talep etti. 2013 yılının sonlarında, TRIAL'ın İsviçre'de yaptığı başvuruyla hemen hemen aynı dönemde, Fransız savcılığı da soruşturma başlattı ve siyasi açıdan hassas yolsuzluk dosyalarında uzmanlaşmış soruşturma hâkimi Renaud van Ruymbeke'yi görevlendirdi.

Renaud van Ruymbeke

Van Ruymbeke, paravan şirketlerin kayıtlı olduğu ülkelerin yetkili makamlarına resmî adli yardım talepleri göndererek gerçek sahiplerinin açıklanmasını istedi. Kısa süre içinde Rıfat'ın bilinen mal varlığının çok ötesinde gayrimenkulleri ortaya çıkardı.

Yalnızca Fransa'da, Rıfat'ın ailesinin Seine Nehri'ne bakan yaklaşık 40 dairesi, Lyon'da bir ofis binası, Fransa-İsviçre sınırında arazileri ve Paris'te bir arsası bulunuyordu. Londra'da da durum farklı değildi. Rıfat, Highgate'teki Witanhurst malikanesini 2007 yılında sattıktan sonra Mayfair'de 10 milyon sterlin değerinde yeni bir ev satın almış, oğullarından biri ise Surrey'de yedi yatak odalı bir ev edinmişti.

Bu mülklerin tamamı resmî olarak şirketlerin üzerine kayıtlıydı ve hiçbirinde Rıfat'ın adı geçmiyordu. Şirketlerin hisseleri eşleri ve çocukları arasında bölüştürülüyor, sık sık el değiştiriyor ve Esed'in mal varlığı onların üzerinden tutuluyordu. (Ancak İspanyol savcıları, Rıfat'ın bütün bu satın almalarda "mutlak kontrol ve tasarruf yetkisini" elinde bulundurduğu sonucuna vardı.) Fakat soruşturma, araştırmacıların Britanya Denizaşırı Toprağı olan Cebelitarık'taki bağlantıları incelemeye başlamasıyla asıl ivmesini kazandı.

Cebelitarık'ta araştırmacılar son derece karmaşık ve iç içe geçmiş şirket yapılarıyla karşılaştılar. Bunlardan birinde, iki kardeş tarafından yönetilen Marrache & Co hukuk bürosu, Rıfat adına Cebelitarık'ta kayıtlı 29 şirketi yönetiyordu. Bu şirketler ise başka 29 şirketin yüzde 99'una sahipti ve bu şirketlerin her biri zamanla Costa del Sol'da farklı gayrimenkuller satın almıştı. (Marrache kardeşler daha sonra, 2014 yılında görülen ayrı bir davada 28 milyon sterlinlik dolandırıcılık nedeniyle hapis cezasına çarptırıldı. Yorum taleplerine yanıt vermediler.)

Bu yapıda Marrache & Co'nun yanı sıra, kıdemli ortağı on yıl boyunca Cebelitarık Maliye Bakanı olarak görev yapan Isolas adlı hukuk bürosu da yer alıyordu. (Isolas da yorum talep eden e-postalara cevap vermedi.) Bütün bu şirketler ise Bahamalar'da kayıtlı bir vakıf tarafından kontrol ediliyordu. Vakfın mütevellileri arasında Londra'nın en saygın avukatlarından bazıları bulunuyordu. Bunlardan biri de Kraliçe II. Elizabeth'in özel hukuk danışmanı Mark Bridges idi.

Bridges, avukatı aracılığıyla yaptığı açıklamada, 2000'li yılların başında bu görev üstlendiği dönemde elindeki bilgi ve belgelerin "çelişkili" olduğunu belirterek Rıfat'ın faaliyetlerinden haberdar olmadığını söyledi. Müvekkil gizliliği nedeniyle daha fazla ayrıntı paylaşamayacağını ifade eden avukatı ayrıca, Bridges'in söz konusu vakfı Rıfat için kurmadığını ve Şubat 2007'de, yani Rıfat Esed hakkında herhangi bir mahkeme kararı verilmesinden çok önce mütevelli görevinden ayrıldığını belirtti. Bridges'in Rıfat'ın gizli mali faaliyetlerini kolaylaştıran kişilerden biri olduğu iddiası kesin bir dille reddedildi. 2019 yılında Kraliçe'ye yaptığı hizmetlerden dolayı şövalyelik unvanı verilen Bridges hakkında herhangi bir düzenleyici ihlal veya başka bir hukuka aykırılık iddiası bulunmamaktadır.

İspanyol polisi de Rıfat'ın İspanya'daki mal varlığıyla ilgili kendi soruşturmasını başlattığında, servetinin gerçek boyutu ortaya çıktı. Buna göre Rıfat'ın ailesi Costa del Sol bölgesinde gizlice 507 gayrimenkule sahipti. Bu mülklerin toplam yeniden satış değeri 695 milyon avroya ulaşıyordu. Bu rakam, Fransa'daki mal varlığının değerinin yedi katından fazlaydı.

İspanyol yetkililer, 2017 yılında yürütülen yolsuzluk soruşturması kapsamında Rıfat'ın Puerto Banús'taki mülklerine baskın düzenliyor.
Jorge Guerrero / AFP via Getty

Temmuz 2016'da Fransız makamları harekete geçti. Mahkeme, Rıfat'ın Fransa'daki yaklaşık 90 milyon avro değerindeki gayrimenkul portföyüne tedbir koyarak bu varlıkların satılmasını engelledi. Ertesi yıl İspanya da aynı adımı attı; ardından Birleşik Krallık da benzer bir uygulamaya gitti. (Ancak Birleşik Krallık, Surrey'deki 3,7 milyon sterlin değerindeki evin satışını engellemek için çok geç harekete geçti ve İspanya'nın aksine Rıfat'ın serveti hakkında kendi ceza soruşturmasını da başlatmadı.)

Bununla birlikte, mal varlıklarının dondurulması yalnızca geçici bir tedbirdi. Van Ruymbeke, Rıfat'ın mahkeme önüne çıkarılmasını istiyordu.

Dava nihayet üç yıl sonra, Aralık 2019'da başladığında ise Rıfat ortalıkta yoktu. Duruşma, Paris'in tarihî adliye binalarından birinde değil, başkentin banliyösü Clichy'deki sade cam bir binada yapıldı. Mahkeme salonunda Rıfat'ın tarafında çok sayıda avukat ve aile üyesi sıraları doldurmuştu. Sherpa tarafında ise çoğunlukla Sherpa adına davayı yürüten avukat Chanez Mensous ile Sherpa'nın hukuk müşaviri Vincent Brengarth bulunuyordu. Brengarth, salondaki atmosferi "buz gibi" sözleriyle anlatıyor.

Chanez Mensous

Duruşmada devlet savcıları, telefon dinlemelerine ait delilleri sunarak Rıfat'ın emlak imparatorluğunun nihai kontrolünü elinde bulundurduğunu ortaya koydu. Gayrimenkullerin gerçek sahibini gizlemeye yönelik sistematik girişimleri gösterdiler; Rıfat'ın satın almalarının yalnızca Suudi kraliyet ailesi tarafından finanse edildiği yönündeki savunmasını çürüttüler ve paranın gerçek kaynağını ortaya koydular: Suriye devlet bütçesinden zimmete geçirilen 200 milyon dolar ile Hafız Esed'in kardeşini sürgüne gönderdiği yıl alınan 100 milyon dolarlık Libya kredisi.

17 Haziran 2020'de Fransız mahkemesi, Rıfat Esed'i zimmete geçirilen kamu kaynaklarını aklamak, vergi kaçakçılığı ve çalışma mevzuatına ilişkin suçlardan suçlu buldu. Dört yıl hapis cezasına çarptırıldı. Fransa ve Birleşik Krallık'taki mülklerine el konulmasına karar verildi.

Sherpa, bu paranın Suriye'ye iade edilmesini umuyordu. (Kuruluş uzun yıllardır zimmete geçirilen kamu kaynaklarının çalındıkları ülkelere geri verilmesi için kampanya yürütüyordu. 2021 yılında bu konuda başarı elde edildi; ilgili yasa çıkarıldı ve Rıfat'ın mal varlığının Suriye halkına aktarılacağı taahhüt edildi.)

Le Haras de Saint-Jacques, Paris'in kuzeybatısında bulunan Rıfat'ın geniş arazilere yayılmış şatosu Alain Jocard / AFP via Getty

Ancak karar açıklanır açıklanmaz Rıfat'ın avukatları kararı temyize götüreceklerini duyurdu. Fransa'da hapis cezaları ancak temyiz süreci tamamen tamamlandıktan sonra infaz ediliyor.

2021 yılında Rıfat'ın hukuk ekibi davayı İstinaf Mahkemesi'ne taşıdı. Ancak bir kez daha başarısız oldular.

Dosya Fransa'nın en yüksek ceza mahkemesine gitmek üzereydi. Fakat Chanez Mensous'un endişeleri giderek artıyordu. Cenevre'deki Philip Grant de aynı kaygıları taşıyordu. Her ikisi de Rıfat'ın yeniden Esed ailesiyle yakınlaşmaya ve hapse girmekten kurtulabileceği Suriye'ye dönmeye çalıştığı yönünde söylentiler duymuştu.

Rıfat, Beşşar Esed'e bağlılığını göstermek amacıyla o yıl yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yeğenine oy verirken görüntülendi.

Mensous'a göre bu, "çok açık bir işaretti."

Fransız bakanlıklarını uyarmaya yönelik girişimleri ise sonuçsuz kaldı.

7 Ekim 2021'de Rıfat, Belarus üzerinden Suriye'ye kaçtı.

Fransa'nın en yüksek ceza mahkemesi 2022 yılında mahkûmiyet kararını onadı. Ancak o tarihte artık çok geçti.

Mensous şöyle diyor:

"Yalnızca büyükelçiliğe gidip yeğenine bağlılığını göstermesi yetti ve böylece işlediği suçların hukuki sonuçlarından kurtuldu."

"Her şey çok kolay olmuş gibi hissettirdi. Her şeyini kaybetmiş Suriyeliler için fazlasıyla kolaydı. Bunu görmek, Suriyeli mağdurlar için tam anlamıyla bir hakaret gibiydi. Bir yenisi daha."

Cenevre'de Philip Grant ise Rıfat'ın kaçtığı haberine inanamadı.

İsviçre Federal Başsavcılığı'nın soruşturmayı sürekli ağırdan alması bir yana, Fransa'nın davayı başarıyla sonuçlandırıp mahkûmiyet kararı almasına rağmen Rıfat'ın kaçmasına izin vermesi Grant'e göre anlaşılır gibi değildi.

2020'li yılların başlarında, evrensel yargı yetkisi ilkesinin düzensiz biçimde uygulanması sayesinde Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde Suriyeli rejim yetkililerine karşı açılan davalar yavaş yavaş mahkemelere taşınmaya başladı. Bu ilke, devletlerin insanlığa karşı suçları nerede işlenmiş olursa olsun yargılayabilmesine imkân tanıyor.

2020 yılında başlayan ve Suriye devletinin işkence uygulamalarını konu alan ilk davada, üst düzey Suriyeli yetkililer Almanya'da insanlığa karşı suçlardan mahkûm edildi.

Grant ise Hama'da rejimin kuruluş dönemindeki suçlarının cezasız kalmasına tanıklık ederken, daha yakın dönemde işlenen suçların öncelik kazandığını izliyordu.

1982 katliamının ardından Hama... Archive PL / Alamy

...ve bugün şehir merkezindeki mezarlık Bekir Kasim / Anadolu via Getty

Buna rağmen TRIAL ve Halid el-Hânî, İsviçre'deki davadan vazgeçmedi. Rıfat'ın avukatlarının, yaşının ilerlediği ve sağlık durumunun yargılanmasına elverişli olmadığı yönündeki savunmalarına karşı mücadele ettiler. Dosyanın resmen mahkemeye gönderilmesi için ısrar ettiler. Sonunda 11 Mart 2024'te bunu başardılar. Rıfat'ı gerçekten mahkeme salonunda görmeyi beklemiyorlardı; ancak savaş suçlarının cezasız kalmasının kabul edilemez olduğu mesajını vermek istiyorlardı.

Aynı yılın ilerleyen dönemlerinde, 8 Aralık'ta Esed rejimi çöktü. Beşşar Esed ve ailesi Moskova'ya kaçarken, Rıfat'ın nerede olduğu bilinmiyordu. Fransız basını, onun Lübnan üzerinden Dubai'ye kaçtığını yazdı. Halid'in avukatı, Rıfat'ın nerede olduğunun açıklanmasını talep etti. Eğer kaçabilecek kadar sağlıklıysa mahkemeye çıkabilecek kadar da sağlıklı olduğunu savundular. Rıfat'ın avukatları ise bunu reddetti ve oldukça sıra dışı bir iddiayla, Halid'in intikam almaya çalışabileceğini öne sürdü.

Ardından, 20 Ocak 2026'da en çok korktukları haber geldi: 88 yaşındaki Rıfat Esed ölmüştü.

Bu haber için görüştüğüm hemen her kişi aynı konuya değindi. Philip Grant, Chanez Mensous ve özellikle de Halid el-Hânî, Rıfat Esed'in hiçbir zaman hapse girmemesinin ancak tek bir unsurla açıklanabileceğini düşünüyordu: Avrupa istihbarat teşkilatlarının onun adaletten kaçmasına göz yumması.

Araştırmacı gazeteciler Christian Chesnot ile Georges Malbrunot, 2014 yılında yayımladıkları kitapta daha somut kanıtlar ortaya koydu. Kitapta, Rıfat ile Fransa'nın dış istihbarat teşkilatı DGSE'nin çeşitli yöneticileri arasındaki ilişkilerin 1983 yılında başladığı ve 2000'li yılların ortalarına kadar sürdüğü anlatılıyordu. Buna göre Rıfat, Fransız istihbaratı için Avrupa'daki Suriyeli militanlar hakkında bilgi sağlayan ve Şam yönetimiyle dolaylı temas kurulmasına aracılık eden bir kanal işlevi görüyordu.

Ancak iki farklı kaynak bana, Rıfat ile Fransız istihbaratı arasındaki ilişkinin bunun da ötesinde, daha sonraki yıllarda da devam ettiğini söyledi.

Rıfat'ın şatosu ve at çiftliğinin bulunduğu Bessancourt'un eski belediye başkanı Jean-Christophe Poulet, 2001 ile 2010'lu yılların başı arasında Fransız istihbaratından birçok kez ziyaret aldığını anlattı. Bunun nedeni, Rıfat'ın çevresinden onlarca kişinin bölgede âdeta kaderine terk edilmiş şekilde yaşamaya devam ettiğini kamuoyuna açıklamasıydı.

Halid el-Hânî de benzer bir çağrı aldığını söylüyor. 2019 yılında Fransız vatandaşlığına başvurduğunda, DGSE merkezine çağrıldığını ve kendisine Fransa'da Rıfat hakkında savaş suçları davası açmayı düşünüp düşünmediğinin sorulduğunu ifade ediyor.

DGSE'de görev yapmış üst düzey bir yetkili de Rıfat ile Fransız istihbaratı arasındaki ilişkiyi doğruladı; ancak bunda olağan dışı bir durum olmadığını savundu. Ona göre, "Üçüncü Dünya liderlerinin yüzde 95'i (ve gelişmiş ülkelerdeki bazı liderler) servetlerini yolsuzluk, hırsızlık, kaçakçılık ve kara para aklama yoluyla elde etmektedir." Bu nedenle DGSE'nin Rıfat ile ilişki kurması, kendi bakış açısından yalnızca istihbarat faaliyetinin bir parçasıydı. Eğer Hama Kasabı ile ilişkiyi sürdürmek kan dökülmesini önleyebilecekse bunu yapacaklarını söyledi.

(Aynı yetkili, temyiz süreci devam ettiği için Rıfat'ın 2021 yılında Fransa'dan ayrılmasının hukuken tamamen serbest olduğunu belirtti. DGSE ise yorum talebine cevap vermedi.)

Ancak Rıfat'ın cezasız kalmasını yalnızca istihbarat servisleriyle açıklamaya çalışmak başka bir gerçeği gölgede bırakıyor: Onun korunmasına yalnızca gizli servisler değil, avukatlar, bankacılar, emanet yöneticileri ve bu tür işleri organize eden aracılar da katkıda bulundu.

İstemeden de olsa, Rıfat'ın milyonlarca dolarını aklamak için kullandığı isimsiz paravan şirketlerden oluşan imparatorluğun kurulmasına yardımcı oldular. Hama Kasabı'nın servetine meşruiyet görüntüsü kazandırdılar. Hatta bazıları, bu servetin izini sürmeye çalışan gazetecilere karşı Rıfat'ın açtığı davalarda ona destek verdi.

Fransa, İsviçre, Birleşik Krallık ve İspanya devletlerinin tutumu nasıl sorgulanmayı hak ediyorsa, bu süreci mümkün kılan profesyonellerin faaliyetleri de aynı şekilde sorgulanmayı hak ediyor.

Rıfat'ın ölümü davanın sona erdiği anlamına gelmiyor. Fransa'da, el konulan mal varlıklarının satışından elde edilecek on milyonlarca avronun Suriye'nin yıkılan bölgelerinin yeniden inşasına aktarılması taahhüt edildi. (Ancak bugüne kadar bu paranın hiçbir bölümü Suriye'ye gönderilmiş değil.)

Birleşik Krallık'ta Mayfair'deki ev hâlâ hukuki belirsizlik içinde bulunuyor; dondurulmuş durumda ancak resmen müsadere edilmedi, boş duruyor fakat henüz satılmadı.

İspanya'da ise yalnızca Rıfat'ı değil, eşlerinden ve çocuklarından bazılarını da kapsayan yaklaşık 700 milyon avroluk kara para aklama davası sürüyor. Ancak yakın zamanda ilerleme kaydedileceğine dair herhangi bir işaret bulunmuyor.

Yaklaşık 1 milyar avroya ulaşan mal varlığı hâlâ hukuki sürecin konusu olmaya devam ediyor. Yaklaşık 14 yıl süren iç savaşın yıkıma uğrattığı Suriye'nin ise bu paraya büyük ölçüde ihtiyacı var.