FOTOĞRAF: Rusya bayrağının renklerine boyanmış Mariupol şehir tabelası.
Fotoğraf: Eric Lafforgue.
Ukrayna’nın işgal altındaki topraklarında —her şeyden önce Mariupol’de, ayrıca Donetsk, Luhansk, Zaporijya ve Herson oblastlarının geniş kesimlerinde— yaşanan şey, Ukraynalı nüfusun kasıtlı olarak ortadan kaldırılması ve onun yerine Rus nüfusunun yerleştirilmesidir.
Rus makamlarının bu tutumunun tarihsel bir örneği bulunmaktadır. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Sovyet yetkilileri, savaş sırasında tahliye edilen büyük ölçüde Estonyalı nüfusun Narva şehrine geri dönmesini engelledi ve bunun yerine sistematik olarak Rus işçileri şehre yerleştirdi. 1934 yılında nüfusunun yüzde 65’i etnik Estonyalılardan oluşan bir şehir, Sovyet döneminin sonlarına gelindiğinde yaklaşık yüzde 97 oranında Rusça konuşan bir nüfusa sahip hâle geldi. Bu demografik dönüşüm Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından da devam etti ve bugün hâlâ Estonya’nın güvenlik hesaplamalarını etkilemektedir. Rusya’nın işgal altındaki Ukrayna’da, özellikle Mariupol’de yaptığı da aynı mantığı takip etmektedir: Bir şehrin nüfusunun siyasi kontrolün bir aracı olarak bilinçli şekilde yeniden şekillendirilmesi ve bunun, dünyanın sonunda ortaya çıkan sonucu kabulleneceği inancıyla gerçekleştirilmesi.
Tam kapsamlı işgalden önce Mariupol yaklaşık 450 bin kişiye ev sahipliği yapıyordu. Nüfusunun çoğunluğu Ukraynalılardan oluşan şehir, 2014 yılından sonra önemli bir kültürel ve sivil canlanma yaşamıştı. 2022 yılında 86 gün süren acımasız kuşatma şehri harabeye çevirdi. İnsan Hakları İzleme Örgütü, yalnızca ilk yıl içinde en az 8.034 fazladan ölüm gerçekleştiğini belgeledi ve bu sayının gerçekte yaşanan kayıpların önemli ölçüde altında olduğunu değerlendirdi. Ukraynalı resmî makamların tahminlerine göre ise 2022 yılının ortalarına gelindiğinde ölü sayısı 22 bine ulaşmıştı. Yüz binlerce kişi şehirden kaçtı. Belediye kayıtlarına göre, Nisan 2022’ye kadar en az 33 bin Mariupol sakini Rusya’ya veya ayrılıkçıların kontrolündeki bölgelere zorla gönderildi. Sürgündeki belediye başkanının o dönemki danışmanı Petro Andriuşçenko ise Donetsk Oblastı’ndaki Rus filtreleme kamplarında aynı anda tutulan 27 bin kişiyi daha belgeledi. Bu kişiler biyometrik kayıt işlemine tabi tutuluyor, sorgulanıyor, belgelerine el konuluyor ve birçok durumda Rusya’nın uzak bölgelerine sürgün ediliyordu. Mayıs 2023 itibarıyla savaş öncesi Mariupol nüfusundan yaklaşık 120 bin kişi şehirde kalmıştı. Bugün ise bu sayı yaklaşık 100 bine düşmüş durumdadır.
Geride kalan bu nüfusun demografik yapısı da dikkat çekicidir. Şehirde kalan yaklaşık 100 bin kişinin 70 bini, yani yüzde 70’i, 60 yaşın üzerindeki emeklilerden oluşmaktadır. Çalışma çağındaki yetişkinlerin sayısı yalnızca 13 bindir. 17 yaş ve altındaki çocukların sayısı ise sadece 17 bindir. Bu, toparlanma sürecindeki bir nüfus değildir. Yaş piramidi tersine dönmüştür ve mevcut durumun düzelmesi de pek olası görünmemektedir.
Dnipro merkezli İşgal Araştırmaları Merkezi tarafından sağlanan verilere göre, işgalden önce Mariupol’de yaşayan ve hâlen işgal altında bulunan nüfus arasında her ay yaklaşık 600 kişi hayatını kaybetmektedir. Buna karşılık aynı dönemde yaklaşık 90 doğum gerçekleşmektedir. Bu doğum oranı da her iki yılda bir yaklaşık yüzde 10 oranında düşmektedir. Böylece yalnızca doğal nedenlerle nüfus her ay yaklaşık 510 kişi azalmaktadır. Bu tablo, Ukrayna hükümetinin kontrolündeki bölgelerle kıyaslandığında belirgin bir farklılık göstermektedir. Şiddet olaylarından kaynaklanan ölümler de hesaba katıldığında, 2025 yılında hükümet kontrolündeki Ukrayna’da ölüm-doğum oranı yaklaşık 3’e 1 seviyesindeydi. Doğum oranları, bir toplumun kendi geleceğine duyduğu güvenin en güvenilir göstergelerinden biridir. Kuşatmayı yaşamış ve hâlen Mariupol’de kalan insanlar çocuk sahibi olmamaktadır.
Aynı zamanda savaş öncesi nüfusa mensup çalışma çağındaki yetişkinler de her ay yaklaşık 200 kişi oranında şehri terk etmektedir. İşgal altındaki Mariupol, küçük ölçekte bir gözetim devletine dönüşmüştür. İnsanların hareketleri izlenmekte, Ukrayna dili bastırılmakta, sivil kurumlar dağıtılmış durumda bulunmakta ve Ukrayna ordusu ya da sivil toplumla bağlantısı bilinen kişiler gözaltına alınma riskiyle karşı karşıya kalmaktadır. Buna karşılık bu kaybı dengeleyecek herhangi bir nüfus girişi söz konusu değildir. Mariupol, Ukraynalıların fırsat bulduklarında terk ettikleri bir yer hâline gelmiştir.
Ölüm, göç ve doğum oranlarındaki çöküş nedeniyle savaş öncesi nüfusun her ay yaklaşık 710 kişi azalması dikkate alındığında ve nüfusun yaşlanması ile şiddet kaynaklı ölümlerin giderek artan etkileri hesaba katılmasa bile, bu grubun sayısı 12 yıl içinde 5 bin kişinin altına düşecektir. Yarım nesil içerisinde Rusya, 450 bin nüfuslu bir şehrin savaş öncesi sakinlerini fiilen ortadan kaldırmış olacaktır.
Bu sürecin diğer yönünü ise onların yerine yeni bir nüfusun yerleştirilmesi oluşturmaktadır. İşgal Araştırmaları Merkezi’nin yerleşimci akışına ilişkin verilerine göre, 2023 ile 2025 yılları arasında Mariupol’deki Rusya Federasyonu vatandaşlarının sayısı en az 80 bin kişi arttı. Mevcut artış hızı ayda yaklaşık 2.200 kişidir. Bu projeksiyonlara göre, Rus vatandaşlarının sayısı bu yılın sonuna kadar işgal öncesinde Mariupol’ü evi olarak gören insanların sayısını aşacaktır. Üç yıl içinde bu fark iki katından fazla olacak, on yıl içinde ise nüfusun yer değiştirme süreci neredeyse tamamen tamamlanmış olacaktır.
Bu göç kendiliğinden gerçekleşmemektedir. Rusya, demografik yeniden yerleştirme için federal düzeyde bir altyapı oluşturmuştur. Öğretmenleri, doktorları, kültür çalışanlarını ve spor antrenörlerini kapsayan “Zemsky” programları kapsamında çalışma çağındaki Rus vatandaşlarına, Kremlin’in “yeni bölgeler” olarak tanımladığı yerlere taşınmaları karşılığında mali teşvik paketleri, konut desteği ve yüzde 2 faizli ayrıcalıklı mortgage kredileri sunulmaktadır. Sadece 2026 yılında öğretmenlerin taşınması için 1,18 milyar ruble tahsis edilirken, kültür çalışanları programına 2,5 milyar ruble ayrılmıştır. Doktorlar programına ise 2024 yılında 6 milyar ruble tahsis edilmiştir. Bunların tamamı işgal yönetimlerine bağlı bakanlıklar aracılığıyla yürütülen federal bütçe kalemleridir.
Bu programlar kapsamında gelen yerleşimcilerin büyük çoğunluğu aileleriyle birlikte taşınan çalışma çağındaki yetişkinlerden oluşmaktadır. Bunlar arasında, eşi ve dört çocuğuyla birlikte işgal altındaki Donetsk’e taşınan Tataristanlı bir öğretmen; her ikisi de işgal altındaki Luhansk’ta okullarda göreve başlayan ve dört çocuklarını da beraberinde getiren Habarovsklu bir çift; taşınma ödeneğiyle Luhansk’ta bir daire satın alan Sibiryalı bir koreograf; işgal altındaki Sievierodonetsk’in mesleki açıdan kendisini geliştirdiğini söyleyen İrkutsklu bir ses mühendisi bulunmaktadır. Bu kişilerin her biri yalnızca bir Rus vatandaşının daha bölgeye yerleşmesini değil, aynı zamanda çocuklarını Ukrayna toprağında Rus vatandaşı olarak yetiştirecek bir aile birimini temsil etmektedir.
Bunların hiçbiri rastgele gelişmemektedir. Ağustos 2023’te Savaş Araştırmaları Enstitüsü (ISW), Ukraynalı direnişçilerin Rus işgal yönetimine ait bir planlama belgesini ele geçirdiğini değerlendirdi. Söz konusu belge, Mariupol için hazırlanan on yıllık bir programı içeriyordu: açık biçimde belirlenmiş yeniden nüfuslandırma hedefleri, etnik Ukraynalıların sistematik olarak uzaklaştırılması ve Rus yerleşimciler için sağlanan ayrıcalıklı teşvikler. ISW, Rusya’nın bu uygulamalarının “soykırım suçunun önlenmesi ve cezalandırılması sözleşmesinin açık ihlalleri olmasının yanı sıra muhtemelen kasıtlı bir etnik temizlik kampanyası niteliği taşıdığı” sonucuna vardı. Plan, öngörüldüğü şekilde uygulanmaktadır.
Mariupol istisnai bir örnek değil, ileri aşamaya ulaşmış bir vakadır. Son gözlemler, işgal altındaki dört oblastın tamamında savaş öncesi nüfusun azalması ve buna paralel olarak Rus vatandaşlarının planlı biçimde yerleştirilmesi yönünde benzer eğilimlerin bulunduğunu doğrulamaktadır. Herson’da Rusya’nın farklı bölgelerinden getirilen yöneticiler, yönetimin neredeyse bütün kademelerinde görev üstlenmiştir. Bunların bir kısmı, Ukraynalı çocukların sınır dışı edilmesi ve Ukrayna eğitim sisteminin tasfiye edilmesindeki rolleri nedeniyle uluslararası yaptırımlara tabi tutulmuştur. Bu yaklaşım, tanınabilir bir Sovyet modelini takip etmektedir: Toprakların ve bunların geliştirilmesinin medeniyet açısından Rusya’ya ait olduğu inancına dayanarak, mevcut nüfusu seyreltecek, yerinden edecek ve sonunda onun yerini alacak şekilde kitlesel yerleşimci transferi gerçekleştirmek.
Mariupol’ün Ukraynalı kimliğinden arındırılması askerî zorunlulukların bir yan ürünü değildir. Sivillerin sürgün edilmesi ve filtreleme kamplarına alınması, Ukrayna dili ve kimliğinin bastırılması, yerleşimci göçünün federal bütçeyle finanse edilmesi ve on yıllık demografik plan birlikte değerlendirildiğinde; bunların tamamı, bir nüfusu kendi toprağından uzaklaştırıp yerine başka bir nüfus yerleştirmeyi amaçlayan sistematik ve devlet tarafından yönlendirilen bir kampanyayı oluşturmaktadır. ISW bu durumu tereddütsüz biçimde “etnik temizlik” olarak nitelendirmiştir. Soykırım Sözleşmesi ile Roma Statüsü de bu sürecin değerlendirilmesine yönelik başka hukuki çerçeveler sunmaktadır. Mahkemelerin bu sözleşmeler kapsamında nasıl bir sonuca ulaşacağı ise hukuki süreçlere ve siyasi iradeye bağlıdır. Ancak yaşanmakta olan olayların niteliği konusunda ciddi bir analitik görüş ayrılığı bulunmamaktadır.
Şu an için düşük bir ihtimal gibi görünse de olası herhangi bir uzlaşma anlaşması, Rus yerleşimcilerin bölgeye akışını durdurmayacaktır. Aksine, güvenlik koşullarının istikrara kavuşması yerleşim risklerini azaltacağı için bu süreci teşvik edecektir. Geçmiş deneyimler, silahların susmasının demografik dönüşümü durdurmadığını göstermektedir. Tam tersine, sahada oluşturulan fiilî durum daha sonra yapılacak herhangi bir siyasi uzlaşmanın kabul etmek zorunda kalacağı bir gerçeklik olarak sunulabilmektedir. Rusya’nın en çok kazandığı şey zamandır.
Sonunda Ruslaştırılmış bir Mariupol’ün nasıl bir yer hâline geleceği sorulmaya değer bir konudur. Tarih bunun için bir cevap sunmaktadır: Demografik yapısı değiştirilmiş, zaman içinde donmuş, kökenleri giderek belirsizleşmiş ve yeni gerçekliği sıradan bir durum olarak kabul edilen bir şehir. Ancak daha karanlık ihtimaller de bulunmaktadır. Şehir, Rusya’nın 2014’ten sonra Kırım’ı dönüştürdüğü gibi bir askerî harekât üssüne dönüşebilir; nitekim Rusya, Mariupol’ü yıkan işgali başlatırken Kırım Yarımadası’nı bu amaçla kullanmıştı. Ya da Ukrayna’nın askerî olarak bölgeyi yeniden ele geçirmesi durumunda, yeniden birleşmiş Ukrayna içinde istikrarsızlık yaratacak bir bölgeye dönüşebilir; Rus vatandaşlığına sahip ve Rusya yanlısı siyasi bağlılıklarla şekillendirilmiş yerleşimcilerin yoğunlaştığı, gelecekteki herhangi bir siyasi çözümü içeriden zayıflatacak bir alan hâline gelebilir. Veya şehir tamamen Rusya’ya katılabilir ve zamanla unutulabilir; yaşanan şiddet ile etnik temizlik kalıcı biçimde tarihin derinliklerine gömülebilir. Kesin olan bir şey vardır: Rusya, Mariupol’ü müzakere masasında kendi isteğiyle geri vermeyecektir.
Bu senaryoların hiçbirisi cazip değildir. Bunların tamamı hem Rusya’nın eylemleri hem de diğer herkesin eylemsizliği sonucunda ortaya çıkmıştır.



