Fotoğraf: Faslıların Sebte adını verdiği Ceuta, Kuzey Afrika'da yer almakta olup 1580 yılından bu yana İspanya'nın işgali altındadır, diye belirtiyor Olivia Hooper. [GETTY]
Yaklaşık 60 bin kişinin, çoğunluğu Faslı olmak üzere, aniden İspanya'nın Ceuta yerleşim bölgesine göç etmesi, aşırı sağın göçmen karşıtı ve İslamofobik söylemlerine adeta malzeme sundu.
Çoğunluğu Faslı olan binlerce göçmenin daha iyi bir gelecek umuduyla yüzerek ve kayalıklara tırmanarak Ceuta'ya girmeye çalıştığını gösteren videolar kısa sürede sosyal medyada yayıldı. Bu görüntüler, "istila yaşanıyor" ve "işte sizi bunun konusunda uyarmıştık" gibi iddialı başlıklarla servis edildi.
Ne yazık ki bu yolculuk sırasında en az 72 kişi hayatını kaybetti, çok sayıda kişi ise hâlâ kayıp. Kriz, Kral VI. Muhammed'in 30 Temmuz'daki 27. Tahta Çıkış Günü yıldönümünde patlak verdi. Yaklaşık 50 bin kişinin yalnızca 24 saat içinde sınırı geçtiği tahmin ediliyor.
O tarihten bu yana, sayının daha da artmasını engellemek ve sınırın kontrolünü yeniden sağlamak amacıyla geniş çaplı askerî operasyonlar yürütülüyor. Cuma akşamı İspanya hükümeti, 60 bin kişinin en az 48 bininin Fas'a geri döndüğünü açıkladı.
Bilinçli olarak göz ardı edilen gerçekler
Geçen haftadan önce birçok kişi muhtemelen Ceuta'nın adını bile duymamış ya da haritada yerini gösteremeyecek durumdaydı.
Faslıların Sebta olarak adlandırdığı Ceuta, Kuzey Afrika'da bulunmaktadır ve 1580 yılından bu yana İspanya'nın işgali altındadır. Ceuta'nın daha doğusunda yer alan Melilla da İspanya'nın işgali altındaki diğer bölgedir.
Olayın bu hayati yönü, aşırı sağın korku siyasetine dayanan söylemlerinde bilinçli biçimde görmezden gelindi. Bunun yerine sürekli olarak "İspanya işgal ediliyor" propagandası yapıldı.
Göç haberlerinde sıkça görülen çarpık yaklaşım bir kez daha ortaya çıktı ve suç hızla göçmenlere yüklendi. Oysa bunlar, bir sınırı aşabilmek için her şeylerini riske atan insanlar. Bu bilgisiz ve tehlikeli söylem, gerekli değişiklikleri yapabilecek imkânlara sahip olan ülke yönetimlerini sorgulamaktan özellikle kaçınıyor.
Fotoğraf ve videolardan görüldüğü üzere sınırı geçenlerin büyük bölümü gençlerden oluşuyordu. Bu da şaşırtıcı değil; çünkü Fas nüfusunun yüzde 50'sinden fazlası 35 yaşın altında.
Bunlar, 2025 yılında daha iyi sağlık hizmeti ve eğitim talebiyle sokaklara çıkan, Gen Z Hareketi olarak anılan genç kuşağın ta kendisiydi.
Bu gençler, birkaç hafta içerisinde aynı hastanede sezaryen ameliyatı geçiren sekiz kadının hayatını kaybetmesinin ardından temel haklar talep ederek ülke çapında büyük ölçüde barışçıl protestolar düzenlediler. Ancak karşılık olarak şiddet ve baskıyla karşılaştılar.
Faslı gençler değişim talep etmek için risk aldı fakat hiçbir sonuç elde edemedi. O tarihi gençlik hareketinin üzerinden henüz bir yıl bile geçmeden, bugün aynı gençler; kendilerini dinlemeyen, desteklemeyen ve önemsemeyen bir ülkeden kaçtıkları için şeytanlaştırılıyor.
Mülteciler "istilacı" değildir
Ne yazık ki göçmen karşıtı söylemi ve İslamofobiyi benimseyen çevreler, sınır geçişine ait görüntüleri kendi siyasi propagandalarının malzemesine dönüştürdü. Kışkırtıcı dil ve görüntüler kullanılarak savunmasız insanlar soyut bir güvenlik tehdidi gibi sunuldu.
Örneğin yayımlanan videolardan birinde "Faslı Arap mülteciler İspanya'yı istila ediyor" başlığı kullanıldı. Başlığa özellikle "Arap" kelimesinin eklenmesi tesadüf değildi; bu tercih, bütün Arap erkeklerini haksız biçimde terörist, tecavüzcü veya katil olarak damgalayan İslamofobik önyargıları beslemeye yönelikti.
Başlığın kendisi de büyük bir çelişki içeriyor. Çünkü mülteciler "istila etmez". "İstila" askerî bir kavramdır ve bilinçli olarak şiddet tehdidini çağrıştırmak amacıyla kullanılır. Oysa Ceuta'ya geçenler silahsız sivillerdi ve yanlarında neredeyse hiçbir eşya olmadan göç etmeye çalışıyorlardı.
Aşırı sağ medya ise yoldan geçen insanların telefonlarını ödünç alıp annelerini arayarak "Anne, sağ salim geldim." diye ağlayan genç çocukları göstermedi.
Söylemi bilinçli biçimde değiştiren aşırı sağ, insanları başarıyla insanlıktan çıkarıyor. Bu düzeydeki propaganda, ne yazık ki Ceuta'da görüldüğü gibi, fiziksel şiddete dönüşebiliyor. Nitekim bazı göçmenlerin sokaklarda yerel halk tarafından dövüldüğü görüntüler ortaya çıktı.
Fas ve İspanyol güvenlik güçlerinin uyguladığı sert ve ölümcül müdahaleler de kameralara yansıdı. Bunun yanında insanlık dışı davranışlar da görüldü. Bir videoda, susuzluktan su isteyen göçmen grupları yardım isterken, askerlerin ellerindeki su şişeleriyle onları sadece izlediği görülüyordu.
Schengen'in askıya alınması düşünmeden verilmiş bir tepkiydi
Her zamanki gibi aşırı sağın göç takıntısı hükümetleri de aceleci kararlar almaya itti. İtalya, İspanya ile Schengen uygulamasını askıya alma kararı aldı.
Oysa bu karar gerçek bir risk değerlendirmesine dayanmıyordu. Çünkü Ceuta, İspanya ana karasına bağlı değildir. Ayrıca ana karaya geçilse bile tüm göçmenlerin kimlik ve vize kontrollerinden geçmesi zorunludur.
İspanya Dışişleri Bakanı José Albares da X hesabından yaptığı açıklamada bunu hatırlatarak, "Schengen Bölgesi'nin bütünlüğü tamamen güvence altındadır." dedi ve bunun aksini iddia edenleri kasıtlı biçimde kafa karışıklığı oluşturmakla suçladı.
Sahadaki durum büyük ölçüde kontrol altına alınmış olmasına rağmen, Avrupa Birliği üyeleri paniğe kapılarak birlik içindeki dayanışmayı zedeleyen adımlar attılar. Cumartesi günü AB'nin 27 üyesinden 22'si, içişleri bakanlarının "acil" çevrim içi toplantı yapmasını talep etti.
AB'nin bu refleksi, ilk içgüdüsünün günah keçisi aramak olması nedeniyle, birliğin gerçek anlamda ne kadar dayanışmacı olduğu konusunda soru işaretleri doğuruyor. Daha ortak bir yaklaşım ise yapısal destek sunmayı ve insanları ülkelerini terk edip hayatlarını riske atmaya iten temel sorunlarla yüzleşmeyi gerektirirdi.
Bu olayın en acı tarafı ise önceki göç krizlerinden hiçbir ders çıkarılmadığını göstermesidir.
Liderler gençleri görmezden gelmeye ve onlara temel haklarını ve daha iyi bir yaşam umudunu vermemeye devam ediyor. Medya savunmasız insanları şeytanlaştırmayı sürdürüyor. Hükümetler ise çözümün daha sert sınırlar olduğuna inanıyor; oysa bunun daha önce hiçbir zaman kalıcı bir çözüm sağlamadığı ortada.
Her şeyden önemlisi ise hiçbir maddi bedeli olmayan ama en ağır sonucu doğuran hata, hayatlarının en travmatik dönemini yaşayan insanlara insan gibi davranmamaktır.
Kaynak: The New Arab



